EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, 9 Eylül Gazetesi'nden Yücel Öziçer'in konuğu oldu

Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, yeni yılın ilk gününde 9 Eylül Gazetesi‘nden Yücel Öziçer‘in konuğu oldu. Yorgancılar, iş hayatından özel yaşamına sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Röportaj: YÜCEL ÖZİÇER

Yeniden merhaba! 9 Eylül’ün kişisel tarihimde önemi ve anlamı çok büyük. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi iken bir 9 Eylül sabahı tanıştım mesleğimle. Uzun, yorucu aynı zamanda keyifli gazetecilik yolculuğum muhabir olarak sokakta başladı, yazıişleri mutfağında editör olarak sürdü. Kimi zaman ulusal, kimi zaman yerel basında emekçi olmanın haklı gururunu doyasıya yaşadım, amatör heyecanımı hiç yitirmedim.
Bugünden itibaren kurucuları arasında olmaktan onur duyduğum Gazete 9 Eylül’de röportajlarımla, yazı ve magazin haberlerimle ben de varım. Gazetecilerin gazetesine hoş geldim, yeniden merhaba.
Ayağımın tozuyla da Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar’ı sayfalarımıza konuk ettim… Keyifli bir sohbet çıktı ortaya. Sizlerin de beğeneceğinizi umuyorum. Hep birlikte okuyalım, iyi seneler efendim…

– Aile şirketinden önce bir çalışma hayatınızın olduğunu biliyorum…

Ben kendimi bildim bileli çalışan bir insanım. Geçenlerde mühendislik fakültesindeki çocuklarla paylaştım bunu. Babam harçlık falan vermiyordu. O zamanlar onlar zücaciye işi yapıyordu. Çay bardaklarını alır, Kemeraltı’nda satardım. Bir kolisinde 48 adet vardı. Kolinin parasını babama verirdim, üzeri bana kalırdı. Böyle başladı iş hayatım. Atatürk Stadı’nın 1970 yılındaki Akdeniz Oyunları öncesinde kapalı tribünün tuvaletlerini temizledim. Oyunlar sırasında gelen yabancı konuklara teşrifatçılık yaptım. 1974 yılında aile şirketine geçtim.

– Aile şirketinde çalışmanın avantaj ya da dezavantajları neler?

Şöyle bakmak gerekir; Aile olur, yabancı olur sistem olmadıktan sonra başarılı olmak mümkün değil. Dolayısıyla ortak hedef, ortak akılla günün şartlarına uygun bir şekilde kendinizi yenileyerek üretim mi, ticaret mi, hizmet sektörü mü neyse bunun için kendinizi geliştirmeniz lazım. En doğrusu bu, ister profesyonel olun ister şirket sahibi yapılması gereken şey bu. Senin benim doğrularımdan çok masada ortak doğruları bulmak gerekir.

– Oğlunuz ile birlikte çalışıyorsunuz. Kuşaklar arası çatışma oldu mu? Siz nasıl yetiştiniz? Oğlunuzu nasıl yetiştirdiniz?

Oğlum İstanbul’da okudu. 10-16 yıl orada çalıştı. Şimdi İzmir’de birlikte çalışıyoruz. Öncelikle şunu söyleyeyim, her kuşak arasında algılama farkı var. Yeni nesil teknoloji ağırlıklı büyüdüğü için teknolojinin nimetlerinden faydalanmaları bizim kuşağa göre daha önde. Böyle bir avantajları var. Şimdi gelen kuşak, sekiz yaş dokuz yaş grubu dediğimiz kesim ile oğlum 38 yaşında onların arasında da teknoloji bakamından uçurum kadar fark var. Dolayısıyla yeni nesillerde teknolojiye odaklı gelişim farkını çok iyi görüyoruz. Zaten dünyada en büyük şirketlere baktığınızda, teknoloji ve bilişimle ilgili firmaların, yazılım sektörlerinin ön plana çıktığını görüyoruz. Uber diyorsunuz dünyanın dört bir yanında binlerce taksisi olan bir şirket. Taksi durağı nerede diye bakmıyorsunuz. İstediğiniz yere çağırıyorsunuz. İnsanların yaşamlarını kolaylaştırmak için ortaya çıkabilecek her türlü sistem yazılım sektöründe. O açıdan yazılım sektörünü çok iyi değerlendirmek gerekir. Bizim zamanımızda alın teriyle para kazanmak vardı şimdi onun yerini akıl aldı. Aklınızı ne kadar doğru kullanırsanız başarı oranınız o kadar artıyor.

– Bu anlamda gençlere neler önerirsiniz?

Öncelikle hayal etmek önemli. Hayal etmedikçe büyük başarıları yakalamak mümkün değil. Kendinizden daha akıllı insanlarla birlikte olmanız lazım. Her işi ben bilirim demek değil de, size fikir verecek, katkıda bulunacak, size yön verecek insanlarla birlikte olmanız gerekir. Sizdeki hayal gücü bir başkasındaki hayal gücüyle birleştiğinde ortaya bir değer çıkıyor. Hayal gücünün bedeli yok. Ama iyi bir hayal gücünü satın alacak çok iyi bir sermaye var.

