Benim “Tatil mi, sandık mı?” başlıklı köşe yazımdan etkilenenlerin sayısı bir hayli fazla olmuş. Bunu, bana gelen mesaj ve telefonlardan belirledim. Örneğin bir yakınım ailece Bodrum tatiline noktayı koyup seçim için Ankara’ya dönerken beni de görme bahanesi ile İzmir’e uğradı. Yanında eşi ve çocukları da vardı. Bütün günümü onlarla geçirdim. Yine onların deyimi ile Cumhuriyet törenlerini “Medeniyetin beşiği, Avrupa’ya açılan kapı”da, bundan da önemlisi, Kurtuluş Savaşımızın “mutlu sonunun” yazıldığı şehir İzmir’de kutladık…
Körfez vapurları ile Karşıyaka, Bostanlı, Alsancak, Konak, Üçkuyular arasında turlarken, Ege’nin incisi İzmir’e hayran kalan Ankaralı aile, emekliğini de bu şehirde bizlerle beraber geçirmeyi planladıklarını açıkladı. Hatta zaman zaman AK Partili Bin Ali Yıldırım’la, Ankara Büyük şehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek ikilisinin İzmir aleyhine desteksiz atışlar yaparak kötüleme kampanyası düzenlemelerine de pek akıl erdiremediklerini de söylediler…
Körfez vapurunda martılara gevrek atan bir yolcu da, Bin Ali Yıldırım’ın Belediye Başkanlığını kaybettiği İzmir’ de partisini 1 kasım pazar günü de önemli ölçüde oy kaybına uğratabileceğini de iddia etti!..
Bilemem, bekleyip göreceğiz dedim…

* * *
Ankaralı misafirim, yıllar önce Kordon’da yediği “Yengen tost”u da unutamamış olmalı ki, “eşim ve çocuklarım da çok merak ediyorlar” dedi ve bu isteklerini hemen yerine getirdim. Pasaport’ta bir kumrucu tezgâhına yanaşarak yengen tostların (İzmir tost) siparişi verip sıraya girdik. Tabi kömür ateşindeki ısıtılan mangalın gerisindeki genç, bir yandan nohut mayalı sandviçleri kızartırken, diğer yandan da ızgaraya sosis, sucuk, salam ve kaşar peynirlerini atıp durmadan alt üst ediyordu. Etrafa saçılan koku yalan olmasın insanların iştahını kabartıyordu…
Yan tarafta sırasını bekleyen bir müşteri, arkadaşına başta prof. Canan Karatay olmak üzere bazı kişilerin basında başlattıkları bu tür kırmızı et ürünlerinin “kanserojen etkisi” yaptığına dair duyduğu bir haberi naklediyordu. Kumrucu genç müdahale edip “yok abi, buna süt, et, gıda sanayicileri ve üreticileri Birliği (SETBİR) gerekli açıklamayı yaparak gereken cevabı verdi. Rahat olun. Üstelik ben, Türkiye’nin en güvenilir firması Pınar et ve Pınar Süt ürünlerini kullanıyorum.” dedi.
Hepimiz çok beğendiğimiz meşhur yengen dostlarımızı afiyetle yedik…

* * *
Ancak dün ilgili kuruluşları arayıp konuyu araştırdım. “Evet, Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın yürüttüğü kanser riskinin belirlenmesine ilişkin çalışmalar kapsamında incelemeye aldığı 1 000’e yakın gıda ve gıda bileşeni için yürütülen çalışmalara ilişkin yapılan son açıklama/yayınlanan haber bülteni ile ilgili olarak yazılı ve görsel basınımızda haber ve yorumlar yer almaktadır,” denildi…
Söz konusu çalışma, et ve et ürünleri tüketimi ülkemize göre 4 kat daha fazla olan ABD’de yapılmış olduğu, günlük pişmiş kırmızı et ve et ürünleri tüketimi kişi başına miktarı ülkemizde 20 gr. (sadece 3-4 gramı şarküteri olmak üzere) civarındayken ABD ve Kuzey Avrupa ülkelerinde 70-75 gram olduğu da ifade edildi…
SETBİR’in raporundan çıkan sonuç ve mesaj şuydu: “Her konuda olduğu gibi aşırıya kaçmadan, sağlıklı koşullarda üretilmiş ve kontrolden geçmiş olan kırmızı et tüketiminin günlük diyetimizin bir parçası olması sağlıklı ve dengeli beslenmemiz, vücudumuzun her türlü hastalıklara karşı dirençli olması için son derecede önemlidir.”
Eh bizlerde her gün kumrucu tezgahına yanaşıp durmadan yengen tost yemediğimize göre tartışmanın dışındayız gibi geldi bana…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here