sevda
Lise yıllarınızda erkek liselerinden birisinde öğrenci olduysanız ister istemez kız liselerinin pencerelerine, okula açılan kapılarına gözünüz takılır.

Lise yıllarınızda erkek liselerinden birisinde öğrenci olduysanız ister istemez kız liselerinin pencerelerine, okula açılan kapılarına gözünüz takılır.

Bu kural elbet biz Karşıyaka Erkek Liseliler için de geçerliydi. Okulumuzun yakınındaki Numune Kız Koleji ile Çamlık’taki Karşıyaka Kız Lisesi, yine Çamlık’taki Kız Meslek Lisesi gözbebeğimizdiler.
Aradan çok yıllar geçti. Köprülerin altlarından çok sular aktı. Evli evine, köylü köyüne yollandı. Derken bir gün bir gazeteci arkadaşım yanında bir bayanla ziyaretime çıka gelmez mi?
-Sizi tanıştırayım, dedi Ömer Kulaçoğlu.
Bayanla karşılıklı gülümsedik ve aynı anda şu tümceyi karşılıklı söyledik:
-Galiba birbirimizi tanıyoruz!
Karşılıklı, “neredensiniz?” soruları. O, “Numune”, dedi, ben, “Erkek Lisesi”.
İnsan yüzü istediği denli değişsin, gözler aynı gözler, hiç değişmiyor. O gün kahvelerimizi karşılıklı keyifle içtik. Ardından da bugüne değin uzanan dostluk.


Adı Sevdal, Sevdal Ayger. Evlenip çoluk çocuğa kavuşmuş. Eşiyle Londra’da yaşıyor ama çat kapı sıklıkla İzmir’de. Her gelişinde de buluşup görüşmemiz ritüele dönüştü. O da benim gibi fotoğraf çekmeye bayılıyor. Dünyanın neresinde fotoğraf varsa Sevdal orada. Kendine “Gezenti Cadı” adını takmış. Gezip gördüğü, fotoğrafladığı yerleri sanal ortamda paylaşıyor.
Gezenti Cadı geçtiğimiz günlerde yine uzun bir seyahat öncesi İzmir’deydi. Sizin için söyleştik.

İnternet ortamında kendine “Gezenti Cadı” adını takıyor ve dünyanın pek çok ülkesini gezerek fotoğraflar paylaşıyorsun.

Niçin böyle bir ad? Gezmeyi çok mu seviyorsun?
Gezenti Cadı adı çok gezen kadın adından türetilmiş bir ad… Bilindiği üzere olağandışı şeyler başaran kadınlar masal dünyasında cadı olarak nitelenir. Bizim gezilerimiz de olağandışı, çok kimsenin yapmadığı, hayal ettiği ama gerçekleştirilmesi zorluklar içeren geziler… Bir arkadaşım, “erkeğin çok bilgilisine kadı, kadının çok bilgilisine de cadı,” denir… demişti. Bu nedenle bu ad ile sosyal medyada yer almayı tercih ettim.

“Gittiğin yeri hissetmek önemli”

Gezmek, görmek senin açından ne ifade ediyor?
Gezmek tutkusu aslında çok küçük yaşlardan kalan bir tutku… Bu tutku maceracı ruh ile birleşince yaşamımın önemli bir kısmını biçimleyen tutku olarak sürüyor. Gezmek, görmek benim için bir yaşam biçimi. Sadece bir yabancı ülkeye turistik bir gezi gibi basit bir olay değil. Benim için gezmek; gittiğim yeri tanımanın ötesinde o yer ile bütünleşip, o bölgenin doğası, insanı ile iç içe bir yaşamı keşfetmek, paylaşmak ve hissetmektir. Bu nedenle tur şirketleri vs. ile düzenlenen geziler içinde yer almıyoruz. Bir kaç arkadaşım ile birlikte geziyoruz. Bu yaptığımız gezilerin odağında gittiğimiz yeri hissederek yaşamak var. Bu yaşam deneyimi aynı zamanda bir öğrenme yolculuğudur. Her öğrenme de tutsaklıktan kurtulup özgürleşmektir…

Ülkelere doğru gezi yolculuklarına çıkarken belirlemede öne çıkan unsurlar ne oluyor?

Nereye gideceğimiz konusunda karar verirken öncelikle az bilinen, doğal yaşamı ve kadim kültürleri korunan yerleri tercih ediyoruz. Kısacası insanlar tarafından hoyratça tüketilmemiş yerlere gitmeye özen gösteriyoruz. Ve gittiğimiz ülkelerde de büyük kentleri sadece bir yere gidişte aktarma noktaları olarak görüyoruz. Fotograf tutkusu da bu seçimlerde büyük etken oluyor. Vahşi yaşam insan ilişkilerini belgelemeyi seviyorum. Fotograflarda bu yalın birlikteliği saptamaya çalışıyorum.

