“Kölelikten beter olan bir şey varsa, o da,
kölelikten geçilmeyen bir yere ‘özgür
insanların memleti’ deyip çıkmaktır.”

(Denis Diderot, 1713-1784)

***

İldefonso Perade Valdes adını duymamış, onun “Bir Zenci Bebeğe Ninni” şiirini okumamış olabilirsiniz. Sizin suçunuz değil ki bu! ABC’si (Elifba, alfabe) “Uyu uyu yat uyu” diye başlayan ülkede. Bizim Can (Yücel) dememiş miydi:
“Kuzu gibi olun derler bize
Büyüyünce koyun gibi için bizi”
Seyrettiğim “SUBURBİON” filmi, “ırk ayrımı” Şadan’ca söyleyişle “Kürk ayrımı” konusunda yazmayı esinletti bana. Film; bilindik enişte-baldız ilişkisini, kenar mahallede bir renk ayrımı felaketini sergiliyordu.

***

Gökova Körfezi, Yaradılış tansıklarıyla (harika) dolu:
“Burada karayla deniz, tango edermiş gibi
sarılmış, bir sağa-bir sola derken, sayısız
adalar, koylar yaratmış.”

(Halikarnas Balıkçısı)

Bir mavi yolculuktayız. Levent Kaptan (Ertörer), Ziya Güvendiren işi Betül teknesini uygun bir koyun koynuna demirledi. Az zaman geçti; az ötemize mirasyedi işi, kuğu benzeri bir “ZA” (Güney Afrika Cumhuriyeti) yatı gelip çöktü lök gibi.
Deniz hali, esenledik birbirimizi:
“Pruvanız neta, rüzgarınız kolayına olsun!”
Denizcilik hali. Söyleştik. Bildiğimiz acı gerçeği, kendilerinden dinledik:
“Yılda 11 ay Dünya turu yapar, bir aycık, ülkelerine -o da kasa tahsilatı için- giderlermiş.”
Adına “modern” dediğimiz, ilkelin de gerisindeki anlayışla, dağdan gelen 600 bin müstevli (istilacı), o toprakların tek ve gerçek sahibi Afrika yerlilerini köle olarak çalıştırıyorlar. (Vercors’un şaheseri “Soysuzlaşmış Hayvanlar”daki primat-insan arası yaratıkların çalıştırıldığı gibi.)
1886’da, Johannesburg yakınlarında altın madeninin bulunmasıyla başlamıştı her şey. Bu zenginlikten, asıl sahiplerine bırakmayan örgütlü güç, “Apartheid” denilen insanlık dışı kuralları yürürlüğe koydu. Asıl, insanlığın yüzkarası olan bu sözde yasayı madde madde gösteren levhaları Johannesburg girişlerine tabela olarak diktiler.
Buna göre: “… yerlilerin düğün, sünnet vb şenlikler yapması, ikiden fazla yerlinin bir arada bulunması, onlara okuma-yazma öğretilmesi, kara’ların ak’larla aynı helaya girmesi, aynı taşıt aracına binmesi, aynı aşevinde yemek yemesi, kara’ların alie olarak aynı evde oturması… daha daha neler, yasaktı, yasaktı…”
Kara derili, kuş olsa Güney Afrika göklerinde uçamayacak, balık olsa yüzemeyecek, sokak hayvanı olsa sokaklarda gezemeyecekti.
1978 yılında Çeşme’de yapılan Avrupa-Asya Pasifik Yayıncılık Kongresi’nde, TRT adına koordinatör olarak görevliydim. Bu bağlamda düzenlenen radyo ve televizyon program yarışmalarında raportör idim. (Seçici kurulun çalışmaları, programcılık anlayışımda yeni ufuklar açtı önümde.)
“Irk Ayrımı” konulu TV programları yarışmasında birincilik ödülüne değer görülen eseri üç tümceyle özetleyivereyim size:
“Muazzam tavuk çiftliğinde, ak civcivleri limandaki gemiye taşıyan yürüyen şeride -her nasılsa- siyah bir civciv karışıyor. Görevlilerin tüm çabası ‘sapan davranış’ örneği bu ayrı renkliyi ayırıp defetmek! Bizimki inatla, beyazların arasına karışmak istiyor!”
Hepsi beyaz civcivler arasına karışmış siyah civcive, yalnızca Kara Afrika’daki kara derililere, Amerika’nın yerlisi Kızıl Derililere ‘Beyaz Adam’ın uyguladığı ırk ayrımı, renk ayrımı, kürk ayrımı mı söz konusu olan haksızlık? Vietnam’da, Kore’de, ÇinDistan’da, Bosna Hersek’te, Kudüs’te mi söz konusu bu ayrımcılık? Soruyu şöyle yalınlaştırarak sorayım:
-Nerede uygulanmıyor ırk ayrımı?
… Sustunuz. Anlaşıldı efendim: Sükut, ikrardan gelir. (Susmak, suçlamayı kabul etmek sayılır.)
Burada benim yazım sussun, “Uruguay’ın Nazım Hikmet’i” İldefonso Perade Valdes söylesin “Zenci Bebeğe Ninni”yi:

“Eee yavruma eee
Benim miniminiciğim
Uyusun da büyüsün ninni
Benim kara böceğim
Ağaçlarda hindistan cevizi
Çalılarda böğürtlen
Cimcimecik başı var
Gözleri kocaman kocaman
Denize karşı açılmış bir çift pencere sanki
Kapa o güzel gözlerini
Benim ürkek böceğim
Beyaz yamyam gelir sonra
Mam Mam eder seni
Hem kim demiş benim oğluma köle diye
Bak iyi uyursan bu gece
Evin efendisi söyledi
Sana ciciler alacak
Pırıl pırıl düğmeli
Seni uşak alacak yanına
İyi uyur çabuk büyürsen
Ağaçlarda hindistan cevizi
Çalılarda böğürtlen
Ee yavruma eeee eeee eeee”

Not: Bu yazıya ilham veren film: “SUBURBİCON”, Yönetmen: George Clooney, Oyuncular: Matt Damon, Julianne Moore, Oscar Isaac. Süre: 104 dakika, İlk gösterimi: 08 Aralık 2017, Dili: İngilizce (Türkçe altyazılı)

1 Yorum

  1. Bu yazı bana Nazım Hikmet’in de yer aldığı “Son elli yılın en iyi Şairleri”nden Zenci Şair L.Huges’in şiirini anımsattı. Sanırım Prof.Dr.Şadan Gökovalı’nın önceki yazılarından.

    “Zenciyim ben
    Gece gibi
    Afrika’nın derinlikleri gibi kara.

    Köleydim her zaman
    Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
    Waşington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi.

    Emekçiydim her zaman
    Mısır’da pramitleri kuran benim.
    Benim harcını karan gökdelenlerin.
    Türkücüydüm her zaman
    Afrika’dan Missuri’ya kadar yaydım türkülerimi
    Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
    O tam tam ritmi.

    Kurbandım her zaman
    Kongo’da kırbaçla dövdüler beni
    Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas’da.

    Zenciyim ben
    Gece gibi
    Afrikanın derinlikleri gibi kara.”/ L.HUGHES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here