Dünyaca ünlü isimleri İzmir’e getirecekler


Pin It

Mesleğinde iyi bir noktada olmasının yanında geçmişten günümüze İzmir’in öne çıkan figürlerini araştırıp onları kitaplaştıran Zeki Hozer, destek verdiği projelerin dışında organize ettiği konferans ve söyleşilerle dikkat çekiyor.

Röportaj / Gökmen KÜÇÜKTAŞDEMİR

Bir kentte doğmak ve yaşamak bize ‘kentlilik bilinci’ kazandırmıyor. Yaşadığımız kentleri daha iyi tanımalı ve o kentlerin gelişimi için bizler de çaba göstermeliyiz ki gelecek kuşaklara daha güzel bir miras bırakalım. Bu perspektifi yakalamak; çevreyi korumaktan sağlığa, ekonomiden kültür ve sanata uzanan bir dizi girişime, faaliyet ve proje üretmeye kadar uzanıyor. İzmir’de kentlilik bilincinin yayılmasına örnek gösterilebilecek isimlerden bir de Medical Park Başhekim Yardımcısı Dr. Zeki Hozer… Mesleğinde iyi bir noktada olmasının yanında geçmişten günümüze İzmir’in öne çıkan figürlerini araştırıp onları kitaplaştıran Zeki Hozer, destek verdiği projelerin dışında organize ettiği konferans ve söyleşilerle dikkat çekiyor. Dünyaca ünlü isimleri şehre getirmek için çalıştıklarını anlatan Hozer, “Yeteri kadar gücümüz ve birikimimiz var. İzmir’de bize destek verecek başka kurum ve kuruluşlarla çok güzel işlere imza atabiliriz. Özellikle İzmir İktisat Kongresi haftası için çok özel etkinler planlıyoruz” diyor.

Üzerinde çalıştığınız bir dizi kitap çalışması var. Bu kitaplar hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

20171015_182144İzmir’in geçmişine baktığımız zaman 3 önemli figür gördüm ve onları kaleme almaya karar verdim. Kent için çok önemli tarihsel dönemleri var. Bunlardan biri olan Sabetay Sevi’nin yaşadığı dönem. İzmir açısından bence çok önemli. İpek Yolu üzerinde olan kent, aynı zamanda Osmanlı’nın Ege adalarını almasıyla Akdeniz’e açılan bir limana sahip hale gelmiş. Bu da şehrin çok kültürlülüğünü geliştirmiş. 17. yüzyılın ulaşım koşullarında; yürüyerek, atlarla, kervanlarla veya deniz yolculuklarıyla sırf Sabetay Sevi’yi görmek için on binlerce insan İzmir’e geliyormuş. Onu göremeseler bile Varyant’taki Yahudi mezarlığına gidip annesinin mezarına yüz sürmek için yola çıkıyorlarmış. On binlerce insandan bahsediyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Bugün bile İzmir’de herhangi bir kişiyi binlerce insanın ziyaret ettiği size söylendiği zaman, “Bu nasıl olur?” dersiniz. Bu 17.yy’da meydana geliyor. Ben İzmir’in gerçekten önemli şahsiyetlerine üzerinde odaklanarak bu konuyla ilgili araştırmalar yaptığım zaman en sarsıcı kişilik olarak bana mesih olarak görülen Sabetay Sevi geldi. 10. yy’dan itibaren Türkler tarafından kuşatılan kent için önem taşıyan diğer önemli isimlere de baktım. Benim için diğer iki figürden biri İzmir’in ilk psikoposu ve ilk şehit olmuş Hıristiyan olan Aziz Polykarpos ve diğeri de Müslümanlar için çok önemli bir yeri olan Şeyh Bedrettin’di.

Ne kadar süredir bu kitaplar üzerinde çalışıyorsunuz? İlk kitap hangisi olacak?

Çalışmalarım yaklaşık 4 yıldır devam ediyor. Okunan sayısız kitap ve sayısız incelemeden sonra oturup Sabetay Sevi’nin kitabını yazdım. Şu an incelemede. Sabetay Sevi ile ilgili çok iyi çalışmalar var gerçi ama İzmir’e özgü ve sosyolojik olaraktan dönüşümün olduğu bir anlatım tarzında değil. Böyle dini planda ele alındığında sosyolojik transformasyonu tam olarak İzmir’e özgün anlatmayan yazılar ya da anlatan ama tam olarak yeterlilik ölçüsünde görmediğim metinler gördüm. Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık üzerine odaklandığım zaman bu kitabın oluşma aşaması çıktı. Tabii ilk önce Sabetay Sevi ile ilgili olan.
Bu 3 kitap ardı ardına gelecek. Tabii yayınevleri hepsini bir arada da çıkartmak istiyor. Büyük kitap İzmir’in 3 dini figürü şeklinde ama ayrı ayrı da çıkarılabilecek. Henüz baskı tarihi belli değil.

