Hukuksal ve siyasal direnç

The following two tabs change content below.

Son Yazıları - Serdar ÖZTÜRK (Tümünü Gör)


Pin It

Halk oylamasının ardından en çok tartışılan konu, hayır diyenlerin ortaya çıkan sonuç karşısında ne yapması üzerinedir.
CHP’nin büyük çoğunluğu sonuçları “hukuksal” zemin üzerinde gidebildiği yere kadar götürmek iradesinde iken, az sayıda CHP’li ve hayır blokunun diğer bileşenlerinin çoğu ise “demokratik direniş” konusunda ısrarcıdır.
Öncelikle hukuksal olarak halk oyu sonuçları karşısında elde bulunan yol haritasına bakalım.
Mevcut kanunlar çerçevesinde, halk oylamasında sandık başında başlayan “itirazların” ilçe ve il seçim kurulundan sonra varacağı son durak Yüksek Seçim Kurulu’dur.
İl ve ilçe seçim kurullarının kararına itirazı değerlendiren Yüksek Seçim Kurulu, verdiği son kararla hem itirazları bitirmekte, hem de seçimin/halk oylamasının kesin sonucunu ilan etmektedir.
Bizde de öyle olmuştur.

***

Yüksek Seçim Kurulu kararına göre (itiraz edilmeksizin) halk oylaması sonucunda evet oyları gerekli olan yüzde 50 artı 1’i geçmiştir.
Nokta…
Daha sonrasında Danıştay’a yapılan itirazın reddedilmesi, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun da aynı sonuca ulaşacağının hissedilmesi ile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır.
Aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, seçim sonuçlarını değerlendirmekten çok, bireysel olarak seçimde hak kaybının yaşanıp yaşanmadığına bakacaktır.
Bu nedenle seçimin sonuçlarını değiştirecek bir kararı AİHM’in vermesini beklemek saflık olur.
AİHM, “bu halk oylaması yanlış yapılmıştır, hadi bakalım tekrar edin” kararı vermeyecektir…

***

Halk oylamasının yeniden yapılması mümkün görünmediğine göre, bundan sonrası için izlenecek hukuk yolu ya da diğer bir deyimle AİHM’den sonra ne yapılabilir?
Aslında kısaca hiçbir şey yapılamaz demek en doğrusudur.
Bu gerçeği bilmek/kabullenmek, bundan sonrası için asıl umut kaynağıdır.
Çünkü halkın büyük bölümünde de “adil olmadığı” inancı kuvvetli olan halk oylaması sonuçları, 2019 için yol haritasının temel direğidir.

***

Görünen odur ki hayır cephesi, “bileği bükülemez” olarak görülen iktidarın kalbini kırmıştır. Özellikle büyükşehirlerdeki sonuçlar, halkın artık o kadar da iktidarı desteklemediğini açık açık göstermiştir.
2019’un ilk ve en önemli sınavı Mart ayında “yerel seçimlerin” yapılacak olmasıdır. Ortaya çıkan tablo, iktidar açısından pek de iç açıcı değildir ve İstanbul, Ankara, Antalya, Diyarbakır gibi iller iktidarın korkulu rüyasıdır. Yerel seçimlerde “beklemediği” sonuçlarla karşılaşması olası iktidarın, Mart 2019’dan sonra, Kasım 2019’da hem milletvekili hem de başkanlık seçimini tehlikeye atmaktadır.

***

Benim bildiğim iktidar (ki dolayısıyla 22 Mayıs’ta iktidarın tek belirleyicisi olacak Cumhurbaşkanı Erdoğan) böyle bir riskle 2019 yılına girmez. Ya 2018 yılına “erken” bir seçim koyar, ya da 2019’a kadar “önünde engel gördüğü” bütün muhalefeti sindirir.
Her iki olasılığın da gerçekleşme olasılığı yüksektir.
Biri olmazsa, bir diğeri mutlaka olacaktır.
Bunu da 21 Mayıs kongresinde oluşturulacak parti yönetimi ve ardından yapılacak Bakanlar Kurulu değişikliği ile göreceğiz…

***

Böyle bir tablo karşısında muhalefetten ve de özellikle CHP’den beklenti yüksektir.
Kiminle konuşsam, CHP’nin bu kez de muhalefeti yükseltememesi durumunda kendi iç sıkıntıları ile boğuşacağını söylüyor. Üstelik çoğu teşkilatı “dağıtılmış” olan HDP’nin yeni yol haritasıyla birlikte solda da yeni “ittifaklar” beklenirken.

***

İşte tam da bu yüzden, yürütülen hukuk mücadelesinin yanına, gittikçe yükselen siyasal muhalefet de şarttır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi en doğal siyasal talepleri göz ardı etmeden, aksine yükselterek, hukuk mücadelesiyle eşleştirmek gerekiyor.
Muhalefetin katalizörü soldur.
Solun gereğini yapma zamanıdır…

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*