sadan-gokovali

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var”
(Ataol Behramoğlu)

Kalem sevdası erken sardı benliğimi.
Muğla Ortaokulu’ndaki mani, şiir, akrostiş denemelerini saymazsak, Aydın Ticaret Lisesi’nde okurken, kalem ürünlerimi kamuoyuna sunmaya başladım. Edebiyat öğretmenim Suzan Sunguroğlu’nun yönlendirmesiyle okulda, “IŞIK” adlı bir duvar gazetesi, Aydın’ın iki köklü gazetesinden Kıroba’da (diğeri Hür Aydın) okul sayfası düzenlemeye başladım. Duvar gazetesinde, okul sayfasında boş yer kaldıkça, smultane çeviriler yapıyor, bazılarını başka arkadaşlarımın imzasıyla yazılar, şiirler yazıp yayınlıyordum.
Röportajlarımdan birinin konusu Gökova idi. Erken gençliğin romantizmiyle nazireler, teşbihler, methiyeler düzmüştüm Gökova hakkında. Yok; “Tanrı özene bezene yaratmış” da, “çam ve sığla ağaçları, ayaklarını mavi denizde yıkıyormuş” da, “mavi tarlada ak güvercinler” gibi tekneler yüzüyormuş da; daha neler neler…
Yazımı okuyan amcaoğlum Şadi, acımasızca:
-Bizim oğlan, kendi köyün diye övmüşsün de övmüşsün, demesin mi?
Uzunca süre, Gökova güzellemesi yapmaktan uzak durdum. Ta ki; Halikarnas Balıkçısı gibi yaşayan efsanenin Cova (Gökova) hakkında yazdıklarını okuyana dek:
“Burada karayla deniz, tango yaparmış gibi birbirine sarılmış, bir sağa, bir sola gitmiş, sayısız burunlar, bükler, adalar bırakmıştır. Ada azmanından, iki kişilik özel adalara kadar her boyda, her zevke uygun ada vardır burada. Bakarsınız, minnacık bir ada, üzerinde çam ağacı: Sanırsınız ki mavi denizin ortasına bir çiçek saksısı konmuş. Burada iklim, insan hizasındadır, insana göredir yani. Burada iklimi yazın vantilatörde, kışın klima ile tashihe (düzelmeye) gerek yoktur. Yalın kat giysiyle dört mevsimi getirebilirsiniz burada. ‘Napoli’yi gör de öl’ demişler; bu da söz mü a canım?Gökova’yı gör ve yaşa. Başka yerde ölünüp nur içinde yatıracağına, Gökova’da nur içinde yaşanılır…”

Nur içinde yaşadığımı öğretti bana; yaşadığım yeri tanıtıp sevdirdi; benim olan köyümü bağışladı bana.
Adam, insanlık dip tarihinin en insancıl söylencelerinin bu bölgeye ait olduğunu biliyor bildiriyordu. Sanki komşularımızın, yakınlarımızın yaşam öykülerini anlatır gibi anlatıyordu. İşte; Artemis, bizim şehrin Bereket Anası idi, Psykhe (Can), bu topraklarda bağlanmıştı en saf aşkla Eros’a (Sevgi’ye). Mersin İzmir’de, anemon Manisa’da, Apollon Datça’da aşık olmuştu peri kızı Daphne’ye (Defne’ye), Narkisos Karaburun’da nergis olmuş, Salmaki, Hermes ile Afrodit’in evladı Hermafrodit’e Bodrum Bardakçı’da âşık olmuştu. Selene, Bafa’ya inip, Herakleia ad Latmos’taki mağarada buluşuyordu karayağız Karyalı çoban Endymion’la. Syria Kralı Selefkos’un oğlu Antiokhos, sevdiceği Stratoneki için Yatağan yakınında kurmuştu aşk ürünü kentler güzelini. Habrokoms ile Antiya’nın tanrısal aşkının başlayıp bittiği yerin, bizim Efes olduğunu ondan öğrenmiştik.
Ege’nin bir tek Spilos (Spil) dağında iki düzine, Muğla’da 120, tüm bölgede 500’e yakın endemik bitki olduğunu bitki bilimcilerden önce ondan okumuş, dinlemiştik. Kanadından kaval yapılan kartalların, yırtıcı parslara tek bıçakla karşı koyan Bodrum’lu avcıyı, Kancay’ın çoğalırken (doğum yaparken) çektiği acıyı, sanki ondan okumamış da, Kancay’ın kendi feryadından dinlemiştik. Buranın çocuğu Duvarcı Osman Usta, evine ekmek götüremezken, ceza evi yapmayı elinin tersiyle itmiş; süngerci Ahmet, göçücü kuşlar denize düşüp boğulmasınlar diye kendisini tünek yapmıştı. “Hoşbulduk” Selim Dede, yavrularını korumak için, alıcı kuşa kendisini kolay av yapan martıyı işte şu Kocaada’da görmüş; öksüz kalan yavru martılara uçma öğretirken kendisini dipsiz uçuruma burada atmıştı. Tarihin ilk kadın Amirali Artemisia, kocası Mausolos için Dünyanın Yedi Harikasından birisi sayılacak anıt mezarı yaptıran II. Artemisia, Akdeniz’i “Türk Gölü” yapanlardan Turgutça Paşa (Turgut Reis), bu Karya’nın çocukları idi. Zeytinin, Lyquidamber oriantalis’in (Günlük-Sığla ağacının buranın öz evladı olduğunu, zeytinle birlikte Kuran’da adı geçen kutsal ağaç incirin bilimsel adının “Ficua carica” (Karya kauçuğu) olduğunu Balıkçı’dan öğrenmemiş miydik?
Bunlarla, daha nelerle bölgedeş olduğumuzu anlatarak Ege’yi sevdirmişti bize Balıkçı.

