İzmir ruhunu kaybediyor


Pin It

Gökdelen yapmayı çağdaş şehircilik olarak gören yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Mimarlar Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr Halil İbrahim Alpaslan, kentin siluetinin hızla bozulduğu uyarısında bulundu.

“İzmir’i bir süre sonra çarpık kentleşme örneği olan İstanbul gibi yapmasından korkuyoruz. Ama İzmir maalesef bu yola girdi. Ve hepsinin dışında kentin silueti yok olacak. 21. Yüzyılda kendi kendine kent silueti oluşmaz, kentin ruhunu tasarlamanız lazım.”

RÖPORTAJ / ANIL DURAN

Wikipedia, Mimarlık mesleğini, “İnsanların yaşamını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekanları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratılıcılıkla inşa etme sanatı” olarak adlandırıyor. Hayatın her alanında bu sanatın izlerini ve yaşantımıza olumlu, olumsuz etkilerini hissediyoruz.
Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyeliği görevini sürdüren ve geçtiğimiz yıl Mimarlar Odası İzmir Şubesi başkanlığına seçilen Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Alpaslan ile uzun soluklu, keyifli, bir o kadar da bilgilendirici bir söyleşi yaptık. Alpaslan, Türkiye’deki mimarlık algısı, İzmir’deki kentleşme ve altyapı sorunlarına yönelik sorularımızı içtenlikle yanıtlarken, çözüm noktasında da aydınlatıcı bilgiler verdi.
Alpaslan Mimarlar Odası olarak öncelikli amaçlarını şu sözlerle açıkladı:

“Türkiye’de mimarlık mesleğinin daha modern hale getirilmesi gerekiyor. Öncelikli hedeflerimiz arasında bir takım yasal düzenlemelerin yapılması, mimarlık ortamının iyileştirilmesi ve yönlendirilmesi, mimarların belli kurallarla mesleğini icra etmesi, mimarlık eğitiminin nitelikli hale getirilerek öğrencilerin okullardan daha donanımlı mezun olmaları için çalışıyoruz. Ayrıca Mimarlar Odası’nın kamuya karşı da görevleri var. Kentimizdeki mimari gelişmelerden vatandaşımızı haberdar etmek ve onlar adına yapılan projeleri takip etmek bizim görevimiz.”

kordon

TEK HEDEF; RANT
Mimarlık alanında tekil olarak olumlu çalışmaların da yapıldığı kaydeden Alpaslan, “Ülkemizde son zamanlarda nitelikli yapılar tekil ölçekli olsa da var. İzmir’de belediyelerin öncülük ettiği mimari yarışmalar düzenleniyor. Bu yarışmalar sonucunda nitelikli projeler yapıldı. Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi, Yeşilova Ziyaretçi Merkezi gibi projeler ortaya çıktı. Yenileri de yolda. Bunun yanında maalesef olumsuz durumlar da var. İnşaat işi geniş kapsamlı. Sürekli değişen kanunlar, onlarca kez değişen yönetmelikler var. Hiçbiri nitelikli kentler yaratma adına düzenlenmiyor. Daha çok ranta dönük projelerin önü açılıyor. Müteahhitlerin kazanacağı yönetmelikler oluşturuluyor” sözleriyle endişelerini de dile getirdi.

KORUMA BİLİNCİ GELİŞMELİ
Türkiye’de kentlerin ve geniş alanların korunmasında sıkıntı olduğunu belirten Alpaslan, “Küçük yerleri koruyabiliyoruz, Birgi, Safranbolu nadir koruduğumuz yerler. Avrupa’nın iyi bir koruma kültürü var ve bunun tekniklerini geliştirmişler. Yerel yönetimler bu konuda söz sahibi. Sadece korumak da değil, yeni binaların da kentin estetiğine uygun yapılması lazım. Yapılar doğayla ne kadar insanla dost, tarihle barışık diyerek niteliği üzerinden kurmalıyız. Biz doğayı kent dışına atıyoruz. Hamburg’ta kentin içinde üzüm bağları var. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Atina’da kentin içinde orman görüyorsunuz. Ama bizde hala parkların altına otopark yapılabiliyor. Daha planlı işlerle Avrupa standartlarını yakalayabiliriz” ifadelerini kullandı.

