Nurullah Ataç’ı anarken…

The following two tabs change content below.

Oğuz Tümbaş

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Oğuz Tümbaş (Tümünü Gör)


Pin It

Durup dururken değil elbette Ataç’ı anışım.
Yaşam ayracında 1898-1957 sayıları yazılı olan, 60 yıl önce bugün 17 Mayıs 1957’de aramızdan ayrılan, denemeleri, günlükleri, arı-duru Türkçenin gelişmesi için gösterdiği çabalarıyla anılan Ataç’ı unutmak olası mı?
Bir yazın adamının, eleştirmenin, denemecinin diliyle, sözüyle, Türkçesiyle anılıyor, konuşuluyor olması önemli. Hırçınlığı, aykırılığı, huysuzluğu da unutulmadan…
Ataç, geçmiş dönemlerin yazın olaylarını, şiiri iyi bilir, araştırır, yorumlar. Yazısına, bilgisine, eleştirisine güvenilir.
Günce, günlük, mektup olarak yazdıkları, onun ırası olmuştur aynı zamanda. Bugün de beğeniyle, ilgiyle okunacak yazılardır onlar.
Dilini, anlatımını, içtenliğini, duygusallığını, şiire tutkusunu sevdiğim için mi Ataç bana yakın gelmiş ola? Överken, yererken, eleştirirken kendine özgü biçemiyle yazması, ona ayrı bir gözle bakmamı sağlamış belki de.
“Söz Arasında” Dost Yayınları arasında 1957’de çıkmış. Ben 7 yıl sonra edinmişim. Ardından Varlık Yayınları’ndan çıkan Günlerin Getirdiği, Okuruma Mektuplar, Günce, Karalama Defteri başucu kitaplarım olmuştu. Saadet Ulçugür’ün hazırladığı Türk Klâsikleri dizisinden çıkan Nurullah Ataç kitabını da çıktığı yıl 1964’te almışım.
Ataç’ı dilde özleştirme çalışmalarında aşırı bulanlar, uydurmacı olduğunu ileri sürenler olsa da Ataç’ın Türkçeye kazandırdıkları yadsınamaz. Belki bugün kullanılmayan bir çok sözcük girmiş yazılarına; erinmeden, yılmadan kullandığı nice sözcüğü de zorlanmadan kullanıyoruz artık. Bu da önemsenmesi gereken, Ataç’ı saygınlaştıran bir durum olsa gerek.
Doğrudur Ataç bir çok sözcüğü “uydurmuş”tur; ne ki bu uydurma eylemini bilerek, isteyerek, düşünerek, yararına inanarak yapmıştır. Çünkü o Arapça, Farsça egemenliğini bir bakıma bu biçimde önlemeğe, kırmaya çalışan bir dilseverlik sorumluluğu sergilemiştir.
Ataç bir şair, bir yazar üzerine yazınca, sanki değeri de ona göre ölçülürmüş o zamanlar. Ataç’ın imlemesi geleceğe kalıcı olması anlamında da önemliymiş elbette.
Arada sıkıldıkça, onu anmak istedikçe günlüklerini okurum, dil üzerine yazdıklarını gözden geçiririm. Deneme yazıları bir başka tat verir bana. Şiir üzerine yazdıklarını da not ederim bir yerlere, gerektikçe yararlanırım onlardan.
“Çok sevdim şiiri, bütün ömrümde belki şiirden başka bir şeyi sevmedim, şiir aşkından başka bütün aşklarımı şiire bağlamağa çalıştım, onlardan aldığım ateşi gidip ona sundum, o ateşle şiirler okuyup hayran oldum, onların güzelliğini başkalarına da sevdirmeğe uğraştım. Kâr etmedi, yüz vermedi bana: ‘Sen şairsin, bana hizmete lâyıksın.’ demedi, içime bir gün bile güven vermedi.”
Ataç da kimi zaman şairlerimizin sayısındaki artışa değinir. “Dağ taş şair kesilmiş sanki” der; ama bundan çok fazla yakınmaz. “Yakınmak için mi söylüyorum bunları? Bilmez misiniz beni, canım efendim,şairin çok olmasından yakınacak adam mıyım ben? Tam tersine, seviniyorum.”
Ataç için yazılacak, söylenecek, anlatılacaklar bitmez. Düşündükçe daha iyi anlaşılır, daha iyi yorumlanır da. Türkçeye abartılı, aşırı da olsa kazandırdıklarını yadsımak olası değil.
Şiir üzerine yazdıkları, şairler üzerine değerlendirmeleri, eleştirmeleri, yazın üzerine saptamaları, vurguları anılır, aranır kılar onu. Çünkü o “edebiyatı kendine dert edinmiş” bir yazardır. “Gece gündüz edebiyat düşünürüm. Sevdiğim bir şiiri tanıdıklarıma okumadığı, yahut bir edebiyat sorunu üzerine tartışmaya girmediğim günler, yaşadım saymam kendimi. ‘Bugün Türkelinde en tam edebiyat adamı kimdir?’ diye sorarlarsa, beni gösterebilirsiniz.”
Edebiyatı kendine dert edinen Ataç’ı 60. ölüm yılında saygıyla anıyorum.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*