Evet nerede kalmıştık?
Yılın son macerasını anlatıyordum yarım kalmıştı.
Kaçıranlar 15 Aralık tarihli yazıyı okuyup sonra gelsin.
Başlıyorum…
Bütün gün çektiğim ağrı, şiddet açısından artık tavan yaptığında ben botoksumu tazeletmek üzere hem dostum hem doktorum pek kıymetli Prof. Dr. Cüneyt Özek’in muayenehanesinden içeri girdim.
Bildiğin iki büklümüm.
Ama hala hiçbir şey yokmuş gibi sırıtıp insanlarla selamlaşabiliyorum.
Halimi görünce o gün karşılaştığım herkes gibi Cüneyt de bana o son derece mantıklı soruyu sordu: “Yahu delirdin mi? Bu halde gezilir m? Niye hastaneye gitmiyorsun?”
Dedim ki sen şu botoksumu yap, söz hemen gidip kendimi bulduğum ilk sedyeye atacağım.
Bu haldeyken botoks falan yapmam ben uzan bakayım şuraya bir muayene edeyim seni dedi ve kısa bir muayenenin ardından hemen hastanede görevli bir doktor arkadaşını arayıp ‘sana bir hasta yolluyorum, lütfen acilden karşılayın hemen’ dedi!
İçimden diyorum ki Cüneytçiğim merak etme, ben ne olduğunu biliyorum, panik yapma, benim göbeğim düştüüü!
Dışımdan söyleyemiyorum çünkü biliyorum hem alay edecek, hem azarlayacak.
Ah bu hekimler! Asla biz hastalar kadar hastalıklardan anlamıyorlar!
Bir yandan da Cüneyt’in bir anda ciddileşen ifadesiyle Allah diyorum, herhalde apandisit şüphesi falan. Ya da barsaklar içeride fiyonk oldu.
Hafif bir panik halinde çünkü.
Ama ben hala botoksumu yap önce diye inatla direniyorum.
Ve yaptırdım da.
Öyle bir delinin sopasına tutunma durumundayım yani.

***

Yazı çok uzamasın diye atladığım pek çok ayrıntıdan sonra sonunda hastanedeyim.
Sedyeyle acile girip de kendimi bir anda o ortamın içinde bulunca sonunda dedim ki ne oluyoruz? Bütün gün o sancıya rağmen bozmadığım moralim bir anda yerle bir oldu.
Benim burada ne işim var?
Ben yeni boyattığım sarı saçlarım, alnımda botoks iğne izlerimle şu anda arkadaşlarımla Kordon’da rakı içiyor olmalıydım.
Evden çıkarken planım böyleydi yani… Şimdi sağımda inleyen amca ve solumda yokluk krizine girmiş bir genç çocukla burada yatmam çok saçma!
Ayy! Üstüm başım da nasıl süslü… Böyle omuzlarım açıkta bir kazak, topuklu ayakkabılar, fönlü saçlar, küpeler, makyaj.
Neyse rütbelerine göre önce genç arkadaşlardan başlayıp, uzman doktorlara kadar yanıma uğrayıp muayene etmeyen kalmadı.

***

Uzatmayayım dört saat içinde yapılmayan tahlil falan da kalmadı.
Ve yok arkadaş, hiçbir şey çıkmadı! Muayenelerde ağrıdan havaya zıplıyorum ama içeride her şey yolunda görünüyor.
Çünkü neden?
Çünkü benim göbeğim düştüüü! Biliyorum, adım gibi biliyordum böyle olacağını. Yani hiçbi şey çıkmayacağını.
Çünkü bu sinsi şey tıp kitaplarında yok. Ama benim göbeğimde var!
Bu arada dört saat boyunca orada öyle bal kabağı gibi yatınca bol bol etrafı izliyor insan.
Sevgili okur sana şöyle bir şey söyleyeyim, ben hayatımda bu kadar flörtöz bir ortam görmedim.
Çalışanlardan bahsediyorum.
Dizi izler gibi keyifle izledim.
Artık Grey’s Anatomy ya da House’la büyüdükleri için mi nedir, kendi aralarında son derece işveli, cilveli aynı zamanda da atarlı giderli bir ilişki var.
Yani öyle ki hangisiyle hangisi eskiden sevgiliymiş, ama şu anda kız oğlana kızdığı için ayrılmışlar ve kızın tribi hala geçmemiş falan anlaşılabiliyordu.

***

Bir ara ben de bu ortada kalpler uçuşan ortamdan etkilenmişsem demek, yanıma uğrayıp muayene eden doktor arkadaşlardan biriyle, Allah affetsin hafif bir bakışma olayına girecek gibi olmuştuk ki, kendisi bana hemen akabinde ‘kabızlık sorununuz var mı? sabah nasıldı?’ sorularını sorunca “Aaa saçmalamayın ben öyle şeyler yapmam ki” diyemedim tabii… Üç beş dakikalık heves de kursağımızda kaldı, büyü gitti.

***

Sonunda kendi isteğim ve ısrarımla hastaneden ayrıldım. Ağrım geçti falan dedim ama inanın hiç geçmemişti. Sadece çok bunaldım, sıkıldım, insanların halini görünce moralim bozuldu vs. Allah tüm hastalara şifa versin, bütün kalbimle diliyorum bunu.
Yine sancıdan inleye oflaya sonunda eve vardım.
Hemen bir havluyu top yapıp göbeğime koyarak halıya yüz üstü uzandım. On dakika sonra da ileri geri üçer takla atınca, bütün gün çektiğim ağrı sonunda son buldu!!
Çünkü göbek düşmesinin bir numaralı tedavisi bunu gerektirir.
Hekime değil çekene sor sen. Var öyle bir rahatsızlık, biliyoruz biz!
Yılın son saçmalığını da bu şekilde yaşadıktan sonra şimdi heyecanla yeni yılı bekliyorum.
Ve diyorum ki Allah sağlık versin, gerisi her türlü halledilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here