– Hangi kulvarda olursa olsun çalışan kadına gereken değerin verildiğine inanıyor musunuz?

Hayır. Bizim toplumumuzun yarısı kadın. Hatta yüzde 50 buçuktur kadın oranı. Üniversite gençliğine baktığınızda da aynı yapıyı görüyorsunuz. Kadınların ön sezileri, değerlendirmeleri, algılamaları erkeklere göre çok daha farklı. Bunu bir genelleme olarak söylüyorum. Kadının iç güdüleri çok farklı, bu açıdan kadınların gerek siyasette gerek sivil toplum kuruluşlarında gerek iş yaşamında çok daha önemli yerlerde bulunmaları gerektiğini düşünüyorum. Ancak burada suç yalnız toplumun yapısında değil, kadın da isterse yapabilir. Öyle üniversitelerden mezun olan kadınlar var ki maalesef evde oturuyorlar. Sermayeleri olsa bile bir girişim çabası içinde değiller.

– Ama erkek egemen bir durum söz konusu.

Öyle bakmamak lazım. EBSO yönetimine gelmeden önce bir tane kadın meclis üyemiz vardı. Şimdi altı tane var. İstedikleri zaman meclise aday olup kendi sektörlerini temsil hakları var. Sizde mesela yıllardır gazetecilik mesleğinde varsınız, erkek meslektaşlarınız arasında yıllardır yazınız, çizginiz hiç değişmedi. Kendi adıma söyleyebilirim eşit işe eşit ücret alamadım. Yeteneksiz, vizyonsuz bazı erkek yöneticilerle çalışmak zorunda kaldım. Kadının belli bir yere gelmesinin önlendiği yapılar olabiliyor ama bunu genellemek doğru değil. Bugün uluslararası bir çok firmanın CEO’su yöneticileri kadın.

“DENİZ DEMEK ÖZGÜRLÜK DEMEK”

– Çok yoğun bir iş hayatınız ve temponuz var. Ender Yorgancılar nasıl yorgunluk atar?

Çalışarak… Bazen, yaz aylarında özellikle eğer zamanım olursa bir kaç yakın arkadaşımla tavla oynarım. Çalışmanı dışında bir hayatım yok.

– Hobileriniz var ama…. Minyatür otomobil koleksiyonunuz mesela…

Bıraktım artık onu. Elimde kaç parça var bilmiyorum bir kısmını torun bir kısmını oğlum ve dostlarım geldi, aldı. Yine elli, atmış tane vardır ama artık toplamıyorum, isteyene veriyorum, fabrikada duruyorlar.

– Yaz tatillerinizi deniz üzerinde geçirmeyi seviyorsunuz.

Deniz özgürlüğün olduğu bir yer. Uçsuz bucaksız bir mavilik. Yalnız kaldığınız bir ortam. İstediğinizi hayal etmenizi sağlayan bir yer. 20 senelik kaptan olduğum için istediğim yere gidiyorum. Kalıyorum, bağlanıyorum. Kendi yemeğimi kendim pişiriyorum. Kimseye ihtiyacım olmuyor. Yatarım uyurum, balığımı avlarım, o şekilde dinlenirim işte.

– İzmir Türkiye için ne ifade ediyor?

Hayattır. Özgürlüktür. Mutluluktur. Güleryüzlü insanlar demektir.

– İzmir dışında yaşamayı hiç düşündünüz mü?

İş anlamında evet İzmir dışında da varız ama yaşamak anlamında hiç düşünmedim.

– Koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunuzu duydum. Hatta ‘Galatasaray için katil bile olur’ dediler!

Yok canım o kadar da değil. Ben her şeyden önce İzmirliyim. Karşıyaka’da yıllarca başkanlık ve yöneticilik yaptım. Karşıyaka’nın gidişatından hiç de memnun değilim. Bu sene Beşiktaş’ın da çok başarılı olmasını arzu ediyorum. Ben dışarıda Türkiye’nin isminin iyi anılmasını istiyorum. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş farketmez.

– Sosyal medya ile aranız nasıl?

Twitteri aktif olarak kullanıyorum. Yaptığımız işleri, toplantıları sürekli yayınlıyorum, Başka da bir yerde yokum.

– Sosyal medya sağlıklı kullanılıyor mu sizce?

Ülke genelinde son on yıldır çok hızlı bir şekilde kullanılmaya başladı. Doğru kullanımı çok önemli. Bir yanlış haber bir anda yüz binlere ulaşabiliyor. Bilgi akışı doğru olduğu sürece çok faydalı.

– Evde beslediğiniz beş köpeğiniz var. Bir hayvanseversiniz. Dört ayaklı dostların hakları hiç korunmuyor.

