senerbayyurt
Şener Bayyurt; “İnsanın tek başına bir şey yapması mümkün değil. Paylaşa paylaşa, ortaklıklarla kuvvetlenerek ilerlemeye çalışıyorum. İnsanın kuvvetine inanıyorum.”

Şener Bayyurt; “İnsanın tek başına bir şey yapması mümkün değil. Paylaşa paylaşa, ortaklıklarla kuvvetlenerek ilerlemeye çalışıyorum. İnsanın kuvvetine inanıyorum.”

Maden mühendisi bir babanın çocuğu olarak Soma’da dünyaya gelen Şener Bayyurt, babasının yolundan giderek Yıldız Teknik Üniversitesi’nde maden mühendisliği eğitimi aldı. Kariyerine bankacı olarak başlayan ve kısa sürede üst düzey yöneticileğe yükselen Bayyurt, birgün doktorunun “göz tansiyonun var, ileride kör olabilirsin” teşhisiyle kendisine yeni bir yol çizmeye karar vererek bankadan istifa edip kendi işini kurdu. Kısa sürede önemli başarılara imza atan Şener Bayyurt, 12 yıl önce yine radikal bir karar vererek şirket merkezini İzmir’e taşıdı. Genç yaşına rağmen sektöründe yıldız gibi parlayan Bayyurt, sanata verdiği destekle de dikkat çekerken kısa bir süre önce kurduğu İzmir Gelişim Vakfı ile toplumsal sorunlara eğilmeye hazırlanıyor. Şener Bayyurt ile, aldığı radikal kararları, sanata verdiği desteği, İzmir Gelişim Vakfı’nı ve şirketin gelecek hedeflerini konuştuk.

Kısaca Şener Bayyurt’u tanıyabilir miyiz?
Soma’da doğdum, babam ben doğduğum zaman TKİ’de Maden Mühendisi olarak çalışıyormuş. Ben de onun yolunda hem maden hem de endüstri mühendisliği okudum. 30 yaşıma kadar profesyonel hayatta çalışandım. En son bir bankada yöneticiydim. 2000 yılında özel sektöre bir anda girmeye karar verdim. Aile şirketimizden bağımsız olarak bir iş kurdum.

Aile şirketinde çalışmayı neden düşünmediniz?
Kendi yolumu çizmek istedim. 30 yaşında yönetici olarak çalışıyordum. Baba oğul ilişkisinde usta çırak ilişkisi vardır. Çırağı olmamışsanız ustayla çalışmak zordur. O nedenle ben farklı bir yol izlemek istedim. Kendi işimi kurmak istedim.

GELECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM İŞ KURDUM

Profesyonel çalışanken kendi işinizi kurmaya nasıl karar verdiniz?
Bir günde karar verdim. Bir gün gittiğim doktor, “göz tansiyonun var, kör olabilirsin” dedi. Kör olsam kimse bana iş vermez diye düşündüm. Sonra gazetede küçük bir haber okudum. Haberde “İranlı avukat Sultan Hamam’da hamallık yapıyor” diye yazıyordu. Bu iki olayı birleştirdim, kendi işimi kurmam hem de bu iş uluslararası bir iş olmalı diye düşündüm. Ne iş yapabilirim diye düşünürken doğal taş ticaretinde karar kıldım. Bir gün sonra bankadan ayrılıp kendi şirketimi kurdum. Başlangıçta zordu ama zamanla işler oturmaya başladı.

Faaliyette olduğunuz sektörler nelerdir?
Doğal taşın satışıyla başladım önce. Sonra üretim eklendi. Daha sonra yapı malzemeleri, lojistik, inşaat eklendi. 2018 yılında kurduğumuz vakıfla da kazanımlarımın bir kısmını İzmir’le paylaşmak istedik.

Kısa sürede yakaladığınız bu başarının sırrı nedir?
Paylaşarak ilerliyorum. Onun etkisi olduğunu düşünüyorum. İnsanın tek başına bir şey yapması mümkün değil. Paylaşa paylaşa, ortaklıklarla kuvvetlenerek ilerlemeye çalışıyorum. İnsanın kuvvetine inanıyorum.

