Fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Vedat Açıkalın’ın Çanakkale Savaşı’nın karşı cephesinden kişileri buluşturduğu sergisinde barışa dikkat çekiliyor. Sergi, Kültürpark Resim Heykel Müzesi’nde 7 Haziran’a kadar görülebilir.

“…Barışı sever bütün çocuklar/beştaş, saklambaç, elim sende/bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez/barış sözcüğünün halkların dilinde/Barış koyun çocukların adını…“ Sizlerle, Refik Durbaş’ın Barış Koyun Çoçukların Adını adlı şiirinin sonunu paylaştım çünkü Ödemişli fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Vedat Açıkalın ile yaptığım röportajım barış üzerine kurulu. Barış tohumları tutan bir savaştan, Çanakkale Savaşı’ndan bahsedeceğiz. Açıkalın şiirinden bir bölüm aktardığım şair Durbaş ile ortak bir çalışma da yaptı. 2012 yılında İzmir’de Refik Durbaş Portreleri adlı bir fotoğraf sergisi açtı.
Vedat Açıkalın, Çanakkale Savaşı’ndan 75 yıl sonra karşı cephede savaşan iki ülke insanlarını buluşturdu. Bu buluşmada silahlar değil eller birbirine uzandı ve tokalaştı. Akalın, 100’üncü yıl buluşması için de hayatta olmayan ancak artık aynı cephede yer alan bu insanların torunlarıyla görüştü. Ortaya öyle insan hikayeleri çıktı ki… Bu hikayeleri ve Türk, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı gazilerin fotoğrafları ile savaş hatıralarını 7 Haziran’a kadar Kültürpark Resim Heykel Müzesi’nde açık olan Açıkalın’ın Çanakkale Dün Bugün adlı fotoğraf sergisi ziyaret ederek öğrenebilirsiniz. İnsan hikayelerinin kısa bir özetini, yazar ve şair Hidayet Karakuş’un konuk yazar olarak bugün 9 Eylül Gazetesi’nde yayınlanan yazısından da okuyabilirsiniz. Vedat Akalın ile 9 Eylül okurları için röportaj yaptık ama öncesinde kendisini okurlarımıza tanıtalım.

TÜRKİYE’DEN AVUSTRALYA’YA
Vedat Açıkalın, bir İzmirli. 1943’te Ödemiş doğumlu olan Akalın, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce mezunu. 1965-1973 yılları arasında çeşitli okullarda İngilizce öğretmeni olarak çalışan Vedat Akalın,1973 Temmuz ayında eşi ve oğlu ile birlikte Avustralya’ya yerleşti. Bu ülkede New South Wales Eğitim Bakanlığı’na bağlı devlet okullarında İngilizce öğretmenliği, NSW Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda çeviri okutmanlığı ve Çokkültürlü Eğitim Dairesi’nde Türk Dili ve Kültürü danışmanı olarak çalıştı. 1973-1977 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi Avustralya muhabirliği sırasında Akalın’ın ilk fotoğrafları basında yer aldı. 1974-1975 yıllarında Sidney’de, arkadaşları Hikmet Uğurlu, Tamer Önel ve Rıfat Yaka ile birlikte Anadolu gazetesini çıkardı. Daha sonra 2001’e değin Yeni Asır, Milliyet, Hayat, Sabah gazetesi, dergilerinde ve Avustralya’da serbest haber fotoğrafçısı olarak çalıştı. 1984’te öğretmenlikten ayrıldı. Sidney’de Live Action Fotoğraf Ajansı’nı kurdu. Fotoğraf ve röportajları Avustralya ve dünyanın birçok ülkesinde Live Action ve Sipa Press yoluyla kullanıldı. Özellikle olimpiyat sporlarını ve diğer sporları Avustralya ve uluslararası alanda izledi. Sidney’in olimpiyat kenti seçilmesinde yayımlanan kitap ve dergilerde çok sayıda fotoğrafı kullanıldı. Avustralya’da yayımlanan spor kitapları için Live Action vazgeçilmez bir kaynak oldu. Vedat Akalın son yıllarda portre çalışmalarına ağırlık verdi. Yurtiçi ve dışında sergiler açtı.