MEGA PROJE GELİŞMEK DEĞİLDİR
“Bir süredir gelişmeyi mega projelere bağlayan bir anlayış var” diyen Alpaslan, “Ülkemizde şuan 3. köprü ve 3. havalimanı gibi dev projeler yapılıyor. Ama bunlar ekosistemden ekonomiye, insanların mağduriyetine kadar ciddi sorunlar doğuracak. Dünyada artık karayolunu, betonlaşmayı gelişme olarak sunan bir anlayış kalmadı. Hiçbir Avrupa ülkesi, otoyol yaptım diye övünmüyor. Hatta tam tersi olarak insanları toplu taşımaya yönlendirmek adına otoyolları şehir dışına kuruyor. Avrupa’da birçok kent merkezine otopark yapmazlar. Sizi toplu taşımaya zorunlu kılırlar. Ama biz de şehrin içine bunlar yapılınca gelişmişlik sayılıyor” ifadelerini kullandı.

KORDON’DA YİNE HATA YAPILIYOR
İzmir’in tarihinin milattan önce 8 bin ile 6 bin yılları arasına dayandığını belirten Alpaslan, “MÖ 2 binlerde Smyrna Köyü siluete katkı yapmıştır. Roma döneminden kalma Kadifekale de öyle. Büyükşehir’in önemli bir çalışması da Kadifekale’deki tiyatronun açığa çıkarılması. Tiyatro açığa çıkınca kentin siluetine önemli bir katkı sunacak. Bizans, Selçuklu ve Erken Osmanlı döneminde de mimarı yapılarla kentin siluetine katkılar var ancak daha sonra bu görüntüyü koruma gerçekleşememiş. Özellikle Osmanlı döneminde Kordon boyunca Levanten evleri ile Alsancak’ın görünümü mükemmelmiş. Ancak daha sonra binalaşma ile bugün orada 8 katlı apartmanları görüyoruz” diyor.
İzmir için mimarı anlamda iki önemli tehlike olduğunu vurgulayan Alpaslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci tehlike; Kordon’daki bina yüksekliği hattının yükselmesi. Yasal olarak bunun önü açıldı. Yapılar 8-9 metre daha yükseltilebilecek. Hatta Ticaret Odası’nın inşaatı mevcut durumda 8-9 metre yükseltiliyor. Tahribat başladı. Büyükşehir’in bunu engelleme konusunda hataları vardı. Oda olarak o zaman çok eleştirmiştik. İkinci tehlike ise; Bu uzun yapılar mikro iklimi etkiliyor. Hava sıcaklığında değişmelere neden oluyor. Kentin arka taraflarına rüzgâr girmesini engelliyor ve bu da hava kirliliği açısından olumsuz bir durum.”

İZMİR, ÇIKMAZ YOLA GİRDİ
İyi bir analiz ve planlama ile gerek duyulduğunda ihtiyaç olan bölgelere gökdelen yapılabileceğini belirten Alpaslan, “İzmir de 2000’lerin başında yüksek yapıların bulunduğu planlı bir kent merkezi yapalım denildi ve bunun için Bayraklı seçildi. Ama gökdelenlerin olduğu bölgelerde trafik, toplu ulaşım, kanalizasyon, su gibi ihtiyaçları geleneksel kent ihtiyaçlarınızdan farklıdır. Yola doğru çıkıldı ancak altyapı geliştirilmeden inşaatlara başlandı. Ve kentin içinde yüksek yapılar yükselmeye başladı” diyor.
Basmane çukuru olarak bilinen bölgede Kadifekale’den bile yüksek bir yapı oluşacağını belirten Alpaslan’a göre İzmir çıkmaz bir yola girdi. Alpaslan bu endişesini de şu sözlerle ifade ediyor: “Bunun İzmir’i bir süre sonra çarpık kentleşme örneği olan İstanbul gibi yapmasından korkuyoruz. Ama İzmir maalesef bu yola girdi. Ve hepsinin dışında kentin silueti yok olacak. 21. Yüzyılda kendi kendine kent silueti oluşmaz, kentin ruhunu tasarlamanız lazım.”

