bengisu-avci
Manş Denizi'ni yüzerek geçen üçüncü Türk kadını olan 22 yaşındaki İzmirli Bengisu Avcı 47 kilometrelik macerayı 9 Eylül Gazetesi'ne anlattı.

Manş Denizi‘ni yüzerek geçen üçüncü Türk kadını olan 22 yaşındaki İzmirli Bengisu Avcı 47 kilometrelik macerayı 9 Eylül Gazetesi’ne anlattı.

Açıksu Milli Takım sporcusu Bengisu Avcı, geçen yıl hipotermi tehlikesi yüzünden yarım kalan hayalini bu yıl tamamladı, 47 kilometrelik zorlu mesafeyi kulaçlarıyla aştı. Durmadı, dinlenmedi, beslenirken sırtüstü yüzdü.

İngiltere ile Fransa arasındaki tehlikelerle dolu parkurda yüzen 22 yaşındaki Bengisu Avcı, Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde Yüzme Antrenörlüğü okuyor ve gelecekde tıpkı kendisi gibi deniz tutkunu olan gençleri yarışmalara hazırlamak istiyor. Bengisu Avcı ile büyük başarısını konuştuk.

Yüzme sporuna olan ilgin ne zaman başladı?

6 yaşında, Ege Üniversitesi Yüzme Kulübü’nde annem ile yüzme kursuna başladık. O sene Akın Hocamın keşfetmesiyle kulübe girdim ve yüzme hayatım başladı. 2010 yılında ilk defa açıksu branşında yarıştım ve 2011 yılında Açıksu Milli Takımı’na girdim. Bu süreçte Akın, Armağan ve Bahtiyar Hocalarım ile çalıştık. Sabah 05.30 akşam, 20.00 antrenman yaptık. Denize gittik, kamplara katıldım. Bu sayede iki defa LEN Cup ve Avrupa Gençler Şampiyonası’nda yarıştım. Şimdi de ulusal ve uluslararası yarışmalara katılmaya devam ediyorum.

Manş Denizi’ni geçmeyi neden istedin? Seni kim yüreklendirdi?

2010 yılından beri Openwater (açıksu) yarışıyordum. 5- 7.5 ve 10 km’lik mesafeleri içeriyor, ulusal şampiyonalara ve özel yarışmalara da katılıyordum, bu yarışmalardan bir tanesinde Kamil Resa Hocam ile tanıştık. Kendisi de daha önce bu parkuru yüzmüştü ve beni cesaretlendirdi. Ben de uzun mesafeye alışkın olduğumdan hemen kabul ettim ve süreç başladı.

 Nasıl hazırlandın, hazırlıklar ne kadar sürdü? Antrenman dışında özel bir beslenme programı uyguladın mı?

Hazırlıklar geçen yılın çalışmalarını da sayarsak iki yıl sürdü. İki yıl boyunca saatlerce ve kilometrelerce yüzdüm. İlk sene İstanbul’dan Kamil Hocam, İzmir’den Mert Hocam çalışmalarıma yardımcı olmaya çalışıyordu, ayrıca deniz antrenmanlarımı da daha önce yüzen kişilerden araştırarak ve öğrenerek yaptım. Fakat yeterli değildi ki, ilk denememde başarısız oldum. Manş’ta su soğuktur. 14- 17 derece arasında değişir, ben 7. saatten sonra hipotermi tehlikesi yüzünden bırakmak zorunda kaldım ne yazik ki, antrenmanlarım yetersizdi. Geçen sene geçiş için gittiğim otelde şans eseri Manş rekortmeni Trent Grimsey ile tanıştım. Bana yeniden denemem için cesaret verdi. İki ay sonra karar verildi ve yeniden kayıtlandım.
Bütün programımı değiştirdim, beslenmemi, antrenmanlarımı, her şeyi. Hırvatistan’da soğuk su kampına gittim, orada İngiliz bir yüzme ekibiyle tanıştım, birlikte antrenman yaptık. Onlardan çok şey öğrendim, 13 derece suda antrenman yaptım, çok çok soğuktu, bazen ağlamak istedim ancak bu şekilde öğendim ki sadece fiziki değil, zihinsel olarak da antrene olmak gerekiyordu. Beslenme şeklimi de değiştirdim, kilo aldım, kas ve yağ oranımı arttırdım. Bu sayede vücudumun onlarca saat sıcak kalabilmesi için bana yardımcı olacaktı. Bot ayarladık, her hafta sonu denizde yüzdüm, havuzda antrenmanlarımı değiştirdim. Denizde olduğum zaman beni her seferinde kıyıda izleyen birisi oluyordu. Annem, babam, Sevinç ablam, arkadaşım.. Hazırlık sürecinde üzerimde emeği olan çok kişi var.

