İzmir’in kullanma suyunun neredeyse tamamını Tahtalı Barajı karşılıyor.
Geniş bir havzada, Baraj, değişik kaynaklardan besleniyor.
Bu kaynaklardan en önemlisi, eski adı Tahtalı olan Buca’nın mahalle statüsündeki Kaynaklar Köyü’nün, Nif Dağı’na yakın bölümünde yer alan Gürlek mevkiinden çıkıyor.
İlk bakışta bir şelale görüntüsü veren Gürlek’teki kaynak, yoğun yağmurlardan sonra akmaya başlıyor ve bu kaklaşık dört-beş ay sürüyor. Kaynağın debisi, bir anlamda Tahtalı Barajı’nın da doluluk oranını belirliyor.
Bu yıl, geç gelen yağmurlar sayesinde Gürlek’teki kaynak,yüksek debide akmaya devam ediyor. Nisan yağmurları ile bu debinin daha da artması bekleniyor.
Şu anda görünen tablo, İzmir’in ciddi bir kuraklık sorunu yaşayamayacağı yönünde. Tabii ziraatçiler bunu yeterli görmüyor, onlar da Nisan yağmurlarını bekliyor ama bir gösterge özelliği de taşıyan Gürlek’teki kaynak, bu görüntüsüyle umut verici.

Zamanında köylüler, bu kaynaktan köye hat çekmişler. O dönemlerde kaynak yaz-kış aktığı için sorun yaşanmamış ama bugün durum öyle değil. Neredeyse yılın yarısında akıyor. Kalan zamanda da İZSU, yeraltı sularından yararlanarak köye su sağlıyor.
Gürlek, görülesi bir yer. Dağcıların en önemli uğrak yerlerinden biri.
Hemen yakınında yer alan iki çeşmenin suyu inanılmaz güzel. Belediye, bir ara bu suyu şişeleyip pazarlamak istedi ama olmadı. Köylüler izin vermedi.

***

Var mı böyle bir yaşam?

Şu fotoğrafa bir bakın ve Allahaşkına söyleyin, var mı böyle bir yaşam, böyle bir Türkiye?
Silahların fink attığı böyle bir ülke dünyada yok.
Ama televizyon ekranlarında her akşam böyle filmler izlemek zorunda kalıyoruz.
Silahın kol saatı gibi neredeyse herkesin bir aksesuarı olduğu algısını yaratmak isteyen bir anlayışın zaferini ilan ettiği bir tablodur bu.
Ne yazık.
Bazı diziler var, terörle mücadeleyi anlatıyor, tamam. Ama bazı diziler var, büyük kentlerde geçen konusuyla gerçeği asla yansıtmıyor ama sanırsınız Türkiye’de değil, ikiyüz yıl öncesinin vahşi batısında yaşıyorsunuz.
Bu algı politikası ve kampanyaya dönüşen inat, silaha olan ilgiyi artırıyor. Çünkü insanlar, bu dizileri izlerken, “her evde bir silah” geleneğine dönüş yapma ihtiyacı hissediyor.
Silahın vazgeçilmez olduğuna biraz daha kanaat getiriyor.
Gazetelerin her gün üçüncü sayfalarını dolduran haberlerin kaynağı, maalesef böyle bir anlayışın topluma egemen olmasıdır.
Bu ürkütücü gelişme, önlenemez boyutlara çoktan varmış ama ne kadar farkındayız, bilinmez.
Silahı doğrudan yasaklamak, bu dizilere çekidüzen vermekten çok daha zordur.

