Günlerdir Türkiye’nin seçim yarışı ve de parlamenter rejimin bekası için yapılan siyasi

mücadelenin “son üç gününe” girdik…

Siyasi partilerin amansız oy mücadelesinin startı, her yarış gibi “Üç…İki… Bir” denildikten sonra başlayacak…

AKP 12 yıllık rekorunu “egale” edebilecek mi?

CHP yılların “iktidar hasretini” dindirebilecek mi?

MHP beklenen “patlamayı” yapabilecek mi?

HDP yüzde 10’luk seçim barajını aşıp yıllardır iktidara verdiği “avanta milletvekilliği” ne “yetti gari!” diyebilecek mi?

RTE yanıp tutuştuğu “Başkanlık” sistemi için açtığı emanetçisi “Davutoğlu kartı” ile hedefini 12’den vurabilecek mi?

RTE son üç günde hangi gazetelerin kapısına kilit vurmaya, hangi gazetecileri hapsetmeye göndermeye çalışacak. Kimlerden hesap soracak?

Daha birçok “mi”li sorular, sorular…

Evet tekmili birden 7 Haziran gününün akşamı bu soruların cevabını bulacağız…

Günlerdir meydanlardaki “performanslarını ölçüp”, yazdığımız- çizdiğimiz liderlerden hangisi tek başına “iktidarı ele geçirecek”, ya da mevcut iktidara karşı sert mücadele veren partilerden hangileri muhtemel “koalisyon hükümetinde” buluşacak?

Anlaşılan bunların cevabını alabilmek için Türkiye 8 Haziran sabahına Televizyon ekranları başında uykusuz girecek…

***

Liderler dünkü 24 saati “mutlu sona” ulaşabilmek için yukarıdaki kurguları gerçeğe dönüştürebilmek hayali ile kıyasıya “söz düelloları” içinde geçirdiler…

Yine “yalancılık ve haram” ithamları, karalamaları havada uçuştu…

İktidar ve de tarafsız Cumhurbaşkanı ile Başbakan bu konuda diğer partilerin “hedef tahtası” haline getirildi… Bu ikili, özellikle karikatürlerden sonra HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Edi ile Büdü” esprileri içinde gözden düşürülmesine çalışıldı. Bu arada Erdoğan‘la , Kılıçdaroğlu‘nun “Ak Saray’ın klozetinin som altından mı, altın kapla mı?” olduğuna dair giriştikleri söz düellosu mahkemelik oldu…

Bu yarışın faturası tabi ki, bazılarına “ağır ödetilmeğe” çalışıldı. Tıpkı CHP İzmir 2. Bölge adayı gazeteci dostumuz Atilla Sertel’e kendi partisi içinde “kurulan pusu”, hatta ülkenin birçok yerinde partilerin adaylarına yapılan saldırılar, kurşunlamalar gibi…

Bu, seçime giderken “demokrasi parkurunda” rastlanan “yol kazaları” olarak nitelense de, siyasi tarihin bir köşesine kalın harflerle not edildi!..

***

Bir köşe yazarı olarak bu siyasi çatışmaları takip ederken yorgun düştüğümüz anlarda tabi ki televizyon ekranlarına kilitlenip rahatlamaya çalıştık. Tıpkı 29 Mayıs cuma günü saat 12.45’te can sıkıntısından ekranlarda gezindiğim gibi… TRT-1 de “İyi fikir” diye bir canlı yayına takılmıştım… Sunucu Esra hanımın yanında bir din adamı vardı… Canlı bağlantılar yapılıyordu… İsmini vermek istemeyen bir hanım, eşinden şikayetçi… “Şu kadar yıllık evliyiz, eşim hep yalan söylüyor. Hiç mutlu değilim. Ne dersiniz?” diyordu…

Meğer eşi aldığı maaşı saklayıp, ne kadar aldığını eve söylemez, kumara, içkiye yatırırmış… Kadının gözü yaşlı idi. Hoca devreye giriyor; “Hz. Muhammed demiş ki, yalanla haramı çıkarın, evde mutluluk olur!”

Doğru söze ne denilir ki; doğru bir yaklaşımla topluma ders veriyordu… Din adamları insanları, yani toplumu düzeltmeye çalışırlar. Bu ve buna benzer gelen sorular ve de verilen dersler sürdü gitti… Reklamlar giriyor araya. Ben zapinge devam tabi!.. Haberler başlıyor, liderler birbirlerine klasik suçlamalar yapıyor: “Yalancılar, haramiler!” diyor…

TRT -1’de ki hocanın “Hz. Muhammed demiş ki; yalanla haramı çıkarın, evde mutluluk olur!” sözleri aklıma geldi…

Hz. Muhammed ne kadar doğru söylemiş; tabi ki bu şartlarda Türk siyasetçilerinin “Haram ve yalancı” sözleri bu büyük aileyi mutlu etmiyor!..

ÜTÜCÜ

Diyeceğim şudur; Hocaların dediğini yap, yaptıkları yapma!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here