Ölmekten beter oldular


Pin It

Çoğu ülkesindeki savaştan ve kötü koşullardan kaçarak önce Türkiye’ye sonra da İzmir’e sığınan mültecilerin derdi bitmiyor. 50 liralık evlerde 300-500 lira kira ödeyerek oturuyorlar

Umut KARAKOYUN / ÖZEL – Ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan mülteciler, hayatta kaldı kalmasına ancak ölümden beterini yaşadı. Barınma sorunundan tutun da beslenmeye kadar bir çok zorlukla karşı karşıya kalan mülteciler, günlerce sokaklarda yatıp kalktı. Kırık dökük de olsa şimdilerde bir çocuğunun evi var. Basmane Mülteci Dayanışması Temsilcisi Yalçın Yanık, mültecilerin zor sınavını anlattı. Oturulmayacak, sağlıksız, 50 liraya tutulan evlerin 300-500 liralara kiralandığını söyleyen Yalçın Yanık, küçücük çocukların çalışmak zorunda kaldığını belirtti. Mültecilerin hayatlarını az da olsa kolaylaştırmak için çeşitli çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Yanık, “Bizim ruhumuzda dayanışma var” diyor. Basmane Mülteci Dayanışması Temsilcisi Yalçın Yanık, aslında deri sektöründe çalışıyor. Deri Tekstil Kundura İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin kuruculuğunu yapan Yanık, aynı zamanda başkanlığını da yürütüyor. Bu nedenle dayanışma ve mücadele kavramları aslında onun yaşam biçimi. Gönüllü vatandaşlarla birlikte Basmane’nin her köşesinde ama acı ama tatlı ayrı ayrı hikayesi olan mültecilerin yaşamlarını kolaylaştırmak için çabalıyorlar.

yalcın-yanık

DAYANIŞMA NASIL DOĞDU?

İzmir’e gelen mültecilerin yaşam standartlarını yükseltmek için çabalıyorsunuz. Bu mücadele nasıl ve neden doğdu?

Yalçın Yanık: İlk önce deri tekstil ve kundura işçileri arasında uzun yıllar önce dayanışmayı sağlamak için çalışmalara başladık. Bizim ruhumuzda dayanışma var. 5 yıl önce Suriyeliler ilk Türkiye’ye gelmeye başladığında mesleği olanlar iş hayatına atıldı. Biz o zaman o insanlarla dayanışma içerisine girdik. Mültecilerin barınma sorunlarını az da olsa çözdükten sonra iş hayatına yöneldiler. İş hayatına girenler dilleri döndüğü kadar kendilerini ifade ettiler. Ama bu insanların iş hayatında sömürüldüğüne tanık olduk. Mülteci işçileri örgütledik. Kural dışı çalışma varsa devletin resmi birimlerini harekete geçirmek için yoğun mücadele verdik. Sigortasız çalışanlar için denetimlerin arttırlmasını sağladık. Sağlıksız çalışma ortamlarının incelenmesini istedik. Ölen biziz. Bu nedenle çeşitli çalışmalar yaptık. İzmir Valiliği ile görüşmeler yaptık.

SİGORTALI SAYISI ARTTI

İş hayatında kuralsız şekilde çalıştırılan mülteciler için yaptığınız çalışmalar sonuç verdi mi?

Yalçın Yanık: Bir çok kurumun kapısını çaldık. Bizim yaptığımız çalışmalar sonunda denetimler sıklaştı ve sigortalı olarak çalışan mültecilerin sayısı arttı. Bizim baskımız işe yaradı. Ayrıca kayıt dışı çalışan Suriyeliler, işverenin cebine artı kar girmesini sağlıyor. Haksız rekabet. İzmir’e gelenlerin çalıştığı sektörlerin başında inşaat var. Bir çok kişi de karton toplamaya başladı. Mesleği terzilik olanlar İzmir’de daha kolay iş buldu. Çünkü burası küçük ölçekli sanayi bölgesi. Işıkkent’te bulunan Ayakkabıcılar Sitesi’nde ilk etapta 8-10 mülteci çalışmaya başladı, daha sonra bu sayı arttı. Sayı biraz artınca bu insanlar dikkat çekmeye başladı. Bizim yerli vatandaşlar iş ararken, küçük işletmelerin Suriye’den gelenlere iş vermesi tepki çekti. Böyle olunca vatandaşlara da ‘biz işsiziz, zaten yılın belli aylarında çalışıyoruz. Kısıtlı olsa da çalıştığımız işler Suriyelilere verilince bizler işsiz kaldık’ diyerek tepkilerini yükseltmeye başladı.