Çanakkale Dün Bugün adlı projeyi oluşturma fikri nasıl doğdu?
Avustralya’da dört arkadaş Anadolu Gazetesi’ni çıkarırken yaptığım görüşmelerde fotoğraf çekmem istendi. Hiç fotoğraf çekmemiştim. Resim yaptığım için, “Fotoğraf çekmeye en uygun sensin“ dediler. Bir gün sokağa çıktığımda Anzak Günü’ne tanık oldum. Şaşırdım çünkü kaybettikleri bir savaştı. “Neyi kutluyorlar?“ diye sordum kendime. Meğersem onlar, Çanakkale Savaşı ile birlikte ulusal benliklerine kavuşmuşlar. Çünkü Çanakkale Savaşı’nda Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri Britanya ordusundan ayrı olarak Anzak Koyu’na gitti. İngilizlerden çok daha iyi savaşıyorlar. Atatürk de bu konuya değinmiştir. Onlar da “Dünyada Türkler kadar adil ve erkekçe dövüşen bir millet yoktur“ diyorlar.

Üstelik onların teknojileri karşısında yokluk içinde vatan savunulmuştu.
Tabi onlar, İngilizlerin teknolojileri içinde savaştı. Anzak Günü’ne 1990 yılında 75’nci yıl anmalarında ilk tanık oldum. Bu anmaları çekip hem Avustralya basını için hem de SIPA için çalışırım diye düşündüm. SIPA en çok benim fotoğraflarımı yayınladı, dünyaya dağıttı. 1990 yılında Çanakkale’de Savaşı’nda yer alanların en genci 92, 94, en yaşlısı 102 yaşındaydı. Türklerden olanlar o zaman 104 yaşındaydı. İçinde bulunduğumuz yıl kutladığımız 100’üncü yıldönümü geldiğinde hayatta olmayacaklar diye düşündüm. Sanki benim yaşacağım garantiymiş gibi (!) fikir yatırımı yapayım dedim. Hem kitabını yapmayı hem de Türkiye ve Avustralya’da sergi açayım diye düşündüm. Avusturalya Gazi Bakanı’na düşüncemi açtım. Ve ondan Gelibolu’da çarpışmış Anzaklar’dan birini seçmesini istedim. Basından da kimseye söylememesini rica ettim. Leonard Hall’ı seçti. Ben de Türkiye’den Adil Şahin’i seçtim. Her ikisi de savaşa 17 yaşında gönüllü olarak katılmıştı. Leonard Hall ile Adil Şahin’in köyüne gittik. Oradan da Anzak Köyu’ne gittik.

Çanakkale Dün Bugün adlı fotoğraf serginizin afişinde de yer alan Leonard Hall ve Adil Şahin fotoğrafının çekildiği Anzak Koyu’ndaki buluşmada yaşananları anlatır mısınız?
Büyük Anafartalar Koyu’ndan 94 yaşındaki Adil Sahin ve Batı Avustralya’nın Perth kentinden 93 yaşındaki Len Hall, birbirlerine karşı şavaştıkları Anzak Koyu yakınlarında, savaştan 75 yıl sonra bir dost gibi karşılaştı. Tokalaştılar. İki fotoğraf sergimde yer aldı oysaki iki makarayı doldurdum.

Çanakkale Savaşı’nı nasıl adlandırıyorlar? Türkler hakkındaki düşünceleri nasıl?
Gallipoli diye adlandırıyorlar. Yaptığım görüşmelerde çok önem verdiklerini gördüm. Anzak Günü onlar için, Avustralya ve Yeni Zelanda adına savaş ve çatışmalara katılan ve bunlarda yaşamını yitiren asker ve sivillerin anıldığı bir ulusal gün. Anma törenleri her yıl Nisan ayının 25’inde düzenleniyor. Her yıl önemi daha da artıyor. Anzakların bu savaşla ilgili 3 temel prensibi olmuş; cesaret, dayanıklılık ve arkadaşlık. “Neden savaştınız?“ diye hep sordum. Savaş çıktığı zaman Büyük Britanya, onların ana vatanıydı. Oradan hep, “Vatan seni bekliyor. Savunun!“ diye çağrıda bulunmuşlar. Aslında ilk ateşlemede Türkler yoktu, Almanlara karşı ateşleme yapılmış. Almanlar bütün dünyayı ele geçirecek ve demokrası kalmayacak, diye propoganda afişleri var. Avustralya hükümeti de onları destekliyor. Avusturalya’da seferberlik oluyor. Bazıları tamamen macera için gitmiş. İstanbul’a geldiklerinde savaşın kısa süreceği ve ödül olarak da İngiltere’ye gidecekleri vadedilmiş. Bazıları da böyle gitmiş. Torunları dedelerinin hatıra defterinden yola çıkarak söyledi. Gelibolu’ya ayak basar basmaz nasıl bir cehenneme geldiklerini anlamışlar. “Tamamen romantik ve hayali duygularmış“ demişler. Türkleri bu savaşta haklı görüyorlar. “Vatanlarını korudular“ diyorlar. Bizden de Adil Şahin, “Onlara savaşmaları emredilmişti. Emredileni uyguladılar. Bizde vatanımızı savunduk“ dedi. Leonard Hall ise, “Bir dahaki sefere Türklerin tarafında savaşmak isterim“ dedi. Yıllar sonra Hall’un torunu ile görüşküm. Bana, “Dedem savaştan sonra bu konuda hiç konuşmak istememiş. Yanlış bir şey yaptıklarını düşünüyormuş. Ancak Türkiye’ye gidip geldikten sonra şen şakrak bir insan oldu. Hayata daha çok bağlandı“ dedi.

