izlenim-gökmen-manset

İzmir Devlet Tiyatrosu‘nun prömiyerini yaptığı “Oğul” adlı oyun, sergilenen müthiş oyunculukla göz doldurdu.

İnsanlık tarihinin en kanlı savaşı olan 2. Dünya Savaşı sona erdiğinde 65 milyona yakın kişi hayatını kaybetmişti. Aileler dağılmış, geride gözü yaşlı çocuklar, eşler, anneler ve babalar kalmıştı… İnsanlar savaşın bıraktığı yaraları sarmaya çalışırken yaşanan ekonomik sıkıntıların izleri uzun süre silinmedi. 1945 ve sonrasında savaşın kaybedeni olan Almanya’da halk, sefalet ve umutsuzlukla mücadele ederken en büyük yükü kadınlar çekiyordu.
İzmir Devlet Tiyatrosu’nda geçtiğimiz gün izlediğim “Oğul” adlı oyunda işte böylesi trajik bir ortamın havasını soluduk. Gert Hofmann yazdığı oyunda; bıkmadan, yılmadan ve umudunu kaybetmeden savaşta kaybolan oğlunu arayan bir annenin yaşadıklarına tanık olduk. Ağırdı… Hem yaşananlar hem de oyunun kendisi…

DRAMATİK ALT YAPISI GÜÇLÜ

İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi‘nde geçtiğimiz ay “Nereye”, “Prömiyer Partisi” ve “İkimizin Dünyası” adlı oyunları seyircinin karşısına çıkarmıştı. Sanırım “Oğul” bu oyunların arasında dramatik alt yapısı en güçlü olanı. Oyunun, hem çevirmenliğini hem de yönetmenliğini Barış Eren üstlenmiş. Ancak anlatılan dönem, yaşanan olayların yükü, anlatım tarzı nedeniyle seyircinin üzerine fazlaca yüklenmiş. Sahneler fazlaca uzatılmış ve sanki her duygunun izleyenin bedenine nüfuz etmesi istenmiş. O dönemin, o psikolojinin içine fazlaca çekilen seyirci, salondan kaçmak için bahane arasa da müthiş oyunculuğa takılıyor.
Hülya Savaş’tan yine müthiş bir performansı izledik. Mustafa Çolak ve diğer oyuncular da ona eşlik etmiş. Sadece oyunculukları izlemek için bile bu oyuna gidilebilir. Bu nedenle Hülya Savaş, Mustafa Çolak, Sitare Tuna, Aylin Önal, Dilek Çetiner Demir, Recep Ayyıldız, Pınar Egeli Karadağ ve Türker Alpugan seyirciden alkış aldı. Özellikle oyunun son bölümü oyunculuklar ve hikaye açısından çok etkili ve önemli.
2 perdeden oluşan oyunun, yönetmen yardımcılığını Aylin Önal, dekor ve kostüm tasarımını Yıldız Köse İpeklioğlu, ışık tasarımını ise Zeki Kayar üstlenmiş. Ben sahnede dönerek farklı mekanlara dönüşen dekoru sevdim. Kıyafetler de dönemini anlatıyor. Işıkta sorun görmedim ama tekrara düşen dans müziği beni rahatsız etti.
Güçlünün güçsüzü ezmek için verdiği çaba, bu dünyanın en kötü tarafı. O büyük savaştan, verilen onca kayıptan sonra bile bugün değişen ne var? Ben hiç ders almışız gibi görmüyorum. Ama bir zen ustasının dediği gibi: “Siz ders almadıkça, ders devam eder.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here