Belediyeyi borçsuz teslim etmek

The following two tabs change content below.

Tayfur Göçmenoğlu

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Tayfur Göçmenoğlu (Tümünü Gör)


Pin It

Cumhuriyet’ten bu yana ülkemizde bir gelenek haline geldi belediyeyi borçlu teslim etmek. Belediye başkanı, seçimi kendisinin kazanmasını garanti etse bile belediyeyi kendine borçlu teslim etmeyi marifet sayıyor.
O yüzden başlıyor enkaz edebiyatı. Borç yaması büyüyor, sıkıntılar artıyor, hizmet aksıyor. “Borç yiğidin kamçısıdır” sözüne sığınan gözü pek belediye başkanlarımız da almış başını gidiyor.
Ülkenin genel ekonomisi iyi olsa, bu arıza çıkmayacak belki.
Ama tek sebep bu değil.
İstihdam fazlalığı, hesapsız yönetim, siyasi hırs, adamsendecilik belediyelerdeki gelir-gider dengesini bozuyor.
Ama bir istisna var.
cengiz-bulutO istisnayla, Cengiz Bulut’la geçenlerde ortak dostumuz Sadık Bıyık’ın piknik yemeğinde birlikte olduk. Cengiz Bulut, Bornova eski Belediye Başkanı. Bu göreve iki kez geldi. Halen Belediye Başkanları Birliği Danışma Kurulu Üyesi.
Onun, Bornova Belediyesi’ni borçsuz, hatta artı bir bütçeyle halefine teslim ettiğini hatırladım. Bunun üzerine sohbet ettik.
Hakkında yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük davası açılmamış sayılı belediye başkanlarından biri olarak anılan Cengiz Bulut, bunun sırrını anlattı.
Bulut, iki kez Bornova Belediye Başkanı seçildi. 1984’de ilk seçildiğinde belediyeyi askeri yönetimden devralmıştı. 12 Eylül’e kadar da belediye başkanı Dr. Sırrı Aydoğan’dı. 1989’da belediyeyi Ali Sözer’e neredeyse borçsuz devretti.
Bulut, ikinci kez 1999’da seçildi. Belediyeyi Aysel Bayraktar’dan devralmıştı.
İfadesine göre, belediyede istihdam fazlalığı vardı ve gereksiz kişilere gereksiz ödeme yapılarak kasa adeta boşaltılıyordu. İlk etapta 20 trilyonluk tasarruf sağlayacak önlemler aldı. Belediyeyi hesaplı yönetti ve Aziz Kocaoğlu’na da 7-8 trilyonla devretti.
Demek ki, borçsuz belediye devredilebiliyormuş.
Bununla ilgili bir şeyler öğrenmek isteyenlerin tek adresi Cengiz Bulut.

***

Köpekleri terk etmeyin

fft99_mf1303906



Yaz bitti, yazlıklar, birer ikişer terkediliyor. Siteler boşaldı.
Site sokaklarının şu an en sadık sakinleri köpekler…
Terkedilmiş köpekler.
Çocuk, sınıfını geçince, yaz mevsimi de geldi ya, babasından bir köpek istiyor.
Alınıyor köpek, getiriliyor yazlığa, siteye. El bebek gül bebek bakılıyor. Sevginin, ilginin en alası sunuluyor.
Çocuk köpeğe, köpek çocuğa alışıyor.
Köpek yetiştirenler bilir… Bu sevgi ve bağlılık hiçbir canlıda yoktur.
Sonra yaz bitiyor… Eşyalar toplanmaya başlıyor. Dolunuyor arabalara, basılıyor gaza.
Vınnn… Kentteki kışlık ev.
Arkada kalan, onlara mahzun mahzun bakan köpeği kimse ne görüyor, ne umursuyor.
Ve sonra o köpek, terkedildiğinin farkına varıyor.
Aç kaldığında kimse yemek vermiyor ya… Onu artık kimse sevmiyor ya…
İşte o yalnızlık ve terk edilmişlik koyuyor ona.
Başlıyor ağlamaya.
Şu günlerde boşaltılmış sitelere gidin, sokaklarda ağlayan köpekler görürsünüz.
Bunun neresi hayvan sevgisi?
O köpeği başta sahiplenmesen, belki o hayvan kendi yaşam şartlarında yuvarlanıp gidecekti.
Ya da bir başkası sahiplenecekti. Asla terk etmemek üzere.
Ona bu kötülüğü niye yaptınız?
***
Köpeği dövmek, tekmelemek nasıl suçsa bence bu da suç olmalı.
Bazılarına “Seveceksen adam gibi sev” mesajı verilmeli.
Bunun bir yaptırımı olmalı.
Hayvanseverlerin zaman zaman ortalığı ayağa kaldırmaları bundan.
Bundan eylem yapmaları, yetkilileri en sert şekilde suçlamaları.
Biraz empati kuralım Allah aşkına.
O köpeğin yerine kendimizi, bir sevdiğimizi koyalım terk edilmişlik çerçevesinde.
İçimize siner mi?
Dayanabilir miyiz?
***
Hayvanları sevmek, biraz da özveri ister. Nasıl onlar hastalandığında veterinere koşmamız gerekiyorsa, yalnızlığının kaderine de biz ortak olmamalıyız.

***

Yerinde tespit

hakli-bir-tespitGeçen hafta polislerin durumu ile ilgili yazımda dostum Psikiatrist Dr. Bekir Grebene’den söz etmiştim.
Uzun yıllardır görüşemiyorduk. Yazımı okuyunca aradı, hasret giderdik. Uzun uzun sohbet ettik.
Bekir Grebene, sıradan bir hekim değildi 1970’li 1980’li yıllarda. Örneğin müzikle tedavi yolları uygular, çok da başarılı olurdu. Bu konuda kitapları da vardı.
İyi bir vatansever, iyi bir dost, ama çok iyi bir gözlemci olarak bir şeye vurgu yapamadan geçemedi:
“Bugün için söylüyorum. Sokakta gülen, gülümseyen, her halinden memnun insanlar görürseniz, kaçın. Onlar, bu günün gerçeklerinden uzak, başka alemlerde yaşayan insanlar. Bugünün insanını güldürecek, gülümsetecek, onu mutlu edecek hiçbir şey yoktur.”
Cuk oturur mu bilmiyorum ama bildiğiniz bir hikayeyi anlatayım:
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en ünlü ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Mazhar Osman, günlük yaşamında bazı gariplikler sunduğundan olacak, biri kendisine “Deli” diyecek olmuş.
Mazhar Osman cevap vermiş:
“Senin bana deli demen bir şey ifade etmez. Asıl ben sana deli dersem hapı yuttun demektir.”

Görünen o ki, ruhsal yapımız yüzümüze bazen istediğimiz gibi yansımıyor. Bekir Grebene, bizim gülüp gülümseyişimizi başka bir gözle değerlendiriyor.
Galiba da haklı.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*