Altın Çiçek (HD’ye Sevgiyle)

The following two tabs change content below.

Şadan Gökovalı

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Şadan Gökovalı (Tümünü Gör)


Pin It

“An ki
Fıskiyesi sonsuzluğun”
(Cemal Süreya)

Otobüste kaç koltuk varsa, o kadar yolcu, Şair Ali Yüce’nin taktığı sıfatla “Sanat Düğüncüsü” vardı.
Güven’diğimiz aracın her yerinde, bagetsiz (maestro şefi değneği) orkestra şefi gibi, Salihli Belediye Başkan Yardımcısı Çetin Maltaş. Tarih mi? Gayet net olarak belleğimin mermerinde kazılı: 22 Ekim 1988. Cemal Süreya’ya “Dionysos Şiir Ödülü” vereceğimiz, Salihli Şiir İkindileri’nin 10.’suna gidiyoruz.
Şoförün arkasındaki iki koltukta, etkinliğin onur konuğu Cemal Süreya ile hanım arkadaşı var. Rehberlere mahsus 3. ve 4. koltuklarda, okudukları her satır veya dizeyi seyredilebilir kılan hoca spikerler Misket Dikmen ile Fikret Alan oturur gibi yapıyor.
Rehberiniz Şadan Gökovalı (o, ben oluyorum), Şehirler Kraliçesine şiirle veda ediyorum:

“Ben o İzmir’i severim,
Gün vurdukça sularına,
Terli terli gülen İzmir’i
Silemez hiçbir el
Işığını o gözlerin
Solduramaz ümidini
Ey emeğin kardeş İzmir’i
Yenilmez onurlu kenti
Güneşli günlerinle kal…”
(Necati Cumalı)

Sınıfta öğretmenin, turda rehberin kulağından hiçbir söz kaçmaz ya; “Üvercinka” Şairinin, yanındaki “Bayan Nihayet”e fısıldadığını duydum:

– Ben bu Şadan’ı bilirim, bu adam şiiri bilir.

Kulak konuğu olduğumu anlamasınlar diye, yüzümde gülücük, içimden teşekkür ediyorum bu dizeler sultanına…
Adını Smyrna’dan önceki İzmir diyebileceğimiz Naulukhon’dan alan Naldöken’i; Mustafa Kemal Paşa’mızın 9 Eylül 1922 Cumartesi günü öğle üzeri, kurtardığı İzmir’i seyrettiği Belkahve’yi solumuzda bırakırken, Gazi’nin burada yakın komuta arkadaşı İsmet Paşa’ya söylediği sözü anımsatıyorum:

“Paşam, Anadolu seferi yüz aklığı ile sona erdi,
bundan sonra başka işlerimize bakarız…”

“Başka İşlerimiz”, yoksul bırakılmış Türk yurdunun ekonomik ve kültürel kalkınmasıydı ki, o günlerde başlayan çalışmalar sürüp gidiyor.
İzmir’den Salihli’ye 90 km’lik yolu katettiğimiz yaklaşık 1.5 saat boyunca, bir rehberin neleri anlatması gerekirse onları anlattım. Gediz’in (antik Hermos) yaratıp suladığı ovayı geçerken, buraya ait bir söylenceyi anlatıyorum:

“Çok eski çağda, Till adlı bir delikanlı, buralarda avlanırken, onu yılan sokup öldürdü. Bunun üzerine Till’in arkadaşı, katil yılanı öldürdü. Bunu gören, ölmüş yılanın dişisi, Tmolos (Bozdağ) eteklerinden kopardığı bir tutam ‘Altın Çiçek’ dalını, yılan ölüsüne sürüp koklattı. Ölü yılanın dirildiğini gören, Till’in kız kardeşi Moir de yaptı aynı şeyi; ölmüş avcı dirildi. O günden sonra, kışın ölen bitkisel varlığın, ilkyazda, sevinç fişeği gibi canlanışı “Altın Çiçek Bayramı” olarak kutlanır oldu.
İşte budur. Çağlardır dünyanın dört bucağında Bahar Bayramı, 1 Mayıs, Hıdrellez, Nevruz, Mayıs Günü ve benzeri adlarla anılan şenliklerin kaynağı…”

Vara vara vardık Salihli’ye, kalabalığı mısır püskülü gibi dışarı taşmış Zafer Keskiner Tiyatro Salonu’na girdik.
10. Salihli Şiir İkindileri’nin ilk bölümü açış konuşmaları, kutlama iletileri, önceki İkindi‘lerin kamu oyundaki yansımaları, konuk şairlerin yapıtlarını sunmalarına ayrılmıştı. Çağrılılarla çağıranların söyleşisiyle geçen aradan sonra, ikinci yarı, Grup Günberi’nin gönül açıcı şarkılarıyla başladı…
…Ve, sıra geldi Cemal Süreya bölümüne. Üstad; mikrofonu eline aldı; Salihli ile ilgili izlenimlerini dile getirdikten sonra şu itirafta bulundu:

“Şadan Gökovalı yolda, ‘Altın Çiçek’ söylencesini anlattı. Ben, devletin altın basan Darphane’nin müdürlüğünü yaptım. O zaman bu söylenceyi bilmiş olsaydım, Darphane’nin bahçesine ‘Altın Çiçek’ fidanları dikerdim; Darphane de bir şeye benzerdi…”

Etkinliğin bu bölümünde, yedisinden seksen yedisine, kızlı erkekli Salihli gençleri, Üstad’ın şiirlerini, onun yüzüne karşı okuyarak mutlu oldular, şairi mutlu kıldılar.
Tahmin etmişsinizdir: Bu etkinliğin asıl atraksiyonu, TRT’nin hoca spikerleri Misket Dikmen ile Fikret Alan, adeta şiir nasıl okunur konusunda, uygulamalı halk eğitimi yapmış oldular. Ben o gün; bir şairin, şiirlerinin güzel okunmasından duyduğu mutluluğu gördüm, yaşadım. Hele, Salihli’nin Efsane Belediye Başkanı Zafer Keskiner’in Üvercinka’yı, şair Çınar Çığ’ın Dalga’yı, Şairin Siyasal’dan sınıf arkadaşı Dük Dö Cebeci’nin Elma’yı, Tiyatro sanatçısı Önder Alkım’ın Hür Hamamlar Denizi’ni okuması, tekrarı mümkün olmayan güzelliklerdendi.
Eey yazı dostları, şiir severler; Cemal Süreya’dan size de bir armağan var: Kendisine ayırdığı, “Yangında İlk Kurtarılacak” şiirlerden biri: “FOTOĞRAF”. Şimdi, koltuğunuza kaykılın ve durakta otobüs bekleyen üç kişiyi getirin gözlerinizin önüne:

“Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk
Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elinden tutmuş
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel”

Benden de bu yazıyı okuyanlara, şiir gibi gün dilekleri…

Bir yorum

  1. Seni tanımak, seninle yarattığın bir etkinlikte olmak onur vericiydi agam. Sadece Cemal Süreya mı? Aziz Nesin, Gülten Akın, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya, Salah Birsel, Can Yücel, Necati Cumalı, Cevat Çapan, Orhan Alkaya, Erdoğan Çokduru, Şükran Kurdakul, Ataol Behramoğlu, Berin Taşan, Hüseyin Yurttaş, Habib Bektaş bir çırpıda aklıma gelenler ve daha niceleri var. İyi ki varsın agam. Ne büyük onurdur seni tanımak ve seninle olmak. Yüreğine sağlık. Saygıyla…

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*