İrem’in bize ihtiyacı var


Pin It

İrem Atalay DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Keman Bölümü’ne birincilikle bitirdi. Fazıl Say, Gülsin Onay, İdil Biret , Cem Mansur ve Gürer Aykal’la konserlere çıktı. Almanya’daki yüksek lisans sınavını kazanan iki kişiden biri. Ama ancak mali kaynak bulabilirse eğitimini sürdürebilecek.

REM09Keman benim elim kolum gibi artık, müzik ise hep içimde bir yerlerde ahenkle çalmaya devam ediyor…

Bir arkadaşım söz etti İrem Atalay’dan… İrem’i kendisine gönderdiği maili ulaştırdı bana. İlk satırından son satırına kadar başarı hikayesiydi. 8 yaşından beri keman çalışıyordu İrem. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Keman Bölümü’nü bu yıl birincilikle bitirmişti. Fazıl Say, Gülsin Onay, İdil Biret , Cem Mansur ve Gürer Aykal’la konserlere çıkmıştı. Almanya’da dünyanın en önemli müzik okullarından birinin açtığı sınavı kazanan iki kişiden biriydi. Ama babası taşeron işçi, annesi emekliydi. Maddi imkanları yoktu. İrem ile uzun uzun konuştuk, işte Gazete 9 Eylül’e söyledikleri…

Biraz kendinden ve müziğe attığın ilk adımlardan söz eder misin bize?

1995 yılında İzmir’de doğdum. 2003 yılında annem beni sadece etkinlik olsun diye TOBAV ( Türkiye Opera ve Bale Vakfı) çocuk korosuna yazdırdı. Oraya ilk gittiğim günden itibaren en küçük ben olduğum için bütün öğretmenlerin dikkatini çektim. Çünkü ne duyarsam sesimle aynısını verebiliyordum. Tam bir yıl sonra bir gün koromuzun başında olan eğitmenimiz İsmail Bilen annemle konuşmak istediğini söyledi. Ben de annemi çağırdım bir masaya oturduk ve İsmail Bilen “İrem’in konservatuara girmesi lazım çok yetenekli bir kız” dedi. Annem bunu duymaya sanırım hazır değildi o yüzden biraz korktu ve “Yapamayız İsmail bey maddi gücümüz yok okutamayız” dedi. İsmail hoca belki 1 saat annemi ikna etmeye çalıştı. Ailemizde hiç müzisyen yoktu ve gerçekten bu annemin kafasında soru işaretleri oluşturdu, bunu çok net hatırlıyorum. Dediğim gibi bir saatlik sohbetin ardından annem ikna oldu ve birkaç ay sonra konservatuar sınavlarına girdim.

BAŞARILI OLMUŞUM

Nasıl geçmişti o sınav?

Sınav ortamından biraz söz etmeliyim. Bir piyano vardı, birkaç nota bastılar ve sesimle vermemi istediler. Açıkçası bana oyun gibi geldi, tüm sesleri nasıl duyuyorsam öyle verdim, ezgiler ve ritimleri tekrar ettim ama zaten 8 yaşındaydım ve içinde müzik olan her şey bana oyun gibi geliyordu. Sınav sanırım 15-20 dakika sürdü. Ben dışarı çıktıktan 1 saat sonra sonuçlar açıklandı. Adımın yanında başarılı yazıyordu. Annem inanamadı çünkü ilk seferde kazanamayan çok kişi olmuştu. Ben de tabi ki çocuğum pek bir şey anlamadım sadece artık müziğe daha yakın olduğumu biliyordum ve bunun için mutluydum. Sonra bizi sahneye aldılar ve öğretmenler tek tek elimize kolumuza baktılar, nefesimize baktılar. Sanırım benim nefesim de uygundu üflemeli enstrümanlara. Bir flüt hocası bana “flüt ister misin” dedi fakat ben keman istiyordum, ilgimi çeken tek şey kemandı. Flüt hocası çok ısrar etti ama kabul etmedim. Sonra bir keman eğitmeni geldi, ellerimi, parmaklarımı inceledi. “Ne küçük eller, tam kemancı eli” dedi ve güldü. Ben de güldüm, baktım tekrar “Ben kemancı olabilir miyim” dedim, “Elbette, benim öğrencim olmak ister misin” dedi. O zaman bana prenses gibi gelmişti o öğretmen, çok mutlu olduğum anlardan biri de o andı. Daha sonra herkesin enstrümanı seçilince sahneden çıktık ve annemle yeni öğretmenim Canan Cihangir konuştular. Canan hoca anneme memnuniyetini ve aslında kemanın çok zor olduğunu anlattı. Annem zaten yeterince şaşkın haldeydi, “Ben hiç bilmiyorum o yapıyor küçücük haliyle” dedi güldü.

