Yazar Arşivi: Haluk IŞIK

Dil ve meram

650 küsur yıl bir ailenin egemenliğinde, din ve tahtın tartışılamaz kuralları içinde yaşamanın, toplumsal genlere sirayeti kaçınılmaz bir durumdur. Bireyin kul, toplumun ümmet olarak kabul edilmesi, aldığın nefesten oturduğun iskemleye kadar her şeyin Tanrıya ve kendisini onun yeryüzündeki gücü-iradesi-temsilcisi konumunda gören taht sahibine ait olduğuna inanılması, günümüzün koşullarında kolaylıkla algılanacak bir durum değildir. Bu anlayışa göre, dünyadaki istikrar ancak bu ... Devamını Oku »

Yürümek

Nazım Hikmet’in aynı adlı şiiri, aslında her şeyi özetler, ama tarihe bugünden de notlar düşmek gerekiyor. Çünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ona farklı ve çarpıcı bir sayfa ekliyor. Binali Bey ne kadar itibarsızlaştırmaya, Bahçeli Efendi ne kadar terörize etmeye, liboş tayfası ne kadar alay etmeye, solculuğu kendinden menkul kafası karışıklar ne kadar saçmalamaya kalkarsa kalksın, Türkiye ve dünya tarihinde ... Devamını Oku »

Tip’oloji

Başlık niye böyle diye sorulmasın. Meramımızı anlatalım, onu da açıklarız. Her süreç, her dönem, her iklim yeni insan modelleri yaratır. Abdülcanbaz’dır, Zübük’tür, Ayı’dır, Müfettişler Müfettişi’dir, Murtaza’dır, Vicdani’dir adları. Dönemlerin yarattığı bu modeller, Turhan Selçuk, Aziz Nesin, Muzaffer İzgü, Orhan Kemal, Haldun Taner gibi ustalar sayesinde “ölümsüzlüğe” kavuşmuştur. Iago Shakespeare’in, Cimri Moliere’in, Don Kişot da Cervantes’in sayesinde, dünya edebiyatına kazandırılmıştır. Ülkemize ... Devamını Oku »

Demokrasi diye diye…

Biz sanatçıdan, estetik ve düşünsel açıdan bizi yolculuğa çıkaracak ürünler bekleriz. Yapması gereken budur çünkü. Mimardan, doktordan, öğretmenden, çöpçüden, kunduracıdan beklentilerimiz de buna benzer. Hepimiz, bireysel ya da kurumsal yapılarda, kendi yeteneğimiz, becerimiz ve yetkinliğimiz oranında yer alır ve ürettiklerimizi topluma sunarız. Bunu yaparken, karşılıklı güven esasına göre yaşadığımızı biliriz. Öğretmenlere güvendiğimiz için çocuklarımızı okula gönderir, bakkala güvendiğimiz için yiyeceğimizi ... Devamını Oku »

Yüksek Basınç

Gazeteci kisvesiyle, bavul dolusu evrak teslim ederken görüntülendi. Önce alkışlandı, sonra tutuklandı. Savcı cübbesi giyiyordu, dava üstüne dava açıyordu, soru sorulamaz, hikmetinden sual olunamaz tavrı sorgulanamazdı. Önce alkışlandı, sonra bir havaalanında memleketten tüyerken görüntülendi. Hâkimdi, duruşmalarda tespih çeker, uyuklar, ali kıran baş kesen havalarda, duruşma salonlarını terörize edip, ahalinin üstüne su sıktırır, gaz bombası attırırdı. Sonra, yobaz bir çetenin üyesi ... Devamını Oku »

Yobaz dile gelince!

“Ağzından lağım akar” deyip, yazıyı bitirmek mümkünse de, tarihe not düşmek adına iki kelam etmek gerekiyor. Bu sürüden birkaçı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, annesi Zübeyde Hanım ve manevi kızı Afet İnan için, ahlakın, erdemin ve insanlığın tüm sınırlarını zorlayarak küfretti. İlk değildir, son da olmayacaktır. Asıl hayret etmemiz gereken şey ise, ahalinin sanki ilk kez ... Devamını Oku »

Nasılsınız?

Böyle sorulunca, genellikle “Türkiye gibiyim” yanıtı veriliyor, alınıyor. Duyarlı, çağından, toplumundan ve ülkesinin geleceğinden yana kendini sorumlu hisseden herkes için, bu yanıtın olumlu bir içerik taşımadığı belli. O nedenle yanıtın açılımı da net: “İyi değilim, iyi olamayız.” Bu satırlara, bir yakının mutluluğuna eşlik etmek üzere gelinmiş İstanbul’un, Zeytinburnu adlı semtinde cumartesi başladım, Pazar sabahı Karşıyaka’da sürdürüyorum. Olası dağınıklığı, yol yorgunluğuna ... Devamını Oku »

1 Mayıs

Mayıs mı o kapıda duran? içeri alın, terini silin su içirin kurumasın yaprakları gizleyin ölü işçi fotoğraflarını kırılmasın kalbi tam da yürüyüşe geçecekken… Mayıs mı o kapıda duran? koyverin hasretin o vakur tahammülünü sıkıca sarılın, bırakın düşsün kasketi selamını söyleyin, selam bile bırakamayanların ama gerçeği ve yalnız gerçeği de söyleyin faşizmin gölgesini, çardak serinliğine yormasın… Mayıs mı o kapıda duran? ... Devamını Oku »

Bahar gecikti

İçerde kış yaşanırken, dışarda bahar olmazmış. Doğa bunu kanıtlamak istercesine, baharı bir türlü ya da gereğince bağışlamıyor. Çünkü bunun da bir hak ediş bedeli var. Mecaza, ironiye, kinayeye sığınmadan söylüyorum bunu. Geçenlerde bir fotoğraf vardı, gördünüz mü? Kutupta dev bir buz kütlesinin üstünde, onu ana karadan ha kopardı ha koparacak bir yarığı gösteriyordu. Kütlenin kopmasıyla denizler yükselebilir, dengeler bozulabilirmiş. Uzmanlar ... Devamını Oku »

Geleceği seçmek

Halkların, ulusların, ülkelerin geleceğini seçme ya da belirleme hakları, aydınlanma çağının eseridir. O güne kadar, beylerin, ağaların, kralların, imparatorların, din ve feodalizmin belirlediği hayat ve sistem biçimleri, bilimin ve felsefenin yol göstermesiyle sorgulanmaya başlamış, dünyanın böyle gitmeyeceği anlaşılmış ve demokrasi bilinci giderek serpilen bir ağaç gibi meyvelerini vermeye koyulmuştur. Bu kısa özette, koskoca bir insanlık tarihi vardır. Ellerindeki iktidarı halka ... Devamını Oku »