Geçtiğimiz hafta bir haber gargaraya getirildi. Yalaka medya hiç değinmedi. Ya da işine geldiği gibi verdi. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik Antalya’da bir toplantıda yaptığı açıklamada, yüzde 11.1’hlik büyümenin önemli olduğunu ancak daha düşük bir büyüme oranıyla daha fazla demokrasinin ve bağımsız yargının çok daha önemli olabileceğini vurguladı.
Aslında bu konuşmanın tercümesi şuydu:
“Bırakın bu hormonlu büyüme rakamlarını. Biz yılların işadamlarıyız. Bunları yemeyiz. Siz demokrasiden, bağımsız yargıdan haber verin. İçeride kaç milletvekilimiz var? Kaç gazetecimiz var? Kaç akademisyenimiz var? Bunları açıklayın.”
Ama adam ürküyor. Yeniden “Eyy TÜSİAD!” denmesini göze alamıyor. Söyleyeceklerini korkudan üstü kapalı söylüyor.
Korkmayanlar da var. Hatırlarsınız Ergenekon Davasına bakarken FETÖ kumpasıyla sürülen bir hakim vardı. Köksal Şengün… Ağır Ceza Mahkemesi hakimiyken sanıkların tahliyesi yönünde oy kullanması üzerine görevden uzaklaştırılmıştı. Daha sonra emekli edilen bu hakim bakın neler söylüyor;
“Hukukla bu kadar oynanmaz. Hukuku bitirdiğinizde devleti bitirirsiniz. Ona doğru gidiyoruz. Hukuk var demekle hukuk olmaz. Yargı kağıt üzerinde bağımsız ama uygulamalar maalesef onu göstermiyor.”
Peki ne gösteriyor uygulamalar? Emekli Hakim Şengün’e göre uygulamalar hukukun bitirilmesine doğru gidildiğini gösteriyor. Her şeye karşın biz bu ülkede hukukun bitirilmeyeceğine inanmaya devam ediyoruz.
Hukukun bitirildiği ülkelerde neler mi oluyor. Yakın tarihimizde Nazi Almanyasına bir bakalım; Hitler iktidara geldikten kısa bir süre sonra Parlamento binası önünde yaptığı konuşmada “Ben Almanya’nın en büyük yargıcıyım” diyor, hukukun bir önemi olmadığını ilan ediyordu. Bu konuşmaya hiçbir hukukçudan tepki gelmiyordu. Hitler suskunluktan aldığı cesaretle daha da ileri gidiyordu; “Hukuk yoktur, devlet vardır. Devleti de ben temsil ederim ancak. Sadece ben…” diyordu.
İçişleri Bakanı Herman Goering’in savcılara seslenişi de aynı doğrultudaydı; “Kanun ve Führer’in iradesi aynı şeydir.”
Dönemin Adalet Müşaviri’nin hakimlere yaklaşımı da oldukça ilginçti;
“Vereceğiniz kararlarda önce kendinize şunu sorunuz; Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?”
İşte o dönem Almanyasında hukuk böyle katledilmişti. Sonuç? Sonucu yine o dönemin bir din adamı, Dünya Kiliseler Birliği Başkanı Martin Niemoeller’in o çok bilinen sözleri belirliyordu;
“Naziler komünistleri getirdiklerinde sustum,çünkü ben komünist değildim. Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyalist değildim. Sendikacıları götürdüklerinde sustum, çünkü ben sendikacı değildim. Yahudileri tutukladıklarında sustum, çünkü ben Yahudi değildim. Beni götürdüklerinde artık karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here