İlk kemanını eline aldığında neler hissettin?

Sonra keman almaya gittik. Kemanı elime ilk aldığımda gözlerim doldu, aslında çok mutluydum ama niye öyle oldum anlamadım. Daha sonra derslere başladık. Ben bu arada ilkokul 4. sınıftaydım bir yandan da kendi derslerime çalışıyordum. Hafta sonları da keman ve solfej dersi alıyorduk. Keman dersleri bireyseldi, solfej derslerinde de bir sınıfımız vardı. İlk başladığımızda 20 kişi kadardık ama yıllar geçtikçe elenenler ayrıldılar. Annem her yıl öğretmenlere “Bu çocuğun yeteneği var mı” diye soruyordu. Çünkü okula her ay bir miktar para ödüyorduk. Hatta maddi durumumuz iyi olmadığı için yüzde 50 burslu okuyabiliyordum. Devam ettim, her sınavı başarıyla atlattım. Liseye kadar hem okulumu hem de konservatuarı yürüttüm. Ortaokul dönemimde oradaki müzik öğretmenim Nermin Balcı da çok yardım etti bana. Çanakkale Zaferi etkinliklerinde, yıllarca askeri okullarda, polis okullarında keman çaldım, konserler verdim. İnsanların karşısına utanmadan sıkılmadan çıkmaya da alışmıştım.

REM03PARAMIZ YETMEDİ

Kullandığım keman artık benim için yetersiz kalınca 7. sınıfta yeni bir keman aldık. Çok pahalı değildi ama durumumuz iyi olmadığı için çok yere borçlandık o kemanı almak için. Lise sınavında ben yine başarılı oldum, daha sonra konservatuarda okumaya başladım. Öğretmenim de değişmişti. Ali Güneri biraz sertti ama iyi kemancıydı. “Bu kız inanılmaz, beyni ellerinden daha önde gidiyor nasıl bir yetenek” derdi anneme her seferinde. Yazın bile saatlerce çalıştırırdı beni, “Her zaman en iyisi var sakın yetinme olduğun seviyeyle” derdi hep.

Keman yeteğini nasıl geliştirdin, anlatır mısın?

Sonra AIMA ( Ayvalık İnternational Music Academy)’ya katıldım. Ve parasını anneannem ödemek zorunda kaldı. Orada Lukas David ve Bohuslav Matousek adında 2 keman hocası vardı. Önce Bohuslav Matousek’e çaldım. “Gel benimle çalış kurs boyunca” dedi fakat ben diğer hocaya da çalmak istiyordum. Ertesi gün Lukas David’e çaldım ve David’in öğrencisi oldum. Okuldaki hocamın bana veremediğini 4 günde verdi, yeni teknikler öğretti ve kurs döneminin son gününe geldik. O gün ben yine keman çalarken durdurdu beni. Yüzüme baktı ve “Keşke Almanya’da dersler 1 euro filan olsa” dedi. Nedenini sordum. “Çok isterdim orada öğrencim olmanı” dedi. Bir şey diyemedim. “Bu yaz izmirdeyim gel bütün yaz benimle çalış ücret ödemeyeceksin” dedi. Benim de başka dileğim olamazdı zaten,3 ay boyunca o muhteşem adamla yazın en güzel saatlerimi geçirdim. David ülkesine dönünce ben başka bir keman akademisine başladım. Cittaslow Yaz Akademisi’nde keman dersleri aldım, ücretini anneannem ödedi yine. Bu arada kemanı günde 7-8 saat çalışmaya başlamıştım. Çalışmazsam kendimi aç hissediyordum.

