yaprak-ressami
Afrika menekşesi gibi yapraklarını çok beğendiğim çiçekleri evimizin balkonunda yetiştirmeye başladım. Kısa süre sonra evimiz sera gibi oldu.

Çocukluğunda evlerinin bahçesinden topladığı yaprakları kitapların arasında kurutup biriktiren Ömür Köroğlu, şimdi rengarenk kuru yaprak ve çiçeklerle birbirinden güzel eserlere imza atıyor

Ömür Köroğlu İzmir doğumlu. Antalya Aksekili doğa tutkunu bir ailenin bireyi… Çiçeklere ve yapraklara ilgisi çocukluk yıllarında evlerinin geniş bahçesinde başlamış. O yıllardan bu yana kitapların ve defterlerin arasında yaprak kurutan Köroğlu, yıllar sonra elde ettiği birikimi yaprak sanatına dönüştürerek, yaprak ve çiçeklerden oluşan eserlerini kimi zaman fuarlarda sergiliyor, eserleriyle kimi zaman uluslararası yarışmalarda ülkesine madalyalar kazandırıyor. Ömür Köroğlu Türkiye’nin tek yaprak sanatçısı olarak şu sıralar doğaya ve çiçeklere tutkun öğrencilerine de bu sanatı da öğretmek için dersler veriyor. Köroğlu ile Tepekule’de düzenlenen ve davetli olarak katıldığı Pet Show’daki standında görüştük.

Yapraklara ilginiz nasıl başladı? Geleceğe yönelik bir düşünceniz var mıydı?

İzmir doğumluyum. Antalya Akseki’den yörük bir ailedeniz biz. Babam Ahmet Ali Uçar edebiyat öğretmeniydi. Bana küçücük yaşlardan kitap okumayı ve kitapları sevmeyi öğrettiği için yaşamımda babamın çok ayrı bir yeri var. Ailecek kitapseverdik. Nereye gitsek yanımızda, çantamızda mutlaka kitaplar olurdu. Akseki’deki Sadıklar Köyü’nde evimizin geniş bir bahçesi vardı. Her köşesi ağaçlarla, bitkilerle, çiçeklerle süslüydü. Sanırım 10 yaşlarındaydım, doğayı çok seviyordum ve belki bu sevginin de etkisiyle bahçeden topladığım çeşit çeşit yaprakları, okuduğum kitapların arasında saklamayı alışkanlık haline getirdim. Sonraları biriktirdiğim yaprakları büyüklüklerine, cinslerine göre ayırıp defterlere yapıştırmaya başladım. Yapraklarla ilgili bilgileri de deftere tek tek not ediyordum. Koleksiyonum geliştikçe bazı ağaçları ve bitkileri daha detaylı araştırıyordum. Çünkü her yaprak farklı özellikler taşıyordu. Bazen kavak yapraklarının peşine düşüyordum, bazen erik yapraklarının… Araları yaprakla dolu kitaplar, yaprak yapıştırdığım defterlerin sayısı giderek artmaya başladı. Ben kendi geleceğim için bir hazırlık yapıyordum ama henüz bunun farkında değildim. O yüzden kadere çok inanırım. Gençlik yıllarımda resim eğitimi de almaya başladım. İki değerli hocam vardı. Günhan Şenkara ile İlhami Ercivan, bana perspektif, ışık, renkler gibi resim sanatı ile ilgili her türlü detayı öğrettiler. Resimle elimdeki yaprakları nasıl buluşturabilirim düşünmeye başladım. Ama yaprakları doğaya uyarlamak o kadar kolay değildi. Bunun için çok uğraştım, çok araştırma yaptım. Yapraklarla ilgilenmek benim için bir yaşam biçimi haline gelmişti. Nereye gitsem gözüm bitkilerde ve yapraklardaydı. İlk denemelerimi de boş nikah davetiyeleri üzerinde yaptım.

KİŞİYE ÖZEL DAVETİYE

İlk çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Babamın bana verdiği harçlıkları biriktirip binlerce boş davetiye satın aldım. Aklımda bir proje vardı. Davetiye zarflarının üzerine yapraklarla çalışıp kişiye özel nikah davetiyeleri yapacaktım. Eski kitapçıları tek tek dolaştım, bu sanatla ilgili olarak daha önce kitap yayınlanıp yayınlanmadığını araştırdım. Hiçbir yerde yoktu. Yaptığım neydi henüz bilmiyordum ama matbaalardan davetiye almaya devam ediyordum. Yaprakları sanata dönüştürme konusunda ısrarlı ve kararlıydım. Ne yaptığımı kimse bilmiyordu, yaptıklarımı gören de yoktu. Bir süre sonra birbirinden farklı olarak hazırladığım davetiyelerin sayısı 5.000’e ulaştı. Bu arada Afrika menekşesi gibi yapraklarını çok beğendiğim çiçekleri evimizin balkonunda yetiştirmeye başladım. Kısa süre sonra evimiz sera gibi oldu.

