Yüksel Çakmur

The following two tabs change content below.

Tayfur Göçmenoğlu

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Tayfur Göçmenoğlu (Tümünü Gör)


Pin It

İzmir siyasetinin en özgün isimlerinden biri odur.
Annesinin oğlu, Meliha Çakmur’un oğlu Yüksel Çakmur.
Çocukluğumuz, 15 bin nüfuslu Buca’da çok kereler birlikte geçti. Atatürk Lisesi’nde ikinci sınıfta birlikte okuduk.
Çakmur, her döneminde çevresine zeka ve cesaret sunan bir fenomen oldu.
Özellikle 27 yaşında seçildiği Buca Belediye Başkanlığı döneminde, Osman Kibar’a karşı verdiği su savaşlarındaki duruşu ve tavrı, kentte hala bir efsane olarak anılır.
Ta Buca Belediye Başkanı iken; Bülent Ecevit’in dikkatini çekmiş, beğenisini kazanmıştı ki, o Ecevit, kendisine ilk seçimler için milletvekilliği adaylığı teklif etmişti. Çakmur, belediye başkanlığı dönemini tamamlamadan seçime girmiş, İzmir milletvekili seçilmişti. Sonraki dönemde kendisini Gençlik ve Spor Bakanı olarak alkışladığımız genç Yüksel Çakmur, bu görevini 12 Eylül İhtilali’ne kadar sürdürmüş, sonra politikaya uzak kalarak hukuk fakültesini bitirmişti.
Ancak 12 Eylül öncesi liderlerin tutuklanmaları, özellikle onun nazarında Ecevit’in hürriyetinin kısıtlanması karşısında sessiz kalmadı Çakmur. Onun adına bir bildiri yayınlayarak ihtilalin altından girdi, üstünden çıktı.
Ve tabii Demirel’le birlikte Zincirbozan’a gönderildi.
Siyaseten zıt uçların adamları olarak Demirel ve Çakmur, Zinzirbozan’ın sunduğu koşullarda çok iyi dost oldular.
Zincirbozan sonrası yeni siyasi düzende SHP’ye genel başkan adayı olan ve bunu Murat Karayalçın’a kaptıran Yüksel Çakmur, 1989’da İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak DYP adayı Dr. Burhan Özfatura’nın karşısına çıktı ve yarışı kazanarak başkan seçildi.
Özfatura’nın projelerine destek verdi. İzmir’de yeşil alanları artırdı.
Ve en önemlisi; kenti dolmuşlardan ve midye satıcılarından arındırdı.
Bunlar, yürek isteyen işlerdi. Meclis’te kararı tek başına alarak yola çıktı. Ölüm tehditleri aldı, tınmadı bile. Bu yürekli davranışı, ona 1994 yerel seçimlerinde kaybetmesine yol açmıştı.
Yüksel Çakmur’un döneminde; Turgut Özal Cumhurbaşkanı idi. Ona kanı ısınmamıştı. Özal, İzmir’e ne zaman gelse, bir yolunu bulur kaybolurdu. Bir kere olsun el sıkışmadılar. Çakmur’a göre Özal, Türkiye için hayırlı bir kişi değildi. Oysa Turgut Özal Kürt asıllıydı. Yüksel Çakmur da Kilis’te doğmuştu. Aynı yörenin insanıydı ama etnik kimliği yoktu.
Çakmur, uzun yıllar TANSAŞ Genel Müdürü yaptığı Ahmet Piriştina’nın da politika yolunu açmıştır. Ancak ikisi de Bucalı olmasına rağmen ve ikisi de aile dostluğu geçmişine sahip olmalarına rağmen; bir süre sonra yollarını ayırmak zorunda kaldılar. Çakmur, siyasi ağırlığı olması hasebiyle ne Ahmet Piriştina’ya ne de oğluna seçimlerde destek vermemeye özen gösterdi.

***

Yüksel Çakmur, İzmir’de sosyal demokrat siyasetin temel taşlarından biri oldu. Prensiplerini koruduğu için de yeni dönemde çarkın içine fazlaca giremedi. Ama yürekli, akıllı, ülkesini seven, sevecen ve vefalı bir politikacı kimliğiyle gerçekten fenomen olmayı hak etti.