SURİYELİLER ÖRGÜTLENMELİ

Mültecilerin İzmir’de iş hayatına girmesi ile birlikte bazı sorunlar da yaşanmaya başladı. Vatandaşların ‘mülteciler düşük ücretlere çalıştığı için piyasayı kırıyor’ tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yalçın Yanık: 30 yıl boyunca aynı sektörde sigortasız ve düşük ücretlere çalışıyorsak bu mültecilerin sorunu değil. Patronların çağ dışı çalıştırmalarına bizler göz yummuşsak, kendi çıkarlarımızı koruyamamışsak bu Suriyelilerin sorunu değil. Eğer bizler örgütlü olsaydık, sigortasız çalışmasaydık işveren bizi kıdem ve ihbar tazminatlarımızı vermeden kapının önüne koyamazdı. Böylece Suriyeliler de bu kadar rahat çalışamazdı. Tabiki çalışmalarını arzu ederiz ama en azından piyasada fiyatları kırmayacaklardı. Eşit işe ücret. Herkese iş verilmeli ve herkes sigortalı ve sendikal haklarla çalışmalı. Irkçılık ve ayrımcılık olmasın diye Suriyelilerin örgütlenmesini istedik. İş, ekmek herkese lazım. İşimize ve ekmeğimize sahip çıkalım. Şuanda Işıkkent’te 4 bin Suriyeli’nin çalıştığı iddia ediliyor. Mülteciler tekstil sektöründe de yoğun olarak çalışmaya başladı. Suriyelilerin İzmir’deki bir çok sektörde çalışması, onların sorunu değil. Çalışmak ve geçinmek zorundalar. Bu insanların hayatlarını sürdürmesi için çalışmaları gerekiyor.

7e890

BASMANE DAYANIŞMA MERKEZİ

Basmane şu sıralar bir çok mülteciye kucak açmış gibi.

Yalçın Yanık: Evet, burası mültecileri bağrına bastı. Biz de dayanışmayı Basmane’de sürdürmeye karar verdik. Mültecilerle dayanışma içerisinde olduk ve bunun devamı geldi. Dayanışma ruhu arttı. Daha sonra Basmane’de çimlerde, sokaklarda yatan mültecilerin yanına gittik. Onlar için yapılması gerekenleri belirledik. Ardından atıl şekilde bekleyen bir binayı düzenledik. Dayanışma büyüdü, Türkiye’nin dört bir yanından buraya yardım geldi. Burası İzmir’in en çok göç aldığı nokta, karmakarışık bir yer oldu. Ezilenlerin, işsiz kalanların, sokakta yaşayan insanların buluşma adresi, yaşam alanı oldu. Artık yaptığımız yardımlar, yiyecekten çıktı. Ev eşyası yardımları yapmaya başladık. Kimin ne ihtiyacı varsa gelen yardımlar doğrultusunda mültecilere götürdük. Onlar bizlere alıştı biz de onlara alıştık. Burada çalışan arkadaşlarımızın hepsi gönüllü olarak çalıştı. Mültecilerin şimdilerde hastane ihtiyaçları, okul ihtiyaçları ortaya çıktı. Dayanışmayı güçlü şekilde sürdürüyoruz.

AÇLIKTAN ÖLECEKLERDİ

Zaman zaman ‘Kendi ülkemizde mülteciler kadar değerimiz yok’ söylemleri dillendiriliyor. Mültecilere yönelik yardımlar, kentimizdeki diğer yoksul vatandaşlar arasında bir haksızlık gibi algılanıyor.