Geçen yıl hayalinin yarıda kalmasına neden olan talihsizlik neydi?

Soğuk suya yeteri kadar adapte değildim, bu ilk sorundu. Yüzerken çok üşüdüğümü hatırlıyorum. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, yüzüş tarihimiz bize göre belirlenmiyor. Biz Channel Swimming Association’a bağlı teknelerden birisiyle konuşup bir yıl öncesinden yer ayırtıyoruz. Geçen sene benimki 28 Ağustos- 4 Eylül arasındaydı ve bu aralıkta o tekneyle yüzecek olan üçüncü yüzücüydüm. Bundan sonrası İngiltere’ye ulaşıp, kaptanın deniz, hava ve med-cezir tahminlerine göre belirleniyordu. Ve gittiğimin ertesi günü sabahı start almıştım. Bu da tabi ki beni oldukça etkiledi. Bu yüzden bu sene daha da erken gittik İngiltere’ye ve bolca da soğuksu antrenmanı yaptım.

Bu kulvarda yüzerken karşılaşabileceğin olası tehlikeler nelerdi? Hiç korkmadın mı?

Olası tehlikeler, boğulma (akıntı sebebiyle), hipotermi (14- 17 derece arası su nedeniyle), sakatlıklar, denizanası sokması gibi tehlikeler. Ancak ben hepsine hazılıklıydım. Eskiden gece karanlıktan korkardım. Gece suya girip antrenman yaptım, kendimi alıştırdım. Yüzeceğim denizden çok daha soğuk sulara girdim ve yüzdüm. Bu tür öldürücü olmayan denizanaları hep varlar, Türkiye’de de var. Tedavisi zaten tuzlu su, yüzdükçe yakma hissi kayboluyor. Ayrıca denizler onların yaşam alanı, girip rahatsız eden, yollarına çıkan, öldüren bizleriz. Böyle düşününce insan o kadar da korkmuyor. Doğaya saygı duymayı, bir parçası olmayı öğreniyor.

Kaç kilometreyi, kaç saatte yüzdün?

İngiltere- Fransa arası, en kısa mesafe Manş Denizi, Dover Boğazı’ndan geçilir. Kuş uçuşu 34 kilometre, ancak yüksek med- cezir hava şartları ve akıntılar ile yüzücüler “S” şeklinde geçebilirler ve en az 40 km’yi bulur. Benim geçişim de 47 km sürdü. 11 saat 29 dakikada tamamladım. Derecem şu anda Türk kadınları içerisindeki en iyi derece.

Sana kimler eşlik etti?

Teknemin kaptanı Eric Hartley, yardımcısı Gary, gözlemci hakem Keith Oiller, RedTopSwim ekibinden Matt Duggan, Kamil Resa Hocam ve annem.

Ne yiyip, ne içtin?

Yüksek kalorili içecekler, sıcak çaylar ve enerji içecekleri ile beslendim. Bunlar yüzerken ihtiyaçlarıma göre düzenlendi. Antrenmanlarda deneyip alışkın olduğum içecekler tükettim. Hepsi hakemin gözleminde, içerikleri kontrol edilerek veriliyordu.

Ne sıklıkla mola verdin? Nasıl dinlendin?

30 ile 45 dakikada bir beslendim. Beslenmeyi bana tekneden ipin ucuna bağlı atılan shaker içerisine konulan içecekler ile yaptım. Durmadım, dinlenmedim. Tekneye veya herhangi birisine dokunmam diskalifiye sebebiydi. Beslenirken de sırtüstü dönüp yüzmeye devam ettim, yoksa akıntı beni geriye atıyordu.

Saatlerce kulaç atarken hissettiklerin neydi, neler düşündün?

