BARBAROS15
Kahvenizi yudumlarken karşınızdaki küçük ovaya bakın. Sağ tarafınızda evleri beyaz badanayla boyanmış küçücük bir köy göreceksiniz.

Kahvenizi yudumlarken karşınızdaki küçük ovaya bakın. Sağ tarafınızda evleri beyaz badanayla boyanmış küçücük bir köy göreceksiniz orası Barbaros …

Çeşme’ye otoyol yerine eski yoldan gidiyorsanız, yolun 55’inci kilometresinde solunuzda Manzara Kahvehanesi‘ni göreceksiniz, uğrayın, sahanlı yumurta ısmarlayın, sabah kahvenizi orada için. Kahvenizi yudumlarken yolu kuşatan çam ağaçlarının arasından karşınızdaki küçük ovaya bakın. Üzüm bağları ve tarlaların arasında suyu azalmış birkaç göl, sağ tarafınızda ise evleri beyaz badanayla boyanmış küçücük bir köy göreceksiniz. Orası Barbaros.


Petek’le birlikte her zamanki gibi yine Yelki’den yola çıktık. Her zaman olduğu gibi otoyol yerine eski Çeşme yolunu tercih ettik. Sık sık molalar vererek fotoğraflar çektik. İçmeler’de denizin içindeki tarihi taş köprünün yıkıntıları önünde soluklandık. Sıcak Eylül gününde Poyraz rüzgarıyla serinledik. Barbaros’a gitmeden önce biz de Manzara Kahvehanesi’ne uğradık. Kahvemizi içerken bahçeyi örten sarmaşıkların arasında konaklamış kuşların muhabbetlerini dinledik. Zeytinyağı tenekelerinin içlerine dikilmiş rengarenk çiçeklerin kokuları arasında sakin bir tatil gününün tadını çıkardık.

KÜÇÜCÜK BİR KÖY

Merak edenlere tanıtalım. Barbaros 300 nüfuslu sessiz, sakin, küçücük bir köy. Anlatılanlara göre 700-800 yıl önce gezgin Yörükler gelip buraya yerleşmişler. Köyün eski adı Sıradam’mış, Dönemin valisi geldiğinde buraya Barbaros adını vermiş. Yıllar önce köyün ortasından geçen derenin iki yanında sıralanıyormuş damlar. Köyün eski adı buradan gelme. Köyün bazı yerleri SİT alanı. Çevrede yıkık yel değirmenleri, su değirmeni olduğu belirtiliyor. Geleneksel ürün olan bağcılığın, eskisi kadar olmasa da devam ettiği köyün en önemli özelliklerinden biri sakinlerinin kültür düzeylerinin oldukça yüksek olması. Köyde yaşayanların neredeyse tamamı üniversite mezunu.
Biz de orayı ziyaret ettik bir süre önce. Korkuluk Festivali’ne gittik. Köyün sessizliğine zarar vermeden, doğal dokusunu bozmadan, unutulmuş gelenekleri yeniden canlandırmak ve yöre sakinlerinin üretim gücünü ortaya çıkarmak amacıyla düzenlenmişti festival. Ama yürünebilecek tek sokağında karşılıklı tezgahların sıralandığı Barbaros Köyü’nde festivalden çok bayram alışverişi havası vardı. Yerel satıcıların kendi ürettikleri hediyelik eşya ve oyuncakları tanıtıp satışını yaptığı, her köşe başında bir korkuluğun yer aldığı köyde biraz fotoğraf çektik ve oyalanmadık fazla.

Barbaros’tan Birgi Köyü’ne giden daracık asfalt yoldan göllere doğru yöneldik. Yolun sol yanında genellikle yağmurlu kış mevsimlerinin ardından oluşan üç küçük göl var. Bunlardan birinin adı Kocagöl. Kıyısında bir kır restoranının da yer aldığı bu gölün ev sahibi ördek ve kazlar, buraya pikniğe gelenlerin her zaman ilgisini çekmeyi başarıyor.

TRİPOD UNUTMAYIN

Ama fotoğraf tutkunlarının tercihi daha içeride bulunan ikinci göl… Biz de günbatımlarını oradan izlemeyi tercih ediyoruz. Hele günbatımına yakın ufukta birkaç parça bulut varsa, rüzgar da suyun yüzeyini ürpertmiyorsa alacakaranlık çökünceye kadar siz de muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Ama yanınıza tripod almayı sakın unutmayın.
Biz de harika bir günü, günbatımında gökyüzünün suya yansıyan kızıllığını ve gölün ortasındaki bir tepeye tünemiş tek ağacın silüetini fotoğraf makinelerimize kaydedip, biraz da yaktığımız küçücük ateşin başında ısınarak noktalamak yerine Urla’ya Malgaca Pazarı’na çay içmeye gittik.

BİR ASIRLIK ÇARŞI

Urla‘ya gelenlerin mutlaka uğrayıp soluklandığı yerlerden biridir Malgaca Pazarı; Arasta da öyle.
Geçmişi yüz yıl öncesine uzanan Arasta, bir alışveriş merkezi. Buraya gelenlerin manavdan kasaba, terziden ayakkabıcıya, berberden kahvehaneye, manifaturacıdan bakkaliyeye her ihtiyaçlarını karşılayabildiği bir çarşı burası.

Arasta’da hem alışveriş yaparsınız hem de sohbet. Bu sohbet bazen kahvehanelerde, bazen dükkanlarda olur. Yaz mevsimlerinde dışarıya çıkarılan sandalyelerde çaylar yudumlanır, kışın meşhur Urla güveci her gelene ikram edilir, paylaşılır.

Malgaca ise Cuma günleri kurulan haftalık pazarla şenlenir. Köylü, ürününü Malgaca’ya getirir, küfelerde, sandıklarda, bakraçlarda en taze sebzeler, otlar, meyveler, sütler, yoğurtlar, zeytinyağları müşterilere ulaştırılır. Urla’da Arasta ve Malgaca yan yanadır. Bugün Malgaca’da yıllar öncesinin Cuma pazarı yerini, Pazar günleri kurulan Sanat Pazarı’na bıraktı. Yalnız Urlalılar değil tüm bölgenin, İzmirliler’in ve gezginlerin de ilgi gösterdiği bu pazarda el emeği göz nuru çeşitli hediyelik eşyalar konukların beğenisine sunulur. Çevredeki kahveler, lokantalar dolar. Geçmiş yılların Cuma pazarını aratmayan bir kalabalık, yalnız Arasta’yı ve Malgaca’yı değil tüm Urla’yı şenlendiriyor.

Ancak yıllar geçtikçe Arasta ile Malgaca’da terzihanelerin yerini telefoncular, kahvehanelerin yerini kafeler almaya başladı. Yıllar önce Necati Cumalı’nın Yağmurlarla Topraklar adlı romanından yola çıkarak yazacağım yazıda kullanmak üzere, günlerce aradığım bir fotoğrafı duvarında bulduğum yaşlı terzinin, çocukluk yıllarımdan izler taşıyan dükkanında da bir kuaför çalışıyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here