Bu kitaplar evet var ama bu kitapların dışında da başka birçok şey yapıyorsunuz…

Ben tıp doktoruyum. Kendi mesleğimi çok seviyorum. Birçok özel hastane kuruluşunda görev aldım. En son Central Hospital’in başhekimiydim. Şimdi ise Medical Park’ta görevlerime devam ediyorum. Çok sevdiğim bir mesleğim var. Hep denir ya “Tıp fakültelerinden az doktor çıkar” diye. Tıp fakültesi zorlu bir süreç olduğu için insanlar kafalarını boşaltmak için farklı yönelimlere mecburiyet hissediyorlar. Bir de okuma yetileri çok gelişmiş insanlar haline dönüşüyorlar. Yüzlerce, binlerce kitap okuyorlar. Hacmi çok geniş olan kitaplar. Bir de tıp eğitiminin her insana kazandırdığı farklı spektrum var. O yelpaze de şu; en büyük değer biliyorsun yaşam hakkı. Yaşarken bir yandan da mesleği profesyonelce icra ederken birçok şeyle karşılaşıyorsun. Ölümcül bir durumdaki bir hastaya müdahale edebiliyorsun, ekonomik durumundan ailesine her şeyi tam olan bir hastaya aslında çok önemli bir hastalığı olduğunu söyleyebiliyorsun. Bu bizim açımızdan belki çok bencilce olacak ama engin bir deneyim oluşturuyor. Tüm bu duygular ve deneyimler içinde birçok açıdan her şeyi sorgulamaya başlıyorsun. Birçok meslekteki insana göre daha fazla meşguliyet içinde oluyorsun. Bu durum süreç içinde zihni rahatlatmak için farklı işlere ya da hobilere doğru kayıyor. Ben kendi adıma sanatla uğraşmaktan ve proje üretmekten keyif alıyorum.

DOKTORLARDA MEGOLOMANİ VAR

Birçok doktorda kendisine tanrısal bir güç atfedildiği duygusu var. Sizde de var mıdır?

Yok diyemem. Şöyle ki, fiziksel olarak ölmüş olan bir hastaya şartlar uygun olduğu zaman, çok yerinde müdahaleler yaparak onu canlandırabilme ve hayatını uzatabilme şansımız var. O zaman insanın hissettiği çok farklı bir duygu oluyor. Buna Tanrı demeyelim ama tanrısal ve bambaşka bir yeteneğin olduğunu insana özümsetiyor ve biraz da böyle bir megolomani yaratmıyor değil.
Kurtarma anına, yaratılışın en iyi hissedildiği an diyebiliriz. Yani yaratıcıya en yakın an. Yaratıcıyla belki duygusal bir birliktelik ama hakikaten tanrısal bir iş. Çünkü her yaratımda biliyorsun tanrısal bir hadise vardır.

Bu aynı zamanda demek ki birçok doktorda müziğe, dansa, resme de yansıyor. Sizde de edebiyata yansımış gibi…

Edebiyat, kültür ve sanat hepsi, hepsi var.

Doktorluk devam ederken, kitaplar yazılırken bir de organize ettiğiniz söyleşileri görmeye başladık. Bu fikir nasıl doğdu?

Birbirinden değerli isimleri şehrimize getirip İzmirlilerle buluşmalarını sağlıyoruz. Yazar Gülşah Elikbank’ın moderatörlüğünde düzenlenen ve herkese açık olan etkinliklerde Tuna Kiremitçi, Hulki Cevizoğlu, Buket Uzuner ve Ataol Behramoğlu gibi isimler bugüne kadar konuklarımız arasında yer aldı. Hem hastanemiz hem de bir otelin desteği ile düzenliyoruz söyleşileri. Her ay kafamızdaki şey, İzmir’de Davos vari bir kültür ortamı yaratmak. İzmir’in kültürel ve ekonomik açıdan daha iyi bir yere gelmesini istiyorsak bu kentte yaşayan herkesin bu için çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum. Ben ve bu söyleşilerin geçekleşmesini sağlayan arkadaşlarım da bunun için çalışıyoruz.
Dünyanın en önde gelen siyasi, ekonomik, kültürel figürlerinin İzmir’de ağırlandığı; insanların bir toplantıdan bir panele, bir açık oturumdan bir başka konferansa koştuğu bir şehir olmayı hayal ediyoruz. Dünya çapında isimleri İzmir’de konuk ettiğimizi ve onları takip eden yüzlerce insan olduğunu hayal etmek çok güzel. Bu hayale İzmirlilerin de destek olmasını diliyorum. Şimdilik ayda 1 toplantı, 1 konferans , 1 panel ya da söyleşi halinde sürüyor yaptığımız etkinlikler… Daha sonra da İzmir İktisat Kongresi’nin haftasında, 1 hafta boyunca devam edecek panel, açık oturum ve konferanslardan oluşan bir zirve planlıyoruz. Sonra bunu sürekli devam ettirmek istiyoruz.

