Lider

The following two tabs change content below.

Orhan BAYKAL

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Orhan BAYKAL (Tümünü Gör)


Pin It

1937 Yılı… Büyük Önder hastadır artık. 7 yaşında evini terkeden, ömrünün hemen hemen tamamını dağlarda, savaş alanlarında, çadırlarda, toprak zeminlerde aç-susuz, uykusuz geçirdiği yılların ardından melun hastalık, bedenini sinsi sinsi sarmaktadır.
Halbuki Gazi’nin daha yapacagi işler vardır. “Benim kişisel davamdır” dediği Hatay sorunu ortada durmaktadır.
Katıldığı son Cumhuriyet Bayramı balosu, sonradan opera olarak değiştirilen Sergi Evi’nde verilmektedir. Burada Fransa Büyükelçisi Ponso’yu göz hapsine alır. Zamanı geldiğinde yanına çağırır. Ağır ağır konusur;
“Ben toprak büyütme dileklisi değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak, anlaşmaya dayanan hakkımızdan vazgeçemem. Büyük Meclis’in kürsüsünden ulusuma söz verdim. Hatay’ı alacağım! Ulusum benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezse onu karşısına çıkamam. Yerimde kalamam. Ben şimdiye dek yenilmedim, yenilgi bilmem, yenilirse bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü kesinlikle yerine getireceğimi düşünerek, beni, dostluğunu, lütfen bildiriniz ve güçlendiriniz. Ekselans Ambasadör.”
Aradan üç ay geçer. Cenevre ‘de yapılan anlaşmaya göre, Hatay bağımsız devlet olarak kendi kendini yönetecek, Türkiye ile Fransa garantör devletler olacaktır.
Bitmez. 28 Mayıs 1938’de İngiliz Daily Telegraph Gazetesi, Atatürk’un, ölmek üzere olduğunu, Türkiye’nin uzun süre siyasi bir karar alamayacağını yazar.
Ne mi oldu? Ata aynı gece arkadaşlarına talimatı verdi;
“Yarın Mersine’e gidiyoruz!”
Karnından 700 gramlık bir ağırlık alınmıştı. Solgun ve bitkin durumdaydı. Mayıs sıcağının tropik iklime döndürdüğü Mersin’de 40 dakika süren bir geçit törenini izlemek zorunda kaldı. Gecidin sonlarına doğru ayakta zor duruyordu.
Mersin’de birkaç gün kaldıktan sonra Tarsus’a, oradan da Adana’ya geçti. Kımıldayacak gücü kalmamıştı. Resmi geçitten sonra Adana’yı gezmek istedi. Büyük Park’a dinlenmek üzere giderken yürüyemeyerek, oturacağı masaya otomobille gitmek zorunda kalmıştı.
Akşam trene bindiğinde ateşler içinde kıvranıyordu.
Sonrası 5 Temmuz 1938… Türk Ordusu artık Hatay’dadır.
Ne yazık ki 30 Haziran 1939’da Hatay Meclisi’nin Türkiye’ye katılma kararını göremedi. Ancak yaşamının belki de birkaç yılına mal olan Hatay sorununun çözümünü büyük ölçüde sağlamıştı.
İşte yüzyılın değil, yüzyılların lider portresi buydu.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*