Şirketler merkezlerini İstanbul’a taşımaya çalışırken siz İzmir’e taşıdınız. Bu kararı nasıl ve neden aldınız?
Radikal bir karardı. Şirketi İstanbul’da kurduk ama üretim yerlerimiz Afyon’daydı. Belli bir süre Afyon’da da yaşadım. İstanbul’da yaşarken dışına çıkamam sanıyordum. İstanbul’un dışına çıktıktan sonra bir daha içine giremedim. O kadar kalabalık geldi ki bana, şehir üstüme üstüme gelmeye başladı. Küçük şehirdeki yaşamla İstanbul’daki yaşam birbirinden çok çok farklı. Küçük şehirde yaşamaya alıştığınız zaman büyük şehirde kendinizi huzursuz hissediyorsunuz. İstanbul’da hayat çok hızlı akıyor, insanlar çok gergin. Küçük şehirde hayat yavaş akıyor ve insanlarda gerginlik yok. Sonra bir gün haritayı önümüze açtık, yaptığımız işleri göz önüne alarak en uygun lokasyon neresi olur diye düşündük. Hangi şehirde işlerimizi rahat yürütebiliriz diye baktık, İzmir’de karar kıldık. Bir anlamda İzmir’i haritada seçerek geldim diyebiliriz.

İZMİR’DEN BAŞKA ŞEHİRDE YAŞAYAMAM

İzmir’de olmaktan memnun musunuz?
Geldiğime hiç pişman olmadım. Başka bir yere gider misin derseniz, kesinlikle hayır. Doğru bir yerde olduğumu düşünüyorum. İzmirli olmak şöyle bir şey. Siz İzmir’deki ortak kültürü benimserseniz çok çabuk İzmirlileşebiliyorsunuz. İstanbul’da öyle değil. İstanbul’da ortak bir kültür yok, hep alt kültürler hakim. Ne kadar zaman geçerse geçsin İstanbulluyum diyemiyorsunuz. Deseniz bile hep soruyorlar; annen-baban nereli? Nerelisin? Bu soru, temelde ‘nerede doğdun?’ sorusu değil. Hangi kültüre aitsin sorusudur. İstanbul’da bunu deşeliye deşeliye senin hangi alt kültüre ait olduğunu bulmak istiyorlar. Ama İzmir’de öyle değil. İzmir’de ortak bir kültür var. Bence korunması gereken bir ortak kültür bu. İzmirliyim diyene kimse devamında nerelisin diye sormuyor. İzmirliyim demek şu anlama geliyor; ben İzmir’in ortak kültürünü benimsedim. Bugün İzmirliyim dediğim zaman kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Çünkü ben İzmir’in ortak kültürünü ve İzmir’i benimsedim.

Decozone’da farklı bir konsepti hayata geçirdiniz. Bundan biraz söz eder misiniz?
Amacımız kişinin eviyle ilgili tüm ihtiyaçlarını buradan karşılayabilmesiydi. Burada tek bir işletme varmış gibi görünüyor ama duvarsız birçok işletme var. Her 10 adımda bir farklı bir işletmeyle karşılaşıyorsunuz esasında ama çok da fark etmiyorsunuz. Her şeyi bir arada görüp karar verebiliyorsunuz. İşletmeler arasında rekabette yok çünkü her sektörden 1 firma var. Sektörler arası bir dayanışma var burada.

Decozone’u farklı şehirlerde de açmayı düşünüyor musunuz?
Çok kısa vadede böyle bir düşüncemiz yok. Ama memlekette ekonomik durumun düzelmesiyle birlikte düşünebiliriz. Öncelikle bu yapının tam oturmasını istiyoruz. Çünkü kopyalamak kolaylaşsın ve efektif olsun. Bu yapı mükemmel hale geldiğinde bunu hızla kopyalayarak başka illere de açabileceğimizi düşünüyorum.

KKTC YATIRIMDA CAZİBE MERKEZİ

İnşaat sektöründe de varsınız ama KKTC’de projeler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Kıbrıs güzel bir pazar. İçinde fırsatlar barındırıyor. Gayrimenkul fiyatları yatırımcı açısından çok ucuz. Gayrimenkul pazarlarken kira çarpanı dikkate alınır genelde. Yatırımcı için en değerli şey kira çarpanıdır. İstanbul’da kira çarpanı 300’ü buldu. Türkiye ortalaması ise 220. Kıbrıs’ta şu an kira çarpanı 120 – 140 civarlarında. Yatırımcı için çok cazip bir durum. Gayrimenkulün geri dönüşü 10 yılda oluyor. Kıbrıs’ta ayrıca gelecek değer etkisi var. Şu an en ucuz ada toprağı. Magusa’nın hemen yanında adanın en büyük şehri var. Fiyatlar Magusa’nın 4 katı. Barışa yönelik bir adım atıldığında oradaki gayrimenkul fiyatları hemen birkaç kat artabilir.