KENDİMİ KİLİTLERDİM

Maddi durumumuz olmadığı için kıyafetlerim pek düzgün değildi, konservatuarda çok kötü laflar işittim insanlardan o dönem. Odaya kendimi kilitleyip tüm gün sabahtan akşama kadar keman çalışıyordum. Sadece okuldaki derslerim için odadan çıkardım ve sonra yine keman. Anca müzikle kaçardım insanlardan. Kapıyı kilitleyip keman çalmaya başladığımda başka yerlerde olurdum. Bach’ın çaldığı kilisede yankılanırdı zaman zaman notalar, zaman zaman Mozart’ın başkemancılık yaptığı sarayda çalardım hayalimde. Beni odadan çıkaramazlardı o yüzden. Bazen odanın önünde diğer yaşıtım kemancılar gelip dalga geçerdi kötü laflar ederlerdi bana. Daha sert keman çalmayı öğrendim sonraları. Artık seslerini duymuyordum böylelikle. Daha sonra UGSO Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası bir sınav açtı, o sınava girdim ve kazandım. Haziran-Temmuz arasında bir aylık kamp dönemi geçirdik ve solistimiz Fazıl Say, şefimiz ise Gürer Aykal idi. Bu iki sanatçıyla yakından çalışma imkanı buldum, bu benim için bulunmaz bir nimetti. Ve tam o ara Fazıl Say İstanbul Senfonisi’ni yeni bitirmişti. Dünya üzerinde o muazzam eseri ilk çalan orkestra biz olduk. Sonra yazın orkestra kampı bitti ve okul tekrar açıldı. Benim için akademiler keman çalabilmem için en iyi fırsattı. Atilla Aldemir ve Mesut Çaşka ile çalıştım bu sefer. Atilla hoca belki o dönem hayatımın tekliflerinden birini yaptı bana, “Gel Viyana’ya benim hocam Barbara ile çalış. Hatta onun evinde kal para sorun değil” dedi. Hayatımda daha önce hiç yurtdışına çıkmamıştım. Ama maddi durum iyi değildi ve annemi ikna edemedik. Ne yazık ki sonra kurs dönemi bitti ve okula geri döndüm. İstediğim gibi keman çalamıyordum. Bu arada sınav kurulundaki hocalar kemanımın yetmediğini ve tekrar değiştirmem gerektiğini söylediler. Bankadan kredi çekip aldık yeni kemanımı. En azından keman konusunda şanslıydım. Tahir hocayla da ikinci yılıma girmiştim, O’nun manevi desteği beni hep ayakta tuttu.