Yalçın Yanık: Mültecilerin, devlet veya belediyelerden yardım aldıklarını ben açıkçası görmedim. Öyle zamanlar olduk ki bazı mülteciler açlıktan ölecek duruma geldi. İki yıl önce 15-20 gün boyunca hiç yıkanmayan insanlar vardı. Sokaklarda yattılar günlerce. Onlar savaştan canını kurtardılar ama burada bambaşka bir şey yaşadılar. Biz bunların görünür hale gelmesi için bir çığlık attık. Herkes birşeyler yapsın ki insanlığımızı unutmayalım istedik. Ve yapılanları görünce ‘insanlık ölmemiş’ dedik. İnsanlar, siyasi düşüncesini, hayata bakış tarzlarını belli etmeden mülteciler ile dayanışma içerisine girdiler. Gönüllü öğretmenler aracılığıyla öğrenciler türkçe, matematik, ingilizce dersleri alıyorlar. Bu tip dayanışma evlerinin çoğalması gerekiyor. Biz bu yardımları yaparken, ‘bizim de ihtiyacımız var. Bizleri de görün ve elinizin tersi ile itmeyin’ diyen vatandaşlar çıktı. Bunun da farkına vardık. Daha önce de bu insanların çaresizliklerinin farkındaydık ancak onların sorunlarına hiç dokunmadık. Kendi içimizde dayanışma ruhunu hiç geliştirmemişiz. O nedenle insanlar Suriyelilere tepki gösteriyor. ‘Biz de açız ama bizi kimse görmüyor, mültecilere ise yardım yağıyor’ diye içlerinde bu insanlara karşı öfke birikiyor. Mültecilerin artık bir şekilde görünür olması gerekiyor. Onların da üretmesi ve ülkeye katkı sunması bu sayede olur. O zaman Suriyelilere karşı düşmanca tavır da son bulur.

200 BİN ÜZERİ MÜLTECİ VAR

İzmir’de yaşayan mülteciler, genel olarak hangi iş kollarında çalışıyor? Şu sıralar sokaklarda fazlasıyla çalışan çocuk görüyoruz. Bu çocuklar öyle görünüyor ki okula da gitmiyor.

Yalçın Yanık: Resmi rakam yok elimizde ama yaptığımız çalışmalara göre aşağı yukarı İzmir’de 200 binin üzerinde Suriyeli var. Tarım kesiminde çalışan mülteciler en çok suistimale uğrayan kesim. Tarlada çalışanlar çok düşük ücretler alıyor. Sağlık hizmetlerinden kısıtlı şekilde faydalanıyorlar. Hijyen yok. Mültecilerin tarım alanlarında çalıştığı yerlerde gerçekten denetime, müdahaleye ihtiyaç var. İş kazaları oldukça yoğun şekilde yaşanıyor. Ama mülteciler işlerini kaybetme korkusu nedeniyle bu durumları kimseyle paylaşmıyorlar. İşe ihtiyaçları var. Tarım işçileri çok daha ucuz çalıştırılıyor. Suriyeli anne ve babalar, çocuklarını mülteciler için açılan okulların dışındaki okullara da göndermeye başladı. Çünkü onlar, çocuklarının bu topluma çabucak adapte olmasını istiyor. Okula gitmeyen çok fazla çocuk var. Okula gitmeyen çocuklar çalışıyor. Çünkü çocuk işçiliği çok. Karton topluyorlar, tekstil sektöründe çalışıyorlar. İşverenler, mülteci anne ve babalara iş vermiyor. Çünkü onlar yaşlı ve onları kontrol altında tutmak zor. Fakat aynı işi çocuklara, daha az ücretle yaptırabiliyorlar. 50 ile 150 lira arasında haftalık alan mülteci çocuklar, ailelerini geçindirmeye çalışıyorlar. Okulu bırakan çok çocuk var. 11-12-13 yaşlarında bu acımasız piyasanın içerisinde hayatta kalma savaşı veriyorlar. Ailelere bu çocukları çalıştırmamalarını söylüyoruz. Onlar da bize ‘çocuklar çalışmazsa ne yiyeceğiz, nasıl geçineceğiz’ diye soruyor.

İNSAN TİCARETİ MESLEK OLDU

Mültecilerin, İzmir’i kaçış noktası olarak tercih etmesi, ‘insan kaçakçılığı’ kavramının sık sık telaffuz edilmesine neden oldu. Ölümleri hatırlatan bu kavramın hayatımıza bu kadar girmesinin nedeni nedir sizce?