YENİ PROJELER ÇIKABİLİR

Yaptığınız organizasyonlar başka bir şeye de dönüşebilir mi?

Önce yazdığım üç kitabı tamamlayacağım. Sonra belki herhangi bir festivale öncülük yapabiliriz ama küresel bir şey olur. Lokal değil de herhangi bir kültürel festivalinin İzmir distribütörlüğü gibi bir şeyler var kafamızda. Mesela bienaller açısından biliyorsunuz sorunlu İzmir. Özellikle resim, heykel ve karşılaştırmalı edebiyatlarla ilgili sıkıntılarımız var. Dünya çapında bir karşılaştırmalı edebiyatlarla ilgili şey yapabiliriz. Seminerleri ya da işte festivalleri yapabiliriz. Bir Akdeniz kültürü var. Onun üzerinde durabiliriz.

Mesela sokak sanatları festivali için İzmir’de bir hazırlık var. Sanırım siz de böyle bir şeyden bahsediyorsunuz?

Evet. Hem Avrupa’dan hem Amerika’dan sokak sanatçıları getirdiğin zaman bambaşka katma değerler yatırılır İzmir’e. onların yanında yemek kültürlerinin aktarıldığı stantlar. Çok güzel olur.

Bir yandan da hem şahsınızda hem de Medical Park olarak desteklediğiniz birçok sanatsal çalışma da var. Bunları da görmek güzel…

Biz Medical Park olarak bir CD yaptık ve tüm hastalarımıza veriyoruz. Bu CD’de 13.yy ile 17.yy’daki Türk bestecilerinin eserlerinin Klasik Türk Musikisi’nin değişik makamlardaki eserleri var. Bunlar Osmanlı döneminde tedavi amacıyla kullanıyordu. Hastalarımız için hakikaten müzikle terapi meydana geliyor. Ayrıca bir koromuz var, koroyu kurduk. Hem Türk Sanat Müziği hem Türk Halk Müziği üzerine çalışıyorlar. Şimdi çocuk korosu kuruyoruz, çocukların seçmelerini yaptık. Çocuk korosuna yönelik olarak da çok büyük desteklerimi olacak, İzmir açısından çok da büyük başvuru oldu. Yaklaşık olarak 40 kişiden oluşacak çocuk korosunun ilk konserini 3-4 ay sonra İzmirliler dinleyecek.

CV Tasarım Yarışması, Kısa Film Festivali gibi destek verdiğiniz organizasyonlar var. Bunlara eklenen yenileri var mı?

Kültür ve sanat hepimiz için gerekli. Elimizden geleni yaparak, birilerini harekete geçirmemiz gerekiyor. Şimdi Aysa Organizasyon’un tiyatro üzerine çok güzel bir projesi var. Biz de ona destek olacağız. Şöyle düşünün tüm Türkiye’de oynanan en iyi oyunlar, bir ay gibi kısa bir süre içerisinde İzmir’e gelecek. Yani siz işte herhangi bir tiyatro eseri İstanbul’da ben gidemedim, izleyemedim diyemeyeceksiniz. Çünkü tüm Türkiye’deki eserler İzmir’e gelecek, bir aylık süre içerisinde tüm eserlerin hepsini izleyebileceğiz. 2018 yılı içinde bu uluslararası sahne alan oyunları da kapsayacak. Balkanlardan, Amerika’dan dönem içerisinde en çok izlenen tiyatro eseri İzmir’de sahnelenecek ve bu müthiş bir şey. Yani işte Brodway’deki bir olayı siz burada görebileceksiniz.

Bu arada İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile de bir takım ortak girişimlere imza atma durumunuz var sanırım?

Evet. Bundan sonra Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olan tüm çalışanlar hastanemizden özel indirimli bir sağlık hizmeti alabilecek. Ama onun dışında kültürel anlamda da Gazeteciler Cemiyeti ile tüm Dünya Gazeteciler Cemiyeti’nin gazeteciliğe dair sorunlarının ele alındığı seminerler, konferanslar ya da sempozyumların yapıldığı bir kurgu içerisinde de iş birlikteliklerimize devam etmeyi planlıyoruz. Belki bir, iki yerel organizasyondan sonra, uluslararası formasyonu her sene için yerel şekilde devam ettireceğiz. Etkinlikler netleşince bunların duyurusunu da yaparız.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*