Hayvan seven insanı daha çok seviyor. Biri var ki aralarında her gece onunla birlikte yatıyorum. Sokaktaki hayvanın hiç korunmuyor. Çeşme’de bizim Şantiye evleri arasında yaz aylarında onlarcası yemek için su için dolaşıyor. Otel mutfaklarından restoranlardan yüzlerce binlerce köpeğin yiyebileceği yemekler çöpe atılıyor. Bunlar bir sistem dahilinde belli bir yerde toplanan hayvanlara ulaştırılmalı diye düşünüyorum. Bu da yerel yönetimin görevi. 18 yaşındaki golden retrieverim öldü. 15 yaşındaki bir golden’im de bu yıl öldü. Şimdi yeni bir küçük soytarı daha aldım…

– 2018’den beklentileriniz?

Gerek AB gerekse ABD ile olan durumumuzla ilgili algımızın değişmesi gerekiyor. Siyasi ilişkilerimizin belirli bir noktaya gelmesi lazım. Sonrasında Türkiye’nin önünün açık olacağına inanıyorum ben.

– Sosyal çevresinde Ender Yorgancılar nasıl birisidir? Babanızın eğlenceli bir kimliği vardı.

Evet o gezmeyi de eğlenmeyi de severdi. Benim için öyle değil. Benim hayatım iş.

– İşkoliksiniz diyebilir miyiz?

Aynen öyleyim. Bir insanın en faydalısı bir insana faydası olandır. Benim bir insana faydam olursa ondan daha fazla mutlu oluyorum. “Allah razı olsun” deniliyorsa bu benim için en büyük kar.

– Milli piyango bileti aldınız mı? Eğer size çıkarsa ne yaparsınız?

Evet aldım bu yıl. Hiç düşünmedim ama sanırım yine bir çok kişiye yardım ederim.

– Çeşme’de yerleşik bir düzeniniz var mı?

Evimiz var. Ama tekne Marmaris’te. Orada olmamın sebebi de, Altınyunus marinada iken bir kaç kişi tarafından görüntülendim, son derece de rahatsız oldum, çünkü orası benim özelim. Beni evimde otururken fotoğraflamaya benziyor. Özel hayata girilmemesinin gereğine inanıyorum.

– Çeşme’nin, Alaçatı’nın son yıllardaki kimlik değişimi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ben bu durumu bir değişim ve gelişim olarak kabul ediyorum. Geçmişte Türkiye’nin bir Bodrum gerçeği vardı. Sonra rahmetli Özal zamanında Antalya gerçeği yaşandı. İzmir nasıl bir şehirdir diye sorduklarında benim genel anlamda dediğim şu; Turizm bacağı eksik bir şehirdik, bunu da kısmen kapatan Çeşme’nin Alaçatısı oldu. İkinci bir Bodrum, hatta ve hatta Bodrum’u da geçecek bir sürecin içine girdi. Esnaf, yeme içme ve hizmet sektörü halinden son derece memnun. Ulaşım da dahil hepsi iyi iş yapıyor.

– Ama İzmirliler’in çoğunluğu bu durumdan rahatsız. Sezonda iğne atsan yere düşmüyor.

Eee her şeyin bir külfeti var. Örneğin İzmir’de dört günlük bir mermer fuarı oluyor. Ne restoranlarda ne otellerde yer bulamıyorsunuz. Taksiciler memnun oluyor. Şehre bir hareket geliyor. Keşke böyle 10 tane, 15 tane fuar olsa da kent daha zengin olsa.

– Suyu hep limonlu içermişsiniz?

Malum limonda C vitamini var. Günde 10-12 bardak içiyorum. Vücudun yenilenmesi için en faydalı besin su. Benim sayemde etrafımdaki pek çok kişide de alışkanlık oldu.

– Beslenmenize dikkat ediyorsunuz.

Diyet yapmam ama haftanın beş günü balık yerim. Bir gün sebze. Kırmızı etle pek aram yoktur. Haftada bir de makarna. O da Pazar günleri. En sevdiğimdir makarna.

– Mutfakla aranız nasıl. Yemekle mi sınırlı. Yoksa yapar mısınız? Size özel mönüleriniz var mı?

Yaparım, balık, et hepsini de çok iyi yaparım. Mesele oğlumun arkadaşları yazın sadece köfte yemeğe gelirler. Onlara köfte yaparım. Ya da kuzu etinden terbiyeli şiş. Mangal yaparım Balıkta lakerda yaparım, levrek marine yaparım. Buğulamanın her çeşidini pişiririm. Güveçte pirzola yaparım.

İKİ YEMEK TARİFİ

Güveçte pirzola

Güvecin tabanına kasapta kıydırdığım kuyruk yağını yayarım. Domates ve patlıcanların üzerine kemikleri kısmen alınmış pirzolaları (uçlarındaki kemikler kalır ete lezzet versin diye) sıralarım. Onların üzerine bir sıra daha domates ve patlıcan. Kimyonunu, karabiberini, tuzunu ve tereyağını ekleyip iki üç saatte ocak üzerinde kısık ateşte pişiririm Fırında da olur.

Levrek marine

Balığı kendim temizlerim, balıkçıya bırakmam. Kuyruk kısmından başlayarak kılçığını aldığım balığın üzerini kapatacak kadar limon, tuz sarımsak ve karabiber eklerim. Hiç yağ koymadan iki buçuk saatte yemeye hazır olur (salamura). Servis sırasında üzerine az zeytinyağ ve maydanoz eklerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here