EGE TV DEĞİL EGE KAYBETTİ

Ege’de bir efsane daha tarih oldu; Ege TV kapandı.
Söylenecek çok şey var ama vurgu yapılacakları konuşmak daha doğru olacak.
Ege TV’yi; İzmir’deki pek çok televizyon kanalı gibi bu konuda bir virtüöz olan Erol Yaraş örgütledi. Cem Bakioğlu ve bir grup arkadaşının sermayesi ile yayın hayatına geçen kanal, 20 yılı aşkın süredir, düzeyli, kaliteli ve bölgeyi kucaklayan yayınlarıyla beğenildi, ilgi topladı.
Yerel TV kanalı olmasına rağmen Ege TV, pek çok Avrupa ülkesinden, hatta Avustralya’dan bile izlenebiliyordu.
Cem Bakioğlu, parasal desteğini, diğer ortakları devreden çıkararak tek başına sürdürdü ve bu, gün geldi ağır bir yük oldu.
Frekans ücreti, elektrik ve personel gibi giderler, toplanan reklamlardan çok fazlaydı.
İstanbul gazetelerine ve oradan yayın yapan TV kanallarına reklam yağdıran Egeli işadamı ve sanayiciler, yakındıkları bir konu olduğunda, seslerini duyurmak için Ege TV’nin kapısını aşındırırken; konu reklama gelince ellerini ceplerine sokmadılar, Cem Bakioğlu’nun fedakarlığına ortak olmadılar.
15 yılı aşkındır kanalı yöneten ve bu konuda herkesten tam not alan Mehmet Karabel’in ekonomik taktikleriyle ayakta kalabilen kanal, sırf Egeli sanayici ve işadamlarının vefasızlığı ve umursamazlığı nedeniyle darboğaza girdi.
Başta Aziz Kocaoğlu olmak üzere bazı ilçe belediyelerinin, Ege TV’ye destekleri inkar edilemez.
Adam gibi yayın yapan, tarafsızlığı alabildiğine koruyan, aileye hitap eden programlarıyla takdir toplayan Ege TV, televizyonculuğun alabildiğine yozlaştığı günümüzde bir kardelenden farksızdı.
Evlenme programları sunsaydı, dakikalarca süren cinsel ürün reklamları yayınlasaydı, sakallı yobazları ekrana çıkarsaydı, rahat yaşardı.
Ama olmadı.
Cem Bakioğlu’nun; özellikle oğulları istemediler.
Ege TV, marka değeri olan, ekipmanı ve altyapısıyla para edecek bir kanalken, satma yoluna iddialı bir şekilde girilemedi.
Onun ölümüne razı olanlar, bakalım, derde düştüklerinde hangi kanalın kapısını çalacak?
Göreceğiz.

GEZİ BAHANE

GEZİProf. Dr. İsa Durmaz’ın başkanlığını yaptığı Antalyalılar derneği üyeleri, zaman zaman biraraya gelip geziye çıkıyorlar.
Eskişehir’e, Mardin’e, Kapadokta’ya gidiyorlar. Çanakkale’yi geziyorlar.
Hem birbirlerini görüyor, hem de ülkemizin güzelliklerini.
Ama bunu yaparken; kendilerinden burs bekleyen öğrencilerini de unutmuyorlar. Bu gezilerde topladıkları paralarla 50 öğrenciye burs verdiklerini söyleyen Prof.Dr.İsa Durmaz, “Sadece bu bursu sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu öğrencilerimizin kaliteli eğitim almaları için de gayret sarfediyoruz” diyor.
Kendisi ve pek çok arkadaşının, hangi şartlarda eğitim gördüklerini unutmadıklarını söyleyen Durmaz, “Gençlerimize aynı sıkıntıları yaşmak istemiyoruz. Onların daha uygun koşullarda eğitim almaları, en çok bizi mutlu eder” diye konuşuyor.
Dernek gezilerinin artık geleneksel hale getirildiğine vurgu yapan Durmaz, benzer uygulama için diğer derneklere de çağrıda bulunuyor ve “Daha burs bekleyen öylesine çok gencimiz var ki. Onları ufak katkılarla okutmak bir görev olmalıdır” diye ekliyor.

ARTI KDV

Özal’ın Türk ekonomosine armağanıdır KDV.
Bir ürünün ya da hizmetin devletçe bedellendirilmesidir. Yani bir ürün ürettiğinizde ya da hizmet sunduğunuzda devlet, size altyapı oluşturduğunu iddia ederek pay talep eder. Kiminde yüzde 28, kiminde yüzde 3’tür ama devlet, ne yapar yapar bunu almaya çalışır.
Tam olarak alır mı; hayır.
Çünkü Türkiye’de “Artı KDV” diye bir ekonomik tabir vardır.
KDV, fiyata absorbe edileceği yerde açıkta tutulur ve pazarlık malzemesi yapılır.
Kimi hizmet ve ürünlerde fatura istenmediğinde KDV kesilmez, buundan sadece alıcı karlı çıkar. Devlet, avucunu yalar.

***

Hazinenin kaynağa ihtiyacı olduğunu ve bunu sağlamanın en esaslı yolunun da başkası olmadığına inananlardanız. Ama KDV’nin pazarlık konusu yapıldığı bir ekonomik ortam yaratılmasını da devletinin bir aczi olarak görüyoruz.
Türkiye’nin ekonomik zenginliğinin temelinde; adil vergi sistemi yer alır. Bunun sağlanmasını beklemek hepimizin hakkıdır.
Sadece KDV’nin pazarlık unsuru yapılmaktan kurtarılması da yetmez; temel ihtiyaç maddelerinin tarifinin iyi yapılması ve oranların mantıklı bir zemine oturtulması da şarttır. Vergi kaybının büyük olduğu ülkemizde bu tedbirler cesaretle alınmalı ve uygulanmalıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*