Buca Belediyesi, ateşle oynuyor

The following two tabs change content below.

Tayfur Göçmenoğlu

Tüm Yazıları

Son Yazıları - Tayfur Göçmenoğlu (Tümünü Gör)


Pin It

Buca’da yaklaşık 37 bin konuta, önümüzdeki günlerde pancur cezası yağacak.
Aslında böyle bir ceza uygulaması başladı bile. Öyle az buz değil, en düşüğü 600 liradan başlayarak, 6-7 bin liraya kadar yükselen tarifeden cezaların evrakları hazırlanmaya başladı bile.
İzmir, Akdeniz kenti. Özellikle yaz aylarında evlere vuran güneş, içerisini seraya çeviriyor. Pancur, bunun için gerekli. Zaten Buca’da evlerin yaklaşık yüzde 70’inde şu veya bu şekilde pancur kullanılmış.
Sadece güneşe karşı korunmak amacıyla değil; hırsıza ve toza gürültüye karşı da pancur bir hayli iş görüyor. Ama yapı talimatnamesi, pancura anlaşılan izin vermiyor.
Karşıyaka Belediyesi, buna çare bulmuş. Çünkü, böyle cezalardan birine muhatap olan vatandaş, dava açmış, Yargıtay da vatandaş lehine verilen kararı onaylamış. Artık Karşıyaka’da pancur davası ve kavgası diye bir şey yok.
Ama Buca’da durum öyle değil. Bürokratlar, bu cezanın kesilmesinden yana. Yaklaşık 37 bin konut, bu cezayı onlara göre hak etmiş durumda. Öncelik, ihbar yapılan yapılara. Bu yüzden Buca’da Buca Belediyesi’nin ilgili bürokratları, bir anlamda gammazcılığı da özendirme sınavı veriyor şu ara. İlçede bozulduğunuz biri varsa; koşuyor belediyeye ihbarda bulunuyorsunuz, ceza kesiliyor. Siz de canınızı sıkmamış oluyorsunuz.
….
Olayın baş rolünü Buca Belediyesi Yapı Kontrol Müdür Vekili Oral Tuncer oynuyor. Tuncer, bu konuda siyasi otoritenin telkinlerine de kulak asmıyor.
Tanık oldum:
Belediye Başkan Yardımcısı Murat Işık, kendisine bu konuda iletilen bir şikayet üzerine Oral Tuncer’i uyardı.
Şöyle dedi:
“Biz sosyal demokrat bir belediyeyiz. Vatandaşı sıkacak, üzecek işler yapmayın. Pancura gelinceye kadar daha neler var neler”
Ancak Oral Tuncer, nuh dedi peygamber demedi, bildiğini okudu. Çünkü iddiasına göre Büyükşehir Belediyesi, bu konuda bastırıyor, kendisine nefes aldırmıyor.
Garip ama böyle. Aynı Büyükşehir, Karşıyaka’ya bir şey demezken, niye Buca’ya desin?
Cezaları onaylayan Belediye Encümeni’nin üyesi ve Belediye Başkan Vekili Mahir Albaş da, yönetmeliği savunuyor ve “Bize öyle bir şekilde karar gönderiyorlar ki, itiraz etmemiz mümkün olmuyor” diyor.
Bir şeyler dönüyor ama bekleyelim, görürüz.