İhracatın toplam cironuz içindeki payı nedir? Hangi ülkelerle çalışıyorsunuz?
İhracat toplam ciromuzun yüzde 20’sini oluşturuyor. Ağırlıklı olarak demokratik ülkelerle çalışıyoruz. İstikrarlı olmak için böyle bir prensip kararı aldık. Çünkü demokratik olmayan ülkelerde hızlı ve çok para kazanabildiğiniz gibi bir anda işleriniz sekteye de uğrayabiliyor. Nitekim bunu Irak’ta, Libya’da yaşadık. Bir anda pazarın tamamını kaybediyorsunuz. Onun için demokratik ülkelerle çalışmayı tercih ediyoruz. Bu düşük kar modelli bir strateji ama süreklilik içeriyor. Batılı ülkelerle olan ilişkiler kolay kolay tahrip edilebilecek ilişkiler değil. Liderlerin uhdesinde olan ülkeler değiller.

BAYYURT KAZANDIĞINI TOPLUMA AKTARIYOR

2018 sonu itibariyle ne kadarlık bir büyüme hedefliyorsunuz?
Yıllık hesaplar bile her seferinde şaşıyor. Bizim grubumuz kurulduğundan bu yana yüzde 30-40 aralığında büyüyoruz. Bu sene de kendimize yüzde 50 gibi çok iddialı bir hedef koyduk. Bir yol kazasına uğramazsak ciddi bir büyüme bekliyoruz. Hem farklı sektörlere yatırım yaparak hem de kendi sektörümüzde büyüyoruz. Hedeflerimize ulaşacağımızı düşünüyorum. Bizim sadece maddi hedeflerimiz yok. Maddi hedefleri gerçekleştirirken bunun toplumda bir karşılık bulmasını istiyoruz. Çünkü biz burada kazanıyoruz. Bir şekilde kazandığımızın bir kısmını topluma aktarmak istiyoruz.

Yakın zamanda yeni bir yatırım planınız var mı?
Balkan ülkelerinde gayrimenkul yatırımlarına gireceğiz. 2019’da başlamayı düşünüyoruz. E-ticarette hedeflerimiz var. Ne kadar iyi iş yaparsanız yapın, ne kadar büyürseniz büyüyün ülkenin genel ekonomik durumu sizi de karar alırken temkinli olmaya itiyor. Biraz daha önümüzü görebilsek daha hızlı hareket edebiliriz.

İZMİR GELİŞİM VAKFI’NI KURDU

Kısa bir süre önce bir vakıf kurdunuz. Vakfı kurmaktaki amacınız nedir?
Türkiye’de vakıfların çok büyük bir kısmı para toplayıp para dağıtmak üzerine kurulu. Bunu esasında sosyal devletin vazifesini üstlenmek için yapıyorlar. Sosyal devlet aksadığında bu vakıflar devreye girerek bu açığı kapatmaya çalışıyorlar. Türkiye’de bir düşünce yapısını değiştirmek, toplumu bilinçlendirmek veya inisiyatif almak için vakıf kurulmuyor. Biz ise tamamıyla toplum düşünce yapısını değiştirmek, farklı açıdan bakmasını sağlamak, inisiyatif başlatmak adına kurduk vakfı.

Bu vakfın çalışma alanları ne olacak?
Bizim vakfımızın kapsamı çok geniş. Tek bir hedefe yönelmiyoruz. Vakfımız İzmir ve çevresindeki insanların ekonomik, sosyal ve kültürel olarak bilinçlendirilmesine yönelik çalışacak. Konu çok geniş ama bir örnek vermek gerekirse şöyle söyleyebilirim; yarın öbür gün büyük bir kısmımız işimizi kaybedeceğiz. Bununla ilgili ne çalışanların ne işverenlerin ne de devletin herhangi bir öngörüsü yok. Aldıkları bir tedbir de yok. Bu konuda insanları bilinçlendirerek, yeni mesleklerin neler olacağını, çocuklarımızı bu mesleklere nasıl hazırlayabiliriz, işverenlerin yaklaşımları ne olmalı gibi konularda bilinçlendirmek vakfın konularında bir tanesi. Eğitim, sanat, şehir yaşamı, kadının iş hayatına kazandırılması, çevre vs gibi konuları farklı bakış açısı ile ele alacağız.