GİRİŞİMCİ DEĞİLDİM

Eserlerinizi satmak hiç aklınıza gelmedi mi?

Yapraklarla resim yapma konusunda kendimi hızla geliştiriyordum, eserlerim giderek çoğalıyordu ama bende girişimcilik ruhu yoktu, ticaretten de hiç anlamazdım. Bir gün Kabile Kitapevi’ne kitap almaya gittim. Yanımda birkaç çalışmam da vardı. İçeriye girdiğim anda kendimi Yeni Türkü Grubu’nun imza gününde buldum. Derya Köroğlu ile nasıl tanıştık, nasıl sohbet ettik, birlikte çay içtik hatırlamıyorum. Elimdeki çalışmaları görmüş çok beğenmişti. Kendisine hediye ettim. Birkaç ay sonra bir televizyon programına konuktu Derya Köroğlu. Stüdyodan kayıt görüntülerini izlerken Köroğlu’nun hemen arkasındaki duvarda, hediye ettiğim resmin asılı olduğunu gördüm. Bu gurur beni ateşledi. Kitabevine gittim, davetiyelerimi sergileyeceğim bir köşe düzenleyip düzenleyemeyeceğimi sordum. Kabul ettiler. Şansım o gün döndü. Hazırladığım 5.000 davetiye çok kısa sürede tükendi. Ancak o günlerde hazırladığım eserlerin ilaçlanması gerektiğini bilmiyordum. Bekleyen eserlerin üzerinde larvalar oluşmaya başlayınca Ziraat Fakültesi‘ne gidip ilaçlama yöntemini de öğrendim. Şimdi yaprak ve çiçekleri hem istifledikten hem de eseri bitirdikten sonra iki kez ilaçlıyorum.

SANATIM TESCİLLENDİ

Uğraşınıza yaprak sanatı adını siz mi verdiniz?

Bir sanat dalıyla ilgilendiğimi biliyordum ama bu sanatın ne olduğunu henüz bilmiyordum. Bir gün Osmanlı dönemindeki minyatürlerin anlatıldığı bir TV programında Hasbahçe isimli bir kitabın tanıtıldığını gördüm. Hurhan Atasoy tarafından hazırlanmıştı. Yapraklarla ilgili çalışmaların Osmanlı dönemine kadar gittiğini farkettim. O dönemde yapraklardan ve çiçeklerden oluşan eserler Musevi, Hırıstiyan ve Müslümanlar tarafından hazırlanıyor ve culüs törenlerinde Abdülhamit’e armağan ediliyormuş. Ama hala bu sanatın bir adı yoktu. İzmir Ticaret Odası’nda Beşinci Mevsim adıyla ilk sergimi açmıştım. O dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da fuarın açılışına gelmişti. Nasıl çalıştığımı, eserlerimi nasıl hazırladığımı anlattım. Bu sanatın adını sayın bakan ile birlikte koyduk. Adı yaprak sanatı oldu. Sayın bakanın da talimatıyla bu sanat bir süre sonra tescillendi. Ben de bu sanatı Türkiye’de uygulayan tek kişi olarak kayıtlara geçtim.

Yarışmalara katılıyor musunuz? Ödülleriniz var mı, ne hedefliyorsunuz?

Sevdiğim işi yapıyorum ve bu sanatla ilgilendiğim için çok mutluyum. Fuarlara da davet üzerine katılıyorum. Sevdiğim işi yapıyorum ve bu sanatla ilgilendiğim için mutluyum. Almanya’da düzenlenen İKA Clunary Olimpics’e katıldım. Mutfak atıklarından yapılmış eserlerin yarıştığı bir etkinlikti. Patlıcan, kavun, salatalık, domates ve mandalin kabuklarından yaptığım eserlerle ülkeme iki gümüş bir bronz madalya kazandırdım.Bütün hedefim ülkemi uluslararası düzeyde sık sık temsil edebilmek. Özel ders vererek bu sanatı öğretiyor. Zerafetin simgesi olan çiçeğin dilinden anlayan, doğa tutkunu üç öğrencim var. Büyük bir istekle bu sanatı öğreniyorlar. Sevdiğim işi yapıyorum, sevenlere öğretiyorum ve bu sanatla ilgilendiğim için çok mutluyum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here