***

Ali Kocatepe

Eski bir dostu. 1970’li yıllarda parlayan bir yıldızdı o. Hatta daha öncesinde. 1968’de doldurduğu “Böyle Yazmış Yaradan” şarkısı, bir anda ona şöhret kapılarını açtı.
İzmir Radyosu’nun o parlak döneminde Bülent Özveren, Akın Aclan Aksel ve Ümit Tunçağ gibi her biri marka olan programcılarıyla yarıştı. Sadece müzik programları sunmakla kalmadı, iyi bir maç anlatıcısı olarak da isim yaptı.
İzmir’de, Alsancak semtinde halen balık restoranı olarak kullanılan eski bir Rum evinde dünyaya gelmişti. Atatürk Lisesi’nde kurduğu Latin topluluğu ile verdiği konserleri, profesyonel gruplara taş çıkartıyordu.
Ali, 1970’li yıllarda adeta gaza bastı. Türk Pop Müziği’nin atağa geçtiği bu süreci çok iyi yönetti. Ekspres Gazetesi’nde birlikte çalıştığımız o yıllarda Ali, müzik sayfaları hazırlar, plak eleştirileri yapardı. Hüseyin Baradan’la birlikte Türkiye’de ilk renkli fotoromanı çekmeye karar verdiğimizde Ali, rahmetli Ayla Dikmen ve Arzu Okay’ı bu fotoromanda oynatarak onun şöhretini bir şekilde değerlendirmeyi başardık.
Ali, İstanbul’a giderek “Bir Numara” adlı plak şirketini kurdu, bu şirket pek çok ünlünün yetişmesine vesile oldu. Sezen Aksu, bu isimlerden biriydi.
Zaman içinde Ali Kocatepe “Akdeniz Çocukları”, “Leylim Ley”, “Kemeraltı Güzeli”, “Hayat Bayram Olsa”, “Hey Gidi Dünya Hey” ve daha nice hit şarkılyarı ile müzik dünyasının en üretken, en düzeyli, en istikrarlı isimlerinden biri oldu.
Sabahattin Ali, onun idolüydü. Fatma Karanfil’le kısa süren bir evliliğinden sonra müzik adamı Çetin İnöntepe’nin kızı Aysun’la hayatını birleştirdi. Birlikte yıllarca düet yaptılar.
Kısacası Ali, bugünlere; her gününü, her saatini Türk Pop Müziği’ne hizmet ederek geldi. Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği MESAM’da görev aldı.
Ancak geçenlerde Kültür Bakanlığı, onu MESAM’ın Yönetim Kurulu’nda yedek üye olarak ilan etti. Ali isyan etti, “Böyle bir görevi kabul etmiyorum. Ben yıllarca asil üyelik yaptığım bir kurulda, yedek üye olamam” dedi.
71 yaşında hala müzik yapan bir adamın isyanıydı bu. Kendisini hafife alanlara karşı çıkışıydı.
Ali Kocatepe’ler kolay yetişmiyor. Yaşamının her evresinde en ufak bir lekeyi üzerine sürdürmemiş bir Ali var önümüzde.
Ve o Ali, hep lekesiz kalacak.

***

Spor aletleri

Belediyeler, siteler, kuruluşlar, kurumlar, parklara, bahçelere spor aletleri koyuyor.
Görünüşte güzel bir hizmet. Amaç, insanlar buraya gelsin, spor yapsın, sağlıklı olsun.
Ama bazı şeyler gözden kaçıyor mu?
Doç. Dr. Levent Köstem’e göre “Evet”
Bir spor hekimi olan Köstem, “Bu iyi niyetli hizmette en çok göze çarpan ihmal, bilgi sunmamaktır” diyor ve ekliyor:
“Bu aletlerin herkese yarar sağlayacağı gibi bir durum yok. Gençlerin ayrı, yaşlıların ayrı aletleri olmalı ve hepsinden önemlisi bunlar, ciddi ısınma turlarından sonra kullanılmalı. Kaslar ısınmadan hiç bir spor yapılmaz. Yapılırsa kas yırtılmaları, hasarlar oluşur. Bize gelen vakaların önemli bölümü, bu aletleri bilinçsiz kullananlardan oluşuyor.”
Rengarenk, cazibe sunan spor aletlerinin üzerinlerinde bazen bilgilendirme yer alıyor ama eminim bunları okuyan yok.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here