kulturKENTSEL DÖNÜŞÜM DAHA BAŞLAMADI
Mimari alandaki büyük sorunlardan birinin de kentsel dönüşüm olduğunu belirten Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı Halil İbrahim Alpaslan, “Türkiye’de kentsel dönüşüm daha çok inşaat çarkını döndürmek, bir takım kişilere ticari rant sağlama gibi amaçlarla yapılıyor. Onun için Türkiye’de yapılan yenileme çalışmalarına kentsel dönüşüm demek zor” tespitini yapıyor.
“Bir yapı yıkılıyor ve yenisi daha fazla kat çıkılarak, kar amaçlı bir şekilde inşa ediliyor ve bu da kentsel dönüşüm adı altında kamuoyuna sunuyorlar” diyen Alpaslan kentsel dönüşümde önemli kriterlerden birinin de orada yaşayan insanların mağdur edilmemesi olduğunu söylüyor.
Alpaslan, “İşlevini kaybetmiş, çöküntü bölümlerin kente yeniden katılmasıdır kentsel dönüşüm ve bazı ilkeleri vardır. Ekonomik, kültürel ve sosyal durumları hesaba katarak ve bunların gelişimi üzerine stratejiler belirlenmeli ve uygulamaya geçilmeli. Ama bizde bu işler yalnızca ticari boyutlarıyla düşünülüyor” diyor.

GÖZ ALICI KÜLTÜR MERKEZİ
Mimarlar Odası bünyesinde 2014 yılı Ocak ayında İzmir Mimarlık Merkezi açıldı. Merkezin büyük bir eksikliği tamamladığını belirterek sözlerine başlayan Alpaslan, “İzmir’e bir merkez kazandıralım diye yola çıktık. Sadece Mimarlar Odası’nın alanı olarak değil de bir kültür merkezi olmasını istedik. O süreçte Alsancak Tekel depolarından birini aldık ve restore ettik. Mimarlık Merkezi olarak herkesin girebileceği kültür merkezi haline geldi. Etkinliklerimiz artarak sürecek” diye konuştu.

 

kp

HALİL İBRAHİM ALPASLAN KİMDİR?
Halil İbrahim Alpaslan, 1977 yılında Urfa’da doğdu. 2000 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mimarlık lisans diplomasını aldı. 2005 yılında İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Tarihi Ana Bilim Dalı’ndan; “Anadolu’da Podyumlu Mezar Mimarisi, M.Ö.6.- M.Ö.4. Yüzyıl” başlıklı tezi ile Yüksek Lisans, 2014 yılında ise DEÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Restorasyon Ana Bilim Dalı’ndan; “Osmanlı Dönemi İzmir’inde Müslüman Cemaatin Sosyo-Ekonomik Olanakları ile Cami Mimarisinin Gelişimi Arasındaki İlişkiler, 17.–20. Yüzyıl” başlıklı tezi ile Doktora (Ph.D) derecesi alarak mezun oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde Yrd. Doç. Dr. olarak çalışan Alpaslan, 2016 yılı Şubat ayında Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı seçildi.

KÜLTÜRPARK GELECEĞE TAŞINMALI
Halil İbrahim Alpaslan’ın Kültürpark konusunda da endişeleri var. Alpaslan, “Oda olarak biz Kültürpark’ın yapılaşmasına karşıyız. Buranın yeşillendirilerek geleceğe taşınmasını istiyoruz ama İzmir Büyükşehir Belediyesi orada ciddi sorunlar yaratacak projeler tasarlıyor. Biz buna eleştiri getiriyoruz” diyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*