Mustafa Kemal’e bakış açıları nasıl?
“Bütün şansınız Mustafa Kemal gibi bir komutanınız olması“ diyorlar. Atatürk’ün sözleri Anzak Günü’nde İçişleri Bakanı tarafından okunuyor. Orada en küçük köyde dahi Anzak Anıtı var çünkü çok kişi ölmüş. Atatürk’ün sözü, Anzak annelerinin yüreğine su döktü. Atatürk’ün sözlerinden sonra iki ulus arasında bağlar güçlendi. Çanakkale Savaşı, Mustafa Kemal’in en büyük başarısı. Askere moral geliyor. İstiklal Savaşı bunun üzerine inşa ediliyor.

Geçirdiğiniz bir rahatsızlıkta da bu sergiyi açmayı hep düşündünüz. O günlere gidelim.
25 kilo gibi ağır ekipmanları taşımaktan dizlerim tutmaz oldu. Avustralya’da ameliyat oldum. Hastane mikrobu bulaştı. Pıhtı oluştu. Şanslıydım ki pıhtı beyne veya kalbe değil, akciğerime gitti. İki kez kalp krizi geçirdim. 29 gün yoğun bakımda kaldım. Burada en çok neye üzülüyordum biliyor musunuz? 2015 yılı gelecek ve ben hayatta olmayabilirim, diye düşündüm. Çünkü doktorlar, “Durumun pek iç açıcı değil. Şansa bağlısın. Hastane mikrobu vücudundaki madeni parçalara yerleşirse çok kötü olur“ dedi. Kendi kendime, “Eğer ölmez de iyileşirsem, hastaneden çıktığımda ilk işim küçük bir sergi açmak olacak ki, insanlar bu fotoğrafların bende olduğunu bilsin.

İlk sergi ne zaman nerede açıldı? İlgi nasıldı?
2011 yılında Sydney’de 20 fotoğraflık bir sergi açtım. Çok büyük ilgi gördü. Önemli gazeteler sergiyi yayınladı. Onlar da 100’üncü yılda bu fotoğrafları daha da büyüterek sergi açmamı önerdiler. Fotoğraflardaki rahmetli oldukları için onların çocukları ve torunlarının izini sürdüm. Ki bunu Avusturalya’da yapmak çok zordur çünkü devlet bu konuda yardımcı olmaz. Gaziler Bakanlığı, özel hayata müdahale olarak gördüğü için isim, adres vermiyor. Sonraki sergi İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nde açıldı. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ve şimdi de İzmir’de açıldı.

Kitap ne zaman çıkacak?
2016’da çıkacak. Çanakkale Belediye Başkanı’nı bu kutlamaların, anmaların 2016’da da devam edeceğini söyledi. Avusturalya’da 2014’de başladı ve 2018’e kadar devam edecek. 14-18 Birinci Dünya Savaşı gibi. Kitapta daha ayrıntılı yer vereceğim. Gelibolu’lu madalyasını tanıyorum. Böyle böyle kişileri buldum.

Serginize kimler destek verdi ve sponsor oldu?
GIMAS, İzmir sergimin ana sponsoru. Kültür Bakanlığı galerisini açtı. THY ulaşım desteği, İncir Evi ve Erdoganlar Kitap Dağıtım açılışta destek sağladı.

Röportaj: Neslihan PERŞEMBE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here