Leyleği havada gördüm, bu yıl… İran’dan sonra bu kez de eşim ve eşimin Rotary kulübünden dostlarımızla birlikte Frankfurt’tayız. Lufthansa ile ABD’ye uçarken birkaç kez Frankfurt’ta gecelemiştim, ancak şehri ilk kez yakından tanıma fırsatı buldum.

Sevgili Kazım’ın da içinde yer aldığı Alman Rotary Kulübü’nden dostlar, havaalanındaki sıcak karşılamalarının ardından, şehir merkezindeki Holiday Inn oteline yerleşmemizi sağladılar. Sevgili Petra ve Mark çiftinin evlerinde, şampanya ve nefis tatlılar eşliğindeki sıcak “Hoşgeldiniz” mesajının ardından, bir Katolik Bayramı nedeniyle tatil olmasından yararlanan Mark, şehir merkezindeki bir gökdelenin 32. katında yer alan, her tarafı camlı, muhteşem avukatlık bürosuna götürdü bizleri… Böylece Frankfurt’u yukarıdan, panoramik olarak izleme şansımız oldu. Ardından yaptığımız yürüyüş sırasında gördüğümüz Rizeli Sümela Catering çadırından aldığımız nefis hamsi tava ve gözlemeleri Krombacher birası eşliğinde yuvarladık ve otele döndük. Kısa bir dinlenme sonrasında, demir Eiserner Köprüsü üzerinden Main Nehri’ni yürüyerek geçtik. Şehri ikiye bölen Main Nehri’nin iki yakasında yaşantının birbirinden çok farklı olduğu söyleniyor.

Frankfurt’a özel elma şarabı eşliğinde yerel yemekler yediğimiz lokantada bir Rotaryen dostumuzdan şehrin eski tarihi konusunda bilgi aldık. Elma şarabının elma sirkesini andıran tadı başlangıçta farklı gelse de ikinci kadehten sonra alışılıyor. Almanların damak tadı bizlerden oldukça farklı, ama tercih ettiğim tandırı andıran dana bifteği ve maydanoz gibi yeşilliklerle hazırlanmış yeşil sos güzeldi.

İkinci gün oteldeki kahvaltının ardından, rehberimiz Isabel bize şehrin tarihi ve turistik binalarını gezdirirken, akıcı İngilizcesi ile bilgiler verdi. Gökdelenlerle çevrili finans merkezi Willy Bradnt Meydanı’nda Avrupa Merkez Bankası binası ve dev Euro Heykeli; Taunusanglage Parkı’nda ise güzel heykeller yer alıyor. Eski Steigenberger Frankfurter Hof Oteli önünde fotoğraf çektikten sonra, Goethe Müzesi önünden geçip, ünlü Wocker’s Kofeee’de Hachez’in bitter portakallı çikolatası eşliğinde kapuçinolarımızı içtik.

Sivri çatılı binaların yer aldığı Römer Meydanı şehrin en ilgi çekici yerlerinden biriydi. Meydandaki bir elinde kılıç, diğer elinde terazi taşıyan heykel Türkiye’deki adaletin durumunu anımsattı nedense… Main Nehri’nden geçerken bu kez üzerinde sevgililerin taktığı ve anahtarlarını nehre attığı çok sayıda asma kilit bulunan bir köprüyü seçtik.

Hazırlığı altı yıl sürmüş Monet Sergisi, Frankfurt’taki en değerli durağımızdı. Empresyonizmin kurucusu Monet’in çok sayıda eserinin yanında Renoir ve Degas gibi ressamların tablolarını kronolojik sıra ile görme fırsatı bulduk. Ermeni rehberimiz Sergey Harotoonian’ın mükemmel açıklamaları ile empresyonizmin ortaya çıkmasını ve gelişimini öğrendik. Monet’nin yaşamının son yıllarında yaptığı tabloların, ilerleyen kataraktına bağlı olarak silikleşmesi ve o günün koşullarında bir gözünden geçirdiği operasyon sonrası farklı renk tonlarının baskın hale geçişi çok ilginçti. Favorim, gençlik yıllarında yaptığı ve zamanında sergilenmeye değer bulunmayan kocaman ‘Lunchon’ tablosu oldu.

Öğle yemeğini yediğimiz Parthenon adlı Yunan Lokantası mükemmeldi; özellikle lagos ızgara ve balık tabağı… İzmir’de bir türlü 30 derece olamayan hava sıcaklığının, Frankfurt’ta 37 dereceye ulaşması şaşırtıcıydı. Slovenyalı Rotaryen dostların da katıldığı şehrin dışındaki Merzenmühle Restoran’daki akşam yemeği de çok güzel geçti.

Üçüncü günümüzde formal akşam yemeği öncesinde bir üzüm bağında gezinti ve nehirde bir bot turu planlanıyor. Hava yağmurlu…

Frankfurt’tan sevgilerle…

Not: Diyarbakır’daki patlamaların sorumlularının bir an önce bulunmasını ve amaçlananın aksine bu olayın Kürt kökenli kardeşlerimizle daha da yakınlaşmamıza yol açmasını umuyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here