Yarın seçim var. Seçim sonrası Pazartesi nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız? Uyanmaktan öte belki de derin bir uykuya dalacağız. Türkiye’de yaşayanlar dalmayı sever. Neye mi? Kendi düşüncelerine. Kendimizle çok baş başa bırakıldığımız bir eğitim sisteminden geçmedik mi? Hep dinlemek öğretildi. Konuşmak izne tabiydi. Hayvanlar gibi doğamızdan koparılıp bir evcilleştirme hali çocukluktan yetişkinliğe ensemizde bitti. Birey olmak bir soruna, sorundan öte yanardağa dönüştü.
Diyelim birey olmayı başardınız; kendi yaratıcılığınızı ifade edebiliyor musunuz? Ettiğinizde nasıl bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz? Bırakın yaratıcılığınızı, düşüncelerinizi ifade edebiliyor musunuz? Size hep yapmanız gerekenleri söyleyen, fikrinizi ortaya koymanızdan hoşlanmayan bir ülke politikası, toplumsal yaşam, insan ilşikleri egemense, yaşamı sürdürmenin tek gücü iktidara oynamaktır. Böylesi bir iktidarın tek dayanağı da faşizmdir. Faşizm sizden tüm sorumluluğunuzu alır. Sizin yerinize düşünür, karar verir.
1993 yılında yitirdiğimiz, İtalya’dan öte dünya sinemasının önemli yönetmenlerinden Federico Fellini, gençliğin özel, faşizmin ise ulusal yaşamının tarihsel kesitlerini oluşturduğunu belirterek şöyle demişti: “Hep çocuk kalma olgusunu kastediyorum. Sorumluluğu başkalarına itmeyi. Başkalarının; annenin, babanın, belediye başkanının, din adamlarının, kısaca hep başkalarının bizim hesabımıza düşündüğü duygusuyla içimizi rahat tutmayı. İşte bu olgu, insanı hayallerinin dilediğince oynaştığı kısıtlı bir özgürlüğe götürüyor. Gülünç düşlere kapılıp gidiyorsunuz.“
Sorumluluğu başkalarına itmeyi gelenek haline getiren ve kendi sorumluluğunu alan, yaratıcı, çalışkan insanlara tahammül edemeyen bir ülkede sandıktan demokrasi çıkar mı? Geçmişte çıktı ama nasıl? Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderin öncülüğünde. Ancak ne dedi Mustafa Kemal, “Sakın kurtarıcı bekleme yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım.“ İşte bireysel ve toplumsal tam bağımsızlık böyle bir şey. Bu nedenle Mustafa Kemal, ölümünden 77 yıl sonra da düşünceleriyle yaşıyor. Devrimleri ne derece yaşıyor? Düşüncede, üretimde ve yaratıcılıkta bağımlı olan bir ülkede Atatürk’ün devrimleri sizce ne derece yaşar? Yaşatan bir kesim var. Ama sayıları 8 Haziran’da belli olacak. Seçim sandığı çeyiz sandığı değil. Şakası yok. Haydi sandığa. Seçiminiz sizin ve çocuklarınızın geleceği.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here