ÇOCUKLARIMIZI SOSYAL HAYATLA BÜYÜTMELİYİZ

Bu durumda eğitim sisteminden yola çıkarak bir bilinçlendirme hareketi mi yapacaksınız?
Bu konularda bilinçlendirme yapmamız lazım. Çocuğunuzu koleje veriyorsunuz ama sorgulamayan, öğrenmekten nefret eden öğrenciler yetiştiriyor. Okulların temel görevi sorgulamayı öğretmek, öğrenmeyi sevdirmek ve her şeyden önemlisi çocuğun kendini keşfetmesini sağlamak. Biz ise sadece çocuğa bilgi aktarıyoruz ve çoğunlukla güncel olmayan bilgiler ve çok fazla çalıştırıyoruz. Pisa sonuçlarına baktığınızda her yıl 3-5 basamak geriliyoruz. Bu sonuçlar bize ülkenin ivmesini gösteriyor, gelişmişlik düzeyini değil. Birinci olan ülkelere bakın Singapur, Hong Kong, Güney Kore. Bunlar en gelişmiş ülkeler değil, en hızlı ivmelenen ülkeler. Pisa sonuçlarının geriye gitmesi bizim gelecekteki ivmemizin de düşeceğini gösteriyor. Bunu iyi sorgulamak lazım. Okulların temel amacı çocukları test sistemine hazırlamak ancak test sistemi ise güncel olmayan bilgiler yolu ile IQ ölçen bir sistem. IQ değişmez ama çok fazla tekrarla IQ’nuzu suni olarak yükseltebilirsiniz. Çocuklarımız sadece sınavda iyi sonuç almak için güncel olmayan bilgileri çok fazla tekrar ediyor. Bu nedenle ne çocukluklarını yaşayabiliyor ne de ilerdeki hayatı için değerli kazanımlar edinebiliyor. Diğer taraftan sosyal hayatta herhangi bir etkileşimi olmayan kavanoz içinde çocuklar yetiştirmeye çalışıyoruz. Bugün işlerine yaramayan, gelecekte de işlerine yaramayacak bilgileri öğretmekte ısrar ediyoruz. Yani sonuç şu ki iyi gördüğümüz okullar ile çocuklarımız bir şey katmıyor.

Vakfa bağlı bir okul projeniz olacak mı?
Vakfın bir okul projesi olmayacak. Biz temelde bu konularda toplumu bilinçlendirmeyi hedefliyoruz. Bir örnek okul kurarsak o zaman iş endazesinden çıkar. Çünkü toplumun bilinçlendirilmesi gereken o kadar çok konu var ki sadece buna yönelip okul kurarsak kaynaklarımızı tüketiriz. Çünkü tamamen kendimizin finanse ettiği bir vakıf bu. Yardım toplayan bir yapımız yok.

İZMİR’E GÖÇ İYİ YÖNETİLMELİ

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen kentsel dönüşüm zirvesine vakıf olarak destek oldunuz. Sanırım bu alanda da çalışmalar yürüteceksiniz.
Bütün bu yapısal çarpıklıkların temel nedeni göç. Göç şehre gelen sıra dışı bir talep demek. Bu sıra dışı talep düşük gelir grubundan geliyorsa ve siz bunu yönetemezseniz gecekondulaşma oluyor. Bu talep şu anki gibi daha üst gelir grubundan gelirse de bu sefer gayrimenkule ciddi bir talep yaratıyor. Bu da bazı bölgelerin altyapı olmadan imara açılması ve şehrin yoğunlaşması anlamına geliyor. Veya şehir gettolaşmaya başlıyor. Getto mevcut kültürden bağımsız öbeklenmiş bir grubu ifade ediyor. İzmir’de şu anda gelen göçle ilgili hiçbir tedbir yok. Ne yapacağını bilmiyor. Bir yandan da sürekli Türkiye çapından talep çekmek için reklamlar yapılıyor. Talep gelsin kervan yolda düzülür mantığından hareket ediliyor. Ama geçmişte 30-40 yıl önce daha çok kırsaldan gelen talebi yönetemedi İzmir. İzmir’in yarısından fazlasını gecekondular kapladı. Ve hala verilen hasarlar giderilebilmiş değil. Ufak ufak pansumanlarla işi götürmeye çalışıyorlar. Göçü iyi yönetemezseniz bir anda şehrin hakim kültürünü de değiştirir. İstanbul’da olduğu gibi hakim kültürün tamamen ortadan kalkmasına da sebep olabilir. Şehrin kendi kültürünü koruması için bu konuda katı tedbirler alınması gerekiyor. Yoksa genetiği bozulacak şehrin. Vakıf olarak bu konuda irdelenmesi gereken bir konu.

SANATA DESTEK

Sanat galerisi açarak sanata da destek olmaya başladınız. Galeride işler istediğiniz gibi gidiyor mu?
Galeriyi açtık ama bizim istediğimiz anlamda İzmir’den bir geri besleme alamadık. Böyle olunca ben galerinin formatını değiştirmeye karar verdim. Elit bir sanat galerisinden öte yaşayan bir sanat galerisi haline getirmek istiyorum Çocukların, öğrencilerin, gençlerin, kadınların etkin kullanabileceği bir hale sokmak istiyorum. O zaman etkileşimin daha fazla olacağını, toplumla sanatı buluşturmanın bu çalışmalarla daha etkin olabileceğini düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here