Bugüne değin kaç ülke dolaştın Sevda?
Bu güne kadar 50’den fazla ülkeye gittim. Burada o ülkeye gitmekte kasıt en az 1 ay o ülkede değişik yerlerde bulunmaktır. Yoksa birkaç günlük kısa gezileri o ülkeye gitmiş olarak nitelemiyorum.

Gezdiğin ülkelerde en etkilendiğin yer neresi oldu?
En etkilendiğim ülkeler Sri Lanka, Tanzanya, Ürdün ve Sina yarımadası…

“Alışveriş tutsağı değilim”

Kadınların en büyük tutkularından birisi gittikleri yerlerde alışveriş yapmaktan kendilerini alıkoyamamalarıdır. Bu denli çok yer gezerken siz de alışverişin tutsağı oluyor musunuz? Olmuyorum, diyorsanız kendinizi nasıl frenliyorsunuz?
Gezilerimizin amacı doğrultusunda hareket ettiğimiz için alışveriş tutsağı olma gibi bir durumuz olmuyor. Ancak, gittiğimiz ülkelerin çok özel bir ürünü varsa, eğer kafamdaki rakamla denk bir fiyat olursa aldığım oluyor. Bir doğal taş hayranı olduğum için de bu genellikle değerli ya da yarı değerli bir doğal taş oluyor çoğunlukla.

Gittiğin yerlerden hoş bir iki anını paylaşır mısın?
Her gittiğimiz ülkede ilginç olaylarla iç içe olduğumuz anları yaşadım. Aklıma hemen gelen bir iki örnek vermeye çalışayım. Geçen yıl Tanzanya gezimde Kilimanjaro Dağı’nın batısındaki Maasai köylerinden biri olan Olpopongi’de “boma” adı verilen yerleşimdeki bir Maasai kadınları ile karşılaşmak çok etkileyici oldu. Basit ve yalınlık içinde bir kulübeye girdim. Orada sonsuz vakur bir kadın ile karşılaştım. Ortak lisan ile konuşamadım ama uzun ve sağlıklı fiziği ile bir anne ile yan yana olmak çok etkileyici idi. Gözlerden ruhlarımıza karşılıklı duyguları taşıdığımızı hissettim. Bu çok ilginç deneyim idi. Ayrıca, Endonezya’nın Sumatra adasında dolaşırken, özellikle çocukların hiç görmedikleri sanki uzaydan gelmiş biri gibi tenime dokunmaya, saçlarımı ellemeye çalışması, gözlerin gizlice bizi izlemesi çok ilginç deneyimler oldu.

Yakın erimde yolculuk nereye?
Bu sonbahar Hindistan’ın kuzey doğusu ve Buthan gezi planımızda. 2 aya yakın bir yolculuk deneyimi olacak.

Tek başınıza mı gezersin, arkadaşlarınla mı? En fazla kaç kişi birlikte gezmeyi yeğliyorsun? Niçin?
Gezilerimiz 2 ila 4 kişi yapıyoruz. Daha fazlası uyumlu ve ortak paydası olan bir gezi olamıyor.

Daha ne kadar gezeceksin?
Soruya Yazar Hasan Ali Toptaş’ın sözleri ile yanıt vereyim: “Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut varamadığın kadar büyür.” Yolculuklarım da o umuda doğru nefes aldıkça sürecek…

Son sorum, özgeçmişini aktarır mısın?
1955 yılında Akhisar’da dünyaya geldim. 9 yaşında İzmir’e geldik. Öğrenim hayatımı İzmir’de tamamladım. 1978 yılında EÜ. İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra bir süre İzmir’de reklam ajansında çalıştım. 1978 Kasım ayında Londra’ya gittim. Orada işletme masterı yaptım. O yıllarda Türkiye’den İngiltere’ye büyük mağazalar için tekstil ürünleri ithalatı yaptım.
1990 yılında Londra’da psikoterapi eğitimine başladım. 1998 yılında Middlesex Üniversitesi Metonia fakültesinde eğitimi tamamladıktan sonra psikoterapi alanında çalışmaya başladım. Halen bu alanda çalışmalara devam etmekteyim.
Hobi olarak başladığım fotoğrafçılığı da seyahatlerimi belgelemekte kullanmaktayım.
Londra’da yaşamaktayım.

Sana, neşe ve esenlik dolu nice gezmeler diliyorum.
Sağ ol Lütfü. Bir gün de birlikte gezme dileğiyle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here