Saatlerce şarkı söyledim, zafer anını düşündüm. Beni sevenleri, izleyip destekleyenleri, arkadaşlarımı.. Bu geçiş aynı zamanda TOFD Omurilik Felçlileri Derneği bağış kampanyası için yüzüldü. Üç adet akülü tekerlekli sandalyeydi hedefimiz, motive olmamı sağladı. Durup anneme “Bağış yapan kaç kişi oldu?” diye sorduğumu hatrlıyorum. Bazı zamanlar daha soğuk bir akıntıya giriyordum, kendimi sakinleştirerek, arkadaşlarımın isimlerini tek tek sayarak dayandım. Böyle uzun mesafelerde mental antrenman çok önemli. Başınıza birçok kötü şey gelebilir, bunların hepsini aklınızın çok uzak bir noktasına fırlatıp atmanız gerekiyor. Ben de öyle yaptım, sadece güzel anları düşündüm, denizin güzelliğini, aslında ne kadar sevdiğim bir şeyi yapıyor olduğumu düşündüm.

Son kulaçta duyguların neydi?

Geçişlere dair pek çok video izlemiştim, başarılı ve başarısız sonuçlanan geçişler.. Hakemin de bana söylediği gibi yüzüşün süresine göre Fransa’da ulaşabileceğimiz olası yerler şöyleydi; Kayalık bir bölge, bir plaj veya sığ kum tepecikleri olan bir yer…. Son iki saatte kayalık bölgeye varış yapacağımı öğrendim. Yani Cap Gris Nez’e. Dibe bakarken tempo arttırdım, gözlerim doldu, çok mutluydum ve sadece kıyıya dair bir şey görmek istiyordum. Bir anda büyük bir kaya parçası gördüm başımı kaldırıp hızlandım ve kayalara dokundum. Son on beş metre yanımda yüzerek beni izlemeye gelen Matt, “Üzerine çıkmalısın, dokunman yetmeyecek” dedi ve kendimi kayaların üzerine attım. Elimi kaldırdım, tekne üç defa korna çaldı ve resmi olarak geçişim tamamlandı. En mutlu anımdı !

Hedefinde şimdi ne var?

Hedefim “Oceans Seven parkurunu tamamlayan ilk Türk kadını” olmak… Bunlar dünyanın çeşitli bölgelerinde konumlanmış, farklı denizlerde ve çeşitli zorluklara sahip parkurlar. Dünyada bunları tamamlayan kadın sayısı çok az. Eğer yeterli desteği bulabilirsem bunu tamamlamak istiyorum. Deniz benim tutkum, en mutlu olduğum yer. Bu işi severek yapıyorum ve yüzmekten vazgeçmeyeceğim.

Hayat motton nedir?

En çok başarmak istediğin şeyi bul ve gidip onu alana kadar ne gerekiyorsa yap. Bu herhangi bir şey olabilir, hayat bize hedeflerimiz yolunda pek çok zorluklar çıkarıyor ve ne yazık ki bu yolda herkes eşit konumda ilerleyemiyor. İşte bu yüzden ben elimdeki imkanlarla en kötüsüne hazırlanıp en iyisini umuyorum hep. Yaptığım işten zevk alıyorum ve aynı şekilde bunu yüzüşüme de yansıtıyorum. Hayatın her anından zevk almaya bakıyorum, çünkü bir başarısızlık bile size yeni güzellikler getirecek yeni bir fırsat olabilir. Sadece bunu kabul edip önünüze bakabilmeniz gerekiyor.

Yetişmekte olan sporculara tavsiyelerin neler olur?

15 yıllık sporcu hayatımda gördüğüm şu ki, ülkemizde sporcular yetersiz maddi destek, yetersiz tesis, bilgi eksikliği, saatler süren antrenmanların eğitim sistemi ile uyumsuz oluşu gibi sebeplerle sporu bırakmak zorunda kalıyorlar. Hepsini ben de yaşadım, üç defa kulüp değiştirdim, sınavlar yüzünden bazen kamplarıma gidemedim, arkadaşlarımın doğum günlerini kaçırdım, havuz kapıları bile yüzüme kapandı, branşıma yeterli ilgiyi göremedim… Hepsini yaşadım, her seferinde bir yolunu buldum. Siz yeter ki isteyin, bir yol mutlaka bulunuyor. Sakın başarmayı istediğiniz hedefinizden vazgeçmeyin, o gün çok yorgun olsanız bile antrenmanınızı aksatmayın, gece uykunuzu alın, vücudunuza aldığınız besinlere dikkat edin ve en önemlisi sevdiğiniz işi yapmaktan ne olursa olsun vazgeçmeyin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here