***
Bütün Dünya

Gençliğimizde star yayınlar vardı:
Şevket Rado’nun Hayat Mecmuası, Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık Dergisi, Yusuf Ziya Ortaç’ın Akbaba’sı ve Nebioğlu Yayınları’nın Bütün Dünya’sı…
Harçlıklarımız, hepsi birbirini tamamlayan bu birbirinden değerli dergilere giderdi.
Bütün Dünya, küçük boyutuyla ayrı bir sevimliydi ve tabii o ölçüde zengin bir içeriği vardı. Yazıların çoğu, tercümeydi ve sanırım; o yıllar için dünyanın en güzel yazılarıydı. Daha çok belgesel nitelikli bu yazıları keyifle okur, sayfaların sonlarına geldiğimizde de Mankafa Poldi’nin bir mizah çizgisi ile neşe bulurduk.
Bütün Dünya, uzun yıllar çıkmadı. Ta ki, Başkent Üniversitesi, ona sahip çıkıncaya kadar. Tanıdığım en usta gazetecilerden biri olan Mete Akyol, Prof.Dr. Mehmet Haberal’a bu derginin yeniden çıkarılması önerisinde bulundu ve kabul ettirdi. Haberal da derginin başına onu getirdi.
Mete Akyol’un yönettiği Bütün Dünya, geçmiştekilerini aratmayacak kalitedeydi.
Ancak 7-8 ay önce kaybettiğimiz Akyol, konu dergiden açıldığında geçmişe dönük bir tespitini de dile getirmişti. Nebioğlu Yayınları döneminde Bütün Dünya, gizliden Amerikan propagandası yapıyordu. Soğuk Savaş yıllarının en etkin taktiklerinden biriydi bu. Gizliden desteklemek.
Şimdi böyle bir durum yok. Mete Akyol’dan sonra derginin başına geçen Ufuk Akyol, böyle bir duruş sergilemeden kaliteli bir Bütün Dünya yayınlıyor.
Okumanızı öneririm. Fiyatı sadece 5 lira. Ama eminim, her sayısını saklayacaksınız.

***
Diskoteğin mucidi
İzmirli Fefo’dur

fefo-eşiyleYaklaşık 300 yıl önce Anadolu’ya göç eden İtalyan kökenli bir aileden gelen Fefo Capponi sayesinde insanlar, çılgınlığın ve fütursuzluğun sınır tanımadığı bir eğlence türü ile tanıştı. Bunun adı “diskotek”ti. Romantik bir geleneği hala sürdürmekte olan insanoğlu, bu kavramla 1960’lı yıllarda tanıştı. Önce çok yadırgandı. Oturup edebiyle müzik dinlemek varken, piste çıkıp “tepinmeye” benzetilen hareketler yapmak da neyin nesiydi?
Ama kim ne derse desin, kimse “Ahlak elde gidiyor, gençliği kaybediyoruz” gibi kaygıları dikkate almadı, diskotekler dünyayı bir ağ gibi sardı.
Fefo Capponi, Alsancak’ta şimdiki Kıbrıs Şehitleri’ne çıkan 1471 Sokak’taki bir evde doğmuştu. Alsancak İlkokulu’nda okudu. Daha çocukluğunda neşesi ve başarılığı ile isim yapmıştı. Parmak kadar bir çocukken, Alsancak’ta çocukların üye olduğu bir yüzme kulübü kurmuş, ismini de “12 Kurbağa Yavrusu” koymuştu.Yüzme büyük tutkusuydu. Daha ileriki yıllarda Manş’ı yüzerek geçmiş ve isim yapmıştı.
Fefo, 1947 yılında öğrenimini tamamlamak için İtalya’ya gitti. Burada da yüzmeyi sürdürdü. Nil Maratonu’na katıldı, Mısırlıların ünlü “Amon Balığı” Hasan Abdürrahim’i geçti. Manş’ı yüzerek geçip iyice para ödülü kazanınca Belçika’ya geçip eğlence sektörüne atıldı. Ortak olduğu bir kulübü, sonra hisselerini alıp üzerine geçirince, sunduğu cazip programlarla kazancını 6 ayda 6 kat artırdı. Kulüplerinin yenilerini açtı.
Bir gün , gece kulüplerinden birinde öğrenemediği nedenden orkestra görevine gelmeyince adeta şoke oldu. Saatlerce masasında “Ne yapabilirim?” diye düşündü. Salon dopdoluydu ve herkes müziğin başlamasını bekliyordu. Odasından çıktı, doğruca evine gitti, ne kadar dans plağı varsa kapıp kulübe getirdi. Bunları sırayla çalmaya başladı. Pist bir anda dolmuş, insanlar çılgınca dans ediyordu. Orkestra gelmiş gelmemiş, aldıran yoktu. Fefo’nun keyfi yerine geldi. Bu model tutmuştu. Adını da “Diskotek” koydu. Orkestrayı kovdu. Bu salonda sadece plaklarla müzik yayını yaptı. Müşteri sayısı arttıkça Brüksel’in diğer semtlerinde de yenilerini açtı. Adı “Diskotek Kralı”na çıktı. Diskotekler, bütün dünyada hızla yayıldı. Orta gelirlilerin ucuza eğlenebilecekleri mekanlar oldu.
Fefo Capponi, 1969 yılında İzmir’e geldiğinde görüştük. Yakışıklı, neşeli, sevimli, candan bir delikanlıydı. Ne de olsa Akdeniz kanı taşıyordu. Daha o zaman “Avrupa’da 70’e yakın diskoteğim var” diyordu.Türkiye’de de bu tür eğlence mekanlarının beklentiye cevap verecek nitelikte olduğunu savunuyordu. Tam bir İzmir aşığıydı. Ailesi, hala İzmir’de yaşıyor.

