Bir söyleşide Balıkçı; “Ben öldükten sonra kendime değil, toprağa aitim. Baksana, firavunlar piramitler yaptırdılar; gene de yoklar. Toprak beni diken mi, lale mi ne isterse yapsın” diyordu.
Firavunlar piramitler yaptırdılar, yine de yoklar ama devletin cezaevlerine yönelik politikalarını protesto etmek için ölüme yatan 12 can güneşe gömüldü.
Sir Julien Huxlevy; “Zincirin en tehlikeli halkası itaattir” sözünü sanki 12 can için yüzyıllar öncesinden söylemişti. Devlet, kendisine karşı çıkanı ne kadar koruyorsa o kadar güçlüdür derler ya, gelin de devletin halini görün. Hükümetin pervasız durumunun devleti ne hale getirdiğinin kanıtlanması için 12 can yok edilmek zorundaydı sanki.
Bir ülkenin yarını olan çocuklara ve gençlere yazma görevindeki bir spor yazarı olarak, ABD’li yayıncı ve din adamı Beecher’in sözünü anımsıyorum: “Bir milletin gençleri muhafazakarsa o milletin sonu gelmiştir demektir.”
Bir din adamı bile böylesine gerçekçi olabilirken, ülkemizde ölümlere karşı kayıtsız kalanlar 12 canlık katliama göz yumdular.
Onur borçlanmak istemez. Borçlanmak istemeyenler, ölümü öldürerek ölümsüzleşen insanlar şimdi güneşe gömüldüler.
Ne diyor ozan: “hepimize biçilmiş ölüm / ölünce ölmemek için yaşamalı / yaşarken ölmemek için yaşamalı / biraz yiğit, biraz cesur, oldukça onurlu.”
Ustalığı saklamayı bilmek büyük bir ustalıkmış.
Güneşe gömülen 12 can, 12 yoldaş ustalıklarını saklamasını da bildiler.
Ölürken bile insanlık onurunu yaşatmasını bildiler.
Ölümsüzlüğün bayrağı oldular.
Güneşe gömüldüler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here