Bu tipler bilmez, hayata karşı yabancılıkları ve öfke duymaları, barışayım-karışayım derken saçmalamaları ondandır, bir zamanlar çalgılı fasıllı meyhaneler vardı. Sahnenin dip duvarında “Hariçten gazel okunmaz! Sahneye çıkılmaz!” uyarıları asılırdı. Muhabbet, mehabet, samimiyet bozulmasın diyeydi o uyarılar. Bilgi, görgü, nezaket fukaraları, hani bir yolunu bulup da, hiç aşina olmadıkları böylesi mekana gelme gafletinde bulunursa, iki dakika sonra abuklamasınlar diyeydi. Zaten o kadar da kalamazlar, etrafa tebelleş olmaya, insanileştiremedikleri güdülerinin uyanmasıyla, çığrından çıkmaya başlarlardı. Önce kadehler kalkıverirdi önlerinden. Sonra, ne oluyor demeye kalmadan, kendilerini sokakta buluverirlerdi. Kovulurlardı, işgal etmeye çalıştıkları keyiflerden. Bu zavallılara düşen tek şey, ertesi gün oralara, oralardaki insanlara çamur atmak, ihbar etmek, hınç almak için fırsat kollamaktı. Böylesi tipler, şimdi topyekun hayata dair, hariçten gazel okuma hastalığına tutulmuş durumda.
Aslında burada yazıyı kesip, işimize bakmak mümkünse de, nicedir gördüğümüz “ısrar”, bir şeyler söylemeyi zorunlu kılıyor. Israr sahibi, “görünür” olma çabasının semeresini hayli derleyip, gereğinden fazla manşete çıkarıldığından, adını bir de burada zikretmeyeceğiz. Ne de olsa “vuruş” sayısı belli bir köşemiz var.
Diyarbakır’dan kalkıp gelip, havasından suyundan nasiplenmek, farkında bile olmadığı özgürlüğü, İzmir sayesinde yaşamak varken, bir insan “konuk” olduğu bir kente, bunca saygısızlığı nasıl yapar? Dil sürçmesi değil, peş peşe sıraladığı herzeler, bu işi taammüden yaptığını gösteriyor. Varlığını İzmir’e ve İzmirlilere hakarete indirgemiş bir iki tipin alkışından başka, söylediklerinin doğurduğu skandalı algılayabilir mi? Kent adına Başkan Kocaoğlu’nun verdiği dersten, bağlı bulunduğu partinin aklı başında yetkililerinin itirazlarından, basın ve sosyal medyadaki tepkilerden nasiplenebilir mi? Yaptığı “açıklama” ve “düzeltmeler”, bu beklentiyi karşılamak bir yana, battıkça batmanın örneklerini oluşturmuştur.
İzmir gibi bir kentte, partisinin iğneyle kuyu kazma çilesiyle boğuştuğu bir süreçte, yersizliğin ve densizliğin harika bir örneğini vererek, kendi cenahına hançer sokmasının gerekçesi, herhalde partisi tarafından sorulacak ve faturası önüne konacaktır. Bildiğimiz kadarıyla, yeniden aday gösterilmemiştir. Bunun nedenlerini, başta kendisi olmak üzere, kimse artık merak etmemelidir. Doğrusu, kendi partisi dışındaki tüm partiler, arkadaşa teşekkür borçludur. Tarihe not düşmek adına yazalım ve geçelim.
Şizofreniye rahmet okutacak, akıl tutulmasının ve zekaya saygısızlığın dibe vurduğu bir süreçten geçiyoruz. Hakaretlerin iğrençliği ile fanatikliğin zavallılığı, çarpıtmaların sınırsızlığı ile değer tanımazlığın densizliği, tahammül ötesi söz ve davranışlar olarak, üstümüze çığ gibi yağmakta. Hep söylerim, yineleyeyim; ahvalin ve sorumlularının ideolojiyle, siyasetle, politik tercihlerle falan açıklanması olanaksızdır. Yaşadıklarımızı, psikoloji ve uzmanlarından başka kimse irdeleyemez, çözemez. Çok mu iddialı oldu? Üzgünüm, ya ülkenizi okuyup izlemiyorsunuz ya da bu gidişatın bir parçasısınız.
Konuyu toparlayalım. İzmir’e ve İzmirlililere demediğinizi bırakmıyorsunuz. Bir kentin kalbini kırmaktan, hedef göstermekten, tercihlerini dilinize dolamaktan vaz geçmiyorsunuz. Artık söylenecek hiçbir söz, gösterilecek hiçbir tavır, bu kenti şaşırtmıyor, şaşırtmayacak.
Hal böyle olunca, siz de İzmir’den ve İzmirlilerden göreceğiniz karşılıklara şaşırmayacaksınız. Ama bilmem, bu karşılıkların temelindeki demokrasiden, çağdaşlıktan, özgürlükten nasiplenebilecek misiniz? Har/içten gazelhanlar, bunun olanaksızlığını yeterince kanıtlıyor. Akort bozuk, makam tutarsız, güfte berbat. Yazık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here