Bu kadar kısa süreye ne kadar başarı ve faaliyet sığdırmışsın…

REM04Aralıksız çalışıyordum ve yeni fırsatlar arıyordum. Barış Melodileri adlı bir orkestranın sınavına girdim ve kazandım. Belki herkes benden 10 yaş büyüktü, en küçükleri bendim. Türkiyeden 10 kişilik bir grup Ermenistan’a gittik. Hayatımda ilk defa bu şekilde yurtdışına çıktım. Oradaki orkestra şefleri Aram Talalyan ve Yervand Varosyan beni çok sevdiler. Kamp dönemimiz 20 gün sürdü. Lise 2. Sınıfı da başarıyla geçtim, gidecek akademi bulamayınca hep kendim çalıştım. Keman sınıfımdaki arkadaşlarımla aram iyi değildi ve duygusal bir karaktere sahip olduğum için her seferinde tek başıma ya ağlıyor ya da keman çalışıyordum. Ergenlik döneminde böyle şeyler yaşamak gerçekten benim için her şeyden zor olmuştu. Sonra Ocak ayı geldi ve ben UMKO (Uluslararası Müzik Kış Okulu) akademisine katılarak bu sefer de Hakan Şensoy ve Suna Kan ile çalışma fırsatı buldum. Suna hoca çok tatlıydı, bana hayatım boyunca kullanabileceğim altın değerinde bilgiler verdi ve insan olarak da onu gerçekten çok sevdim. Ocak tatili böylelikle bitti ve okula geri döndüm. Oda müziği hocam değişti, Prof. Ümit İşgörür oldu. Onunla epey eğlenceli ve müzik dolu bir yıl geçirdim. Bana öğrettiklerini sayamam gerçekten. Sonrasında Nisan ayı geldi ve TUGFO ( Türkiye Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası) ve DÇSO ( Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası) sınavlarına katılıp kazandım. Günlerden bir gün okula yabancı bir hoca geldi. Hocayla görüşmem için benim adımı da listeye yazdırmışlar, arkadaşlarım haber verdi, ne olduğunu anlayamadan gittim.

FAZIL SAY İLE SAHNEDE

Hayatında yeni kapılar açıldı mı, neler yaşadın bu süreçte?

Odada yaklaşık 20 kişi vardı içerde ve bir de Prof.Joshua Epstein. “İrem sen misin” dedi. “Evet” deyince keman çalmamı istedi. Çok ılımlı bir insandı, ben keman çalarken gözleri parlıyordu. Ona çok ısındım ama benim öğretmenim değildi. Ben çalarken sonuna kadar dinledi ve tekrar derse gelmemi istedi. Yılsonu sınavıma daha üç ay vardı ve biz üç ay boyunca hep birlikte çalıştık. Sınavı başarıyla geçtikten sonra Joshua Epstein’ın öğrencisi oldum. Bu benim için yeni yollar,yeni kapılar ve hatta belki de yurtdışı demekti; her şey demekti. Daha sonra yaz geldi ve ben Tugfo ile İtalya,Almanya ve Hollanda’ya gittim. Şefimiz Cem Mansur idi. Ve çok önemli yabancı ve Türk solistlerle 1 aylık bir kamp dönemi geçirdim. Daha sonra DÇSO kampı oldu ve orada da şefimiz Rengim Gökmen idi. Aynı zamanda bizi çalıştıran hocalarımız vardı. Hasan Niyazi Tura, Oğuzhan Kavruk ve Tolga Taviş. Hatta hepsi şu anda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda çalıyor. Lise 4.sınıfta Epstein ile muazzam bir yıl geçirdim. Artık akademilere gitmeme gerek kalmamıştı. Çünkü keman öğretmenim beni müzik konusunda doyurmaktan öteye geçmişti, bir yandan da şeker gibi biriydi. DÇSO’nun sene içinde birer haftalık birkaç kampı oldu ve sadece onlara katılarak Gülsin Onay ile konserler verdim. Nisan ayında yeniden TUGFO ( Türkiye Ulusal Gençlik Filarmoni Orkestrası ) sınavı oldu ve sınava girip kazandım. Lise 4. Sınıfın keman sınavında kuruldaki hocalar bir senede nasıl bu kadar geliştiğime inanamayıp Epstein’i kutladılar. O yılın yazında TUGFO kampına gittim ve orada Belçika, İtalya ve Almanya’da Natalie Gutman, Fazıl Say ve Shlomo Mintz gibi sanatçılarla aynı sahneyi paylaşma imkanı buldum. Hayat benim için harika geçiyordu, keman hocam tamamen müzik için uğraşıyordu onunla ders yapmak şanstan da öte süperdi. Kamp dönüşünde okulumuzdaki lisans sınavını kazandım ve Prof.Joshua Epstein ile çalışmalarıma devam ettim. İzmir’de birçok orkestraya çağırıldım ve çok önemli ve değerli sanatçılarla konserler verdim. Lisans 1.sınıfın yazında Almanya’da gerçekleştirilen Uluslararası Schwetzingen-Worms Yaz Akademisi’ne gidip Joshua Epstein ile keman çalışmalarıma devam ettim. Lisans 2. sınıfa geçtiğimde ise tam o yıl okulumuz bünyesinde oluşturulan DESO (Dokuz Eylül Üniversitesi Senfoni Orkestrası)’da 2. konzertmeister olarak görev almaya başladım.

