ozge-gunerken

Atlara Fısıldayan Adam filmini hatırlar mısınız? Robert Redford filmde, sorunlu atların dilinden anlayan ve onları tedavi edebilen seyis Tom Booker karakterine can veriyordu.
Peki, National Geographic kanalında köpek eğitmeni Cesar Millan’ın “Köpeklere Fısıldayan Adam” serisine denk geldiniz mi hiç? Orada da en sorunlu, saldırgan, eğitilemez denilen köpeklerle Millan’ın kurduğu inanılmaz iletişime tanık oluyorsunuz.

Hayvanlara “fısıldamak” ya da bir diğer söyleyiş ile onların dilinden anlamak öyle herkesin yapabileceği bir iş değil. Kişinin kuvvetli içgüdüleri ve uzun yıllara dayalı deneyimi olmalı; söz konusu hayvanla başkalarının kuramadığı türde bir bağ kurabilmeli. Bunu yaptıktan sonra da onları eğitebilmeli.
Türkiye’nin de şu sıra acilen “kuşlara fısıldayabilecek bir adam”a ihtiyacı var. “Ne alaka?” diyeceksiniz. Şöyle anlatayım:
Biliyorsunuz İstanbul’un 3. havalimanı 29 Ekim’de açıldı. Havalimanı projesi ilk gündeme geldiğinden bu yana özellikle çevrecilerden büyük tepki alıyordu. Nedeni de havalimanının kurulduğu yerin kuşların göç yolları üzerinde olması. Maalesef çevrecilerin projeye, bilimsel veriler ışığında sundukları itirazlar kâle alınmadı. Neticede proje bitti; açılışı yapıldı.
Açılışı canlı yayınlayan CNN Türk ekranlarında, haber spikeri Hakan Çelik şu ifadeleri kullandı: “Biz buradaki kuşlara diyoruz ki; siz bin yıldır buradan uçuyorsunuz ama artık lütfen kullanmayın arkadaşlar, çünkü buradan uçaklar uçacak. Dolayısıyla kuşların da bunu anlamaları, kavramaları gerekir. Tabii doğaya bir şey öğretmek kolay değil… Dolayısıyla kuşlar, rüzgar ve diğer topoğrafik özellikler bize yeni bir takım öğrenme durumları ortaya çıkarıyor.”
Evet yanlış okumadınız. Kuşların artık 3. Havalimanı dolaylarında uçmamaları gerektiğini anlamaları lazım! Sonuçta bin yıldır onlar uçuyordu. Biraz da müsaade etsinler uçaklar uçsun!
Tabii kuşların bunu anlamaları için de, konusunda uzman bir kuşlara fısıldayan adam bulmamız lazım. Ne me lazım, şimdi biz “uçmayın arkadaşlar” diyoruz da, anlamayabilirler.

***

Şaka bir yana; doğaya, canlı yaşamına, ekosisteme –günün birinde de dönüp dolaşıp insana- zarar vereceği bilinen projelerdeki bu ısrarımız, inadımız üzücü. Bu yanlış ısrarın sonucunda yapılan projeleri, aslında konuyu pekâlâ bilen, anlayan insanların savunma çabaları ise daha da üzücü. Bu tip örnekler öyle çok ki, sonunda okuduğumuz, izlediğimiz haberler karşısında gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz. Böyle ikilemde kalınca, ben gülmeyi tercih edenlerdenim. Ne diyelim… Umarım bir gün, mutluluktan da güleriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here