***

Ege mutfağı
nakavt oldu

keebap-resim-buyuk-kullanilsinEge mutfağı ile beslenen İzmirliler, kebap kültürü ile 1967 yılında tanıştı. Mehmet Güçlü, Basmane’de bir kebap dükkanı açarak, öncelikli; Urfa’dan gelip burada ot yiyerek elden ayaktan kesilen hemşehrilerini doyurmaktı.
Ancak zaman içinde sunduğu kebaplar, öylesine ilgi topladı ve öylesine beğenildi ki, kısa zamanda Mehmet Güçlü, bir marka olup çıktı. Güçlü, o yıllarda Büyük Efes’in efsane baş aşçısı İlyas Usta’ya, onun öldürülmesinden sonra yerine geçen Nevzat (Peker) Usta’ya bile, ısmarladıkları kebapları paket servisiyle gönderdi.
“Ben, İzmir’de otu ete çevirdim” diye övünen Güçlü, patlıcanlı ve kemeli kebaplarıyla övündü hep ve “Sevgi ve el marifeti, kebaba lezzet kazandırır” diye haklı olarak övündü.
Şimdi onun bayrağını Şanlıurfa ocakbaşı ile Ali Öncel taşıyor.
Öncel de bir kebap uzmanı ve iyi etin, her zaman iyi kebap için temel malzeme oluşturduğuna inananlardan. Malzemeden çalınmadıkça iyi kebap yapılacağını savunan Ali Öncel, iyi kebapçılar sayesinde İzmir’de bine yakın mekan bulunduğunu ve bu mekanların, ev yemeği sunan lokanta sayısını geçtiğini de belirtiyor. Karadenizliler’in bile kebap satmaya başladıklarını anlatan Öncel, Ege mutfağının nakavt olduğunu da vurgulamadan geçemiyor.
Mehmet Güçlü, iyi etin; bir hafta ahılda tutulan hayvana bolca tuz verilerek ve onun yine bolca su içmesini sağlayarak semizlenmesiyle elde edildiğini de söylemeden geçemiyor.
Güçlü, ”Her kebap, içki mezesi olmaz. İçki mezesi olacak etin ayrı bir şekilde terbiye edilmesi lazım” diyor. Bu arada Urfa dışından çıkan kebapçıların da kendileriyle karıştırılmamasını istiyor ve “Özellikle Gaziantep kebapçıları, malzemeye etten çok sarımsak katarlar, bilesiniz” diye bir tespit de yapıyor.
İşin erbabı o ve Ali Öncel. Başka ne diyebiliriz ki?

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*