Yalçın Yanık: Basmane sokaklarında göz göre göre insan ticareti yapıldı. Mülteciler akşamları otobüslere doluşarak, taksilere binerek gittiler. Her yerde ucuz, adi can yelekleri satıldı. Kimse kontrol etmedi, denetim olmadı. O ölümlerden herkes sorumlu. İnsan ticareti meslek haline geldi. Kapıları açtılar ve mülteciler Türkiye’ye geldi. Tamam güzel bir şey. Ama bundan sonrası ne olacak? İzmir’de bu insanlar sokaklarda, çimlerde, cami önlerinde yattı. Camilerin kapılarını kapattılar, çimleri suladılar, fuarın kapılarını kapattılar. O zaman belediye ve devlet neredeydi? 15-20 gün yıkanamayan insanlar oldu. Bu süre içerisinde Suriyeliler her türlü mağduriyeti yaşadı. İkinci kez öldüler. Kamp dışındaki mülteciler her türlü suistimale açık.

ÇOCUKLARIN ÇOCUĞU VAR
Suriyeliler arasında evlilik oranlarının son derece yüksek olduğuna dikkat çeken Yalçın Yanık; “Küçük yaşta evlilikler had safhada. 12-13-14 yaşındaki kız çocukları evleniyor ve bu küçük kızların bebekleri var. Ne yazıkki onların kültürü bu. 3 yıl önce gelen aileler, çocuk konusunda biraz daha bilinçlenmeye başladı. Türkiye’de çocuk yapmamak gerektiğini düşünmeye başladılar çünkü burada çocukların karnını doyuramayacakları endişesine kapıldılar” dedi.

YIKIK EVLER KİRAYA VERİLDİ
Basmane bölgesinde mülteciler gelmeden önce bir çok evin kiralık olduğunu dile getiren Yanık, şimdi bir tane boş evin dahi olmadığını açıkladı. Yanık; “ Hepsi tutuldu. Mahallenin kurnazları, mafyası yıkık dökük harabe evleri kiraya vermeye başladı. Yıkım tehlikesi olan bütün evler, hatta belediyenin üstüne ‘dikkat yıkılabilir’ levhası yerleştirdiği evler bile mültecilere kiralandı. Elektriği, suyu olmayan kaçak binaları kiraya verdiler. 50 liralık yerlerin kirasını, 300-500 liraya çıkardılar. En sağlıksız evlerde şimdi Suriyeliler oturuyor ve kiraları çok yüksek. Bütün evlerin içinde böcekler var” sözleri ile isyan etti.

MÜLTECİ DEĞİL MİSAFİR
Mülteci haklarının daha farklı olduğu için mültecilerin misafir olarak kayıtlara geçirildiğini ileri süren Yalçın Yanık, şunları söyledi: “Mülteci haklarından faydalanmamaları için onlara misafir deniyor. Ve böylece mülteci haklarından faydalanamıyorlar. Savaş bittiğinde mültecilerin yüzde 80’i vatanlarına geri döneceğini söylüyor. Çünkü onların imkanları daha fazla. Hatıraları, yaşanmışlıkları var. Deniz yolundan kaçışlar azaldı. Suriyeli insanların yaşadıkları yerler, kaldıkları evleri bir görseler savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlarlar.”

SAVAŞIN YARATTIĞI YIKIM
Savaşın yeryüzünde yarattığı tahribatı görüp savaştan uzak durulması yönünde açıklamada bulunan Yalçın Yanık, mültecilerin yaşadıkları evlere bakılması halinde savaşayın yarattığı tahribatın gözle net bir şekilde görüleceğini dile getirdi. Yanık; “Savaş, Basmane’de beton üzerinde günlerce aç susuz şekilde yatmaktır. Savaş, kendi vatanından uzakta hiç bilmediğin bir ülkede çaresizliğin ortasında öylece kalmaktır. Mültecilerin yaşadığı evlere bakarlarsa savaşın yarattığı yıkımı görürler. İnsanların savaştan uzak durması gerekiyor. Savaşı buradaki insanlar çıkarmadı. Bilgisayar başındaki, bir odanın içindeki insanlar bu savaşı çıkardı. Savaşı onlar çıkardı ama bedelini bizler ödüyoruz” dedi.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*