Adam demişti ki:
-Tarihte siftah ve son olarak barışa (Kadeş) mühür basan Hitit İmparatoriçesi, yasa koyucu Pudu Hapa Hattuşa’da (Boğazköy’de) yaşadı,
-“Dünya Ozanlarının Babası”, İzmir’deki büyük bir müzik okulu yöneticisi Phemion’un, Meles nehrinin perisi Kriteis’in oğlu Homeros süt be süt İzmir’lidir.
-“Tanrıların Soy Kütüğünü yazan” Hesiodos, İzmir’in burnu dibindeki Kyme asıllıdır. .
-Antik çağın Nasreddin Hocası (bizim yanlışlıkla Ezop dediğimiz) Aisopos Amorium’lu, demek ki Hoca Nasreddin’in hemşehrisidir,
– “Tarihin Babası” ve Tarihe “Historia” adını veren Herodotos Halikarnassos’lu (Bodrum)dur,
-“Bilimce felsefenin, “bilimin babası”, her şeyin özünün su olduğunu söyleyen ve Sıfırdan Önce 28 Mayıs 585’te olagelen güneş tutulmasını önceden hesaplayıp çağdaşlarına bildiren Thales, Milet’li (Söke’li)dir,
-Thales’in ardından “Yedi Bilge” listesinin ikinci sırasında yer alan “Antik çağın en büyük danışmanı” Bias, Priene’li, yine Söke’lidir,
-Cepte taşınabilen güneş saatleri yapan ve bir yıldıza adı verilen Eudoxus Knidos’lu (Datça)’dır.
-Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Faros’u (İskenderiye fenerini) yapan dahi mimar Sostratus da yine Knidos’ludur.
-Güneş ve ay tanrı tanrı- tanrıça değil, birer madde kütlesidir; güneş, ışığını aya döker; Güneş olmasaydı, aya ve yıldızlara rağmen hep gece olurdu diyen, Perikles’in akıl hocası Anaxagoras
Klazomenai’li (Urla İskleleli)dir,
-“Ressamlar Prensi” Perhasios Efes’lidir,
-“Tanrıları antromorfize (insan biçimli) tasarlayanlar, yine insanlardır” diyebilen Ksenophanes/ İzmir Menderes’lidir.
-“Antik Helenistan’ın Tanımı” kitabının yazarı Pausanias Sardeis’li (Salihli’li)dir,
-“Coğrafya Biliminin babası, ‘Geographike’ yazarı Strabon Amasia’lı (Amasya’lı) dır ama, bilimi Nyssa’da (Aydın Sultanhisar) tahsil etmiştir,
-İlkçağın anıt bilgini Demokritos, Abdera’ya Teos’tan (İzmir, Seferihisar Sığacık) tan gitmiştir,
-Jule Verne’den yüzyıllarca önce uzay romanları yazan Lukianos (Samasota’lı) Adıyaman Samsat’lıdır,
-Anadolu’da “Büyük” olan İskender’e, “Gölge etme, başka ihsan istemem” diyebilen, güpegündüz, elinde kandille “Adam arıyorum” diyen “delibozuk Sokrates” Diogenes, Sinop’ludur,
-Troya’da Anadolu halklarının savunucusu Priamosoğlu Hektor, Çanakkale’de yaşamıştır,
-Tarihte ilk sosyalist ayaklanmasını (Spartakus’tan bir kuşak önce) gerçekleştiren Aristonikos Pergamon’lu (Bergamalı)dır,
-Türkçenin süt dişleriyle Türkçe şiirler söyleyen Türkmen Kocası Yunus Emre, ‘Şiirin N vitamini’ Nazım Hikmet; tarihin gelmiş geçmiş en büyük dahisi olduğu dünyaca kabul gören ATATÜRK, bu toprakların çocuklarıdır…
Balıkçı, bunları ve daha nicelerini sayıp dökerken, “bunlar Türk” dememiş ama bunların Anadolu’da gün gördüğünü aklımıza sokmuştur .
Böylece, bizi aşağılık duygusundan kurtarmış; bugün üzerinde bizim yaşadığımız toprakları bize tanıtıp sevdirmiştir.
Böylelikle, “Tanınıp sevilmeyen toprağın Vatan sayılmayacağını” bize öğretmiş; bir anlamda bize VATAN Bağışlamıştır.
Manevî Babam Halikarnas Balıkçısı’ndan hiçbir şey öğrenmemiş bile olsam, ATATÜRKİYE’yi sevmeyi öğrendim. Kul olayım öğreten dillere…
Merhaba!…

“Merhaba ey insanların irisi
Merhaba ey deniz gözlüm
Merhaba seni doğuran anaya
Seni Bodrum’a sürenlere merhaba!”

(Maksut DOĞAN)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here