Şubat ayında Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Muhiddin Dürrüoğlu Piyano ve Oda Müziği Masterclass’ına aktif olarak katılarak çeşitli oda müziği çalışmaları yaptım. Aynı zamanda Olten Filarmoni Orkestrası’nda çalmaya başlayarak İbrahim Yazıcı,Hakan Şensoy ve birçok orkestra şefiyle çalışma imkanı buldum. Aynı yılın Ağustos ayında Almanya’da gerçekleştirilen Uluslararası Schwetzingen-Worms Yaz Akademisi’ne aktif olarak katıldım ve Prof. Joshua Epstein ile çalışmalarıma devam ettim. Lisans 3. Sınıfta DESO ile Fransa’ya müzik festivaline gittim ve okula döndüğümde yeni oda müziği hocam Prof. İldiko Moog ile çalışmalarıma başladım. Sene boyunca sayısız konserler verdik. Ağustos ayında Almanya’da gerçekleştirilen Uluslararası Schwetzingen-Worms Yaz Akademisi kapsamında birçok konser verdim. Son sınıfa geçtiğimde ise Ekim ayında DEÜ bünyesinde düzenlenen Alexander Markov’un Masterclass’ına aktif olarak katıldım. Aynı zamanda Doç. Can Elbi ile oda müziği çalışmalarıma devam ettim ve çeşitli konserler verdim. Daha sonra DEÜ’nin açtığı solistlik sınavını kazanarak okul orkestrası ile birlikte konser verdim. Aynı zamanda gerçekleştirilen diğer konserlerde ‘Konzertmeister’ olarak görev aldım. Aynı yılın Mayıs ayında İKSEV bünyesinde oluşturulan Ayla Erduran’ın masterclassına aktif olarak katıldım. 2016-2017 öğrenim yılında okulumu tam not alarak bitirip, bölüm birincisi ve okul üçüncüsü oldum.

BANA DESTEK OLUN

REM08Gazete 9 Eylül’e son olarak neler anlatmak istersin?

Haziran ayında Almanya’nın Frankfurt’a bağlı Saarbrücken şehrinde bulunan ‘Hochschule für Musik Saar’ adlı müzik okulunun sınavına girip 30 kişi içinden kazanan iki kişiden biri oldum ve 6.sömestr (Lisans 3. 2.dönem) devresinden başlamaya hak kazandım, böylelikle Prof.Joshua Epstein’ın sınıfına kabul edildim. Sonuç olarak keman çalmak benim için her zaman bir tutkuydu, hocalarım bana her zaman sahip çıktılar. Şu anda okuldan en sevdiğim en önemli benim hayatımı belirleyen 5 hocadan referans mektubum var ve en önemlisi de hepsi bana her şekilde hep destek oldu. Bir yandan böyle bir ortamdan mezun olduğum için gurur duyuyorum, bir yandan da gidebilme ihtimalimi düşündükçe heyecanlanıyorum. Bütün bunların yanında ailemin bana yardım edebilmek için maddi gücü artık tükendi. Ve bu yüzden sadece bursla müziğe devam edebilirim. Seneler boyunca sadece bugünleri hayal ederek çalıştım ve bu noktada tıkanmak ve çaresizliğim beni çok üzüyor. Babam taşeron firmada çalışıyor, annem ise ev kadını ve emekli. Keman benim elim kolum gibi artık, müzik ise hep içimde bir yerlerde ahenkle çalmaya devam ediyor…

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*