“Dipteyiz, sondayız”


Pin It

Profesyonel rehber Levent Renda: Birçok ülke ve halkı ülkemize kırgın. Artık günde üç-dört geminin birden yanaştığı iskeleler bomboş. Sektör mutsuz ve umutsuz. Turizmin eski yıllarına dönebilmesi için bir mucize gerek.

RÖPORTAJ: ENGİN YAVUZ

Türkiye’nin en deneyimli turist rehberlerinden Levent Renda ile bir araya geldik. Hem mesleğin inceliklerini dinledik kendisinden, hem de Türkiye’de turizmin geldiği son durumu değerlendirmesini istedik.

Nasıl başladınız rehberlik mesleğine?
Profesyonel rehberliğe 1978 yılında başladım. Yaklaşık 40 yıldır rehberlik hizmeti veriyorum. İzmir Rehberler Odası üyesi profesyonel rehberim.
İlk kez üniversitede okurken Kuşadası’na gemiyle gelen turistlere rehberlik yapmaya başladım. Nisan ve Ekim ayları arasında çalışıyordum. Turist Kuşadası’na günübirlik geliyordu, onlarla Efes turu yapıyorduk ve yaklaşık her turda 100 dolar kazanıyordum. O yıllarda bahşiş denilen bir kavram da vardı. Süreç içinde özellikle Alman turistlere yönelik olarak düzenlenen İzmir ve İstanbul çıkışlı kültür turlarına katılmaya başladım. Almanlar özellikle antik ve kültürel değerlerimize çok meraklıydı ve derslerini çalışıp geliyorlardı. Onları İstanbul- Truva- Bergama- Efes-İzmir- Pamukkale- Didim-Milet hattında bir hafta boyunca gezdiriyordum. 12 Eylül sonrası herkesin tedirgin olduğu bir dönemdi ama ben işimden çok memnundum. Çok nitelikle turistler geliyordu. Aralarında akademisyenler de vardı. Gezdiğimiz tarihi bölgelerde detayları bu akademisyenler anlatıyordu. Gelen turistlerin de kültür düzeyleri çok yüksekti. Ben filoloji mezunuydum ama rehberlik için bunun yeterli olmayacağını düşünerek, üniversitede sanat tarihi eğitimi de almaya başladım. Okudukça ne kadar eksik olduğumu fark ettim. Okumuş olmak için okumadım. Kendimi geliştirebilmek için uzun yıllar çalıştım. Çünkü Efes Antik Kenti’nde 2-3 saat süren tur yapıyorsunuz ve bütün soruların yanıtlarını bilmek zorundasınız. Bu kadar süre bir antik kentte dolaşmak kimisine sıkıcı gelebilir ama Alman turistler her türlü detayla ilgileniyorlardı.

1990’lı yıllara kadar rehberlik yaptım ama o kadar yoğun çalışıyordum ki evimden de uzaklaştığımı fark ediyordum. Ailemden çocuklarımdan uzaktım. Para kazanıyordum ama bu yetmiyordu. Bir süre sonra rehberlik için ayırdığım zamanı azalttım. Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde kendime bir butik açtım. Önceden tanıdığım Alman dostlarımın da tavsiyesiyle tekstil işine yöneldim. Tekstil imalatçısı oldum. Almanya’ya ihracat yapıyordum. Ancak o dönemde yaşanan ekonomik kriz sırasında ben de tutunamadım, işimi kapatmak zorunda kaldım ve 1998 yılında rehberliğe yeniden geri döndüm.

rrr

UKRAYNALI KÖPÜK SEVİYOR

Ülkemize gelen turistin beklentileri değişti mi?
Ama aradan geçen zamanda turlar boyut değiştirmişti. Almanya’da kültür turlarına meraklı eski nesil yerini tatili ve eğlenceyi daha çok seven bir nesle bırakmıştı. Yeni gelenler kültür turlarından pek hoşlanmıyordu. Bu yüzden Antalya Türkiye’nin bir numaralı turizm merkezi haline geldi. Kaş-Alanya arası turistin en çok tercih ettiği bölgeydi. Artık iş oradaydı ve biz de evimizi Antalya’ya taşıdık. Turistin beklentileri çok değişmişti ve ben rehberlik hizmetinden soğudum. Antalya’da bir turizm acentasına yönetici oldum. 12 yıl boyunca turizme hizmet ettik ama son dönemde turizm sektörü hızla gerilemeye başlayınca acentayı da kapatmak zorunda kaldık. 2012 yılından bu yana rehberliğe devam ediyorum. Bulabildiğim her tura katılıyorum.

KAHVALTIYI ÖĞRETTİK

Turizmin en canlı olduğu dönem hangi yıllardı, değerlendirir misiniz?
1980- 1995 yılları arası turizmin ülkemizde hızla geliştiği bir dönemdi. Türkiye Avrupa ile Asya arasında bir köprüydü ve yabancıların çok merak ettiği bir ülkeydi. Önceden hazırlanıyorlardı ve ülkemize bilerek, isteyerek, koşarak geliyorlardı. O dönemde orta sınıfın üzerindeki işverenlerin, varlıklı sayılanların tercih ettiği bir ülkeydi Türkiye. Bakir bir ülkeydi. En önemli tercih nedenleri buydu. Otelde sıcak suyun olmaması önemli değildi o dönemde. Lüks aramıyorlardı, temiz olsa yeterdi. Türkiye’de olmanın tadını çıkarıyorlardı. Almanlar’ın kahvaltı anlayışı çok farklıydı. Türkiye’de domates, salatalık, zeytin, beyaz peynir ve çayla kahvaltı yapmayı öğrendiler. Kahvaltıda karpuz farklı ve keyifli bir deneyimdi. Öğlen yemek alışkanlığı olmayan ve akşam yemeklerinde et ürünleri tüketen Almanlar bol sebzeli ve otlu yemek yemeği de Türkiye’de öğrendiler. Öğlen yemekleri de onlarda bir alışkanlık haline geldi.

Yabancılar Türkiye’ye ilk geldiklerinde Türk halkının alkol tüketmediğini düşünüyorlardı. Ama kısa sürede yaz akşamlarında rakı içmenin bir gelenek olduğunu öğrendiler ve rakıyla tanıştılar. Aslında Almanlar için içinde anason bulunan bazı sıvılar mideye iyi gelen bir ilaçtı. Rakının mezeyle içildiğini ilk kez bizde gördüler. Türkiye’deki yemek kültürünün derinliğini ve zenginliğini de hiçbir yabancı bilmiyordu. Bu yüzden gelenlerin çoğu ülkelerine hep memnun döndüler.

BİRE BİR İLGİLENİRİZ

Rehberlik dünyanın her yerinde aynı mı?
Dünyanın birçok ülkesinde turlara katıldım. Almanya’da, Avusturya’da, İsviçre’de, İspanya’da, Yunanistan’da, Mısır’da rehberlik yaptım. Genelde yurtdışındaki rehberler tarihi anlatır ve güzergah hakkında bilgi verir. Saat 17.00’de mesaisi bitince de turu bırakır gider. Oysa Türkiye’de rehberler, misafirle birebir ilgilenir, diyalog kurar. Bu da yabancıların hiç alışık olmadıkları bir şeydi. Türkiye’deki yaklaşım onlar için de çok farklı bir başlangıç oldu. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde tanık olmamışlardı. Rehberlik yaptığınız grupta, konuklarla tek tek ilgilenmek çok önemli. Rahatsızlanan bir turistin başında hastanede sabaha kadar beklediğim de oldu. Türklere özgü bu yaklaşım turistik gezilerde rehberlerin birer animatör gibi ön plana çıkmasını sağladı, yani tur sırasında bizler hep sahnedeyiz.

Ülkemize gelen turistlerin nitelikleri nasıl, anlatır mısınız?
2000’li yıllardan itibaren Antalya’da 5 yıldızlı oteller mantar gibi çoğaldı. Turizmle ilgisi olmayan ama turizmi rant olarak gören insanlar otelciliğe başladı. Profesyonel ekibe de gerek yoktu. Ucuza çalışacak, köylü gençlerden oluşan elemanlara yöneldiler. Otelciliği hiç bilmiyorlardı. Oteller çoğalınca fiyatları düşürmek zorunda kaldılar. Fiyatlar düşünce müşteri kalitesi de düştü. Orta sınıfın altı tatile gelmeye başladı bu kez aynı otelde kalmak isteyen varlılıklar bundan rahatsız oldular. İşçileriyle aynı otelde kalmak istemeyen patronlar paket turları reddetmeye başladılar. Orta sınıfın altında yaşayan ve paket turun parasını önceden ödeyen yabancılar 30-40 euro ile Türkiye’ye tatile gelmeye başladı. Marmaris’te “Bu da pakete dahil değil mi?” diye soran ve kendisini ilçeye götürecek minibüse para vermek istemeyen turistler hatırlıyorum. Bu dönemde kültür turları tarihe karıştı. 15 gün gelip otelden hiç çıkmayanlar var. Antik kente gitmek yerine muza binmeyi daha çok seviyorlar.

reh1

İZMİR TURU BAŞLATTIK

Turizmde son durumu değerlendirir misiniz?
Üç-dört yıldır sektörde durum daha da kötüleşti. Ülkenin belirli bir turizm politikası olmadığı için gelecekte ne olabileceği de belirsiz. Son dönemde Avrupa ülkeleriyle yaşanan zıtlaşma da yabancının ülkemizden daha fazla uzaklaşmasına neden oldu. Son yıllarda turizmle ilgili açıklanan rakamlar yanıltıcı. Çifte vatandaş olduğu için ülkemize yılda birkaç kez gelip giden gurbetçileri bile turizm istatistiklerine dahil ediyorlar. Geçen yıl ülkemize 8 milyon turist bile gelmedi. Bu yıl daha da kötü olacak. Artık gerçek anlamda turist hemen hemen yok. Rehberlerin yüzde 90’ı da bu yüzden yerli turistle çalışmaya başladı. Türkiye’ye kültür turu için gelen grup sayısı 10’u geçmez. Büyük turizm firmaları gemi tur programlarından Türkiye’yi çıkardılar. Efes, Bergama, İzmir’de turist rehberlerinin hepsi işsiz. Kültür rehberleri tamamen ortadan çekildi. Antalya’da otellerin yüzde 45’i bu yıl tesis açmayacak. Ruslar gelse bile hiçbir işe yaramaz. Ukrayna’dan gelenler çok alt tabaka. Şöyle örnek vereyim. Avrupalı turist Türkiye’ye geldiğinde turda 700-800 euro harcar. Paket turla gelenlerin harcaması yaklaşık 500 eurodur. Japonlar dahil Asyalılar 100 dolar civarında harcarlar. Ukraynalı’nın harcaması ise sadece 80 dolardır. Otellere kapandıkları için bundan esnaf da artık yararlanamıyor. Acenteler mağdur, otobüsler boş, taksiciler, faytoncular, restoranlar, kafeler artık iş yapmıyor. Avrupalılar’ın öğleden sonra pasta yeme alışkanlığı vardı. Türkiye’de bunun için açılan pastanelerin büyük kısmı da kapandı. Artık otel müşterisi kalmadı. Antalya’da 250 bin yatak var. 200 bin yatak boş. Artık oteller zorunlu olarak bayram tatillerinde yerli turiste yöneldi. Ot festivali gibi festivallerle biraz nefes almaya çalışıyorlar hepsi o kadar.

Yaşanan kötü dönemi atlatmak için planlarınız var mı?
Biz İzmir Rehberler Odası üyesi 15-20 arkadaş bir araya geldik. İzmir’de yerli turiste yönelik kültür ve gurme turları başlattık. Kadifekale’den başlıyoruz, Basmane, Aziz Nikola, Oteller Sokağı, Dönertaş, Agora, Kemeraltı’nda geziyoruz ve turu Kızlarağası Hanı’nda noktalıyoruz. İzmir’den ve bölgeden müşterilerimiz oluyor. İzmir’e özgü lezzetleri tattırıyoruz. Hiç bilmeyenler pidenin, şambalinin, söğüşün, dönerin, balık ekmeğin tadına bakıyor. Tadım turları düzenliyoruz. İzmirli tüccarlar ve iş adamları ile irtibata geçtik. Avrupalı müşterileri geldiğinde İzmir programlarına bir gün daha eklemelerini öneriyoruz. İzmir Ticaret Odası’nın önerdiği şirketlerle irtibat kurmaya başladık. İzmir Turizm Bölge Müdürlüğü’ne de gönüllü rehberlik hizmeti veriyoruz. Bir gecelemeli iki günlük programımız İzmir turu, Urla ya da Çeşme’de akşam yemeğinden oluşuyor. Turizm acentelerinden destek istedik ama hiçbiri yanaşmadı. Para kazanmıyoruz belki ama gelecek için bir yatırım yapıyoruz. Turizm Bölge Müdürlüğü’nden destek sözü aldık, gelişmeleri izliyoruz birlikte.

Buradan, Alsancak rıhtımının önünden gördüğünüz manzara nedir?
Türkiye turizmi için 1990’lı yıllar en parlak dönemdi. Şimdi Türkiye’ye gelen turisti bu ülkeye özgün ürünler yerine Çin malı ürünlerle karşılaşıyoruz. Türkiye özgünlüğünü hızla kaybediyor. Esnaf kar etmek için ucuza alıp ucuza satıyor. Kültür turları bitti. Artık aralarında internetten anlaşan üçüncü nesil turiste hitap etmek zorundayız. Gelen turist plajları dolduran Arap turistlerden tedirgin. İlk kez gelenlerin çoğu bunları Türk sanıyor, öyle bir imajla dönüyor ülkesine. Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yeniden güvenmeleri gerek. Birçok ülke ve halkı ülkemize kırgın. Artık günde üç-dört geminin birden yanaştığı iskeleler bomboş. Sektör mutsuz ve umutsuz. Eski turist artık yok ve turizmin eski yıllarına, eski canlılığına dönebilmesi için bir mucize gerek.

Son sözünü sordum Levent Renda’ya, dedi ki:
Rehberlik sigara alışkanlığı gibi, bırakamıyorsunuz kolay kolay. Rehberlik tam gün stand-up’dır. Bir gün sanatçı Demet Akbağ bizim için öyle demişti. İşimizi severek, başarıyla yaptık, yapıyoruz. 40 yılımızı verdik, mesleğin onuru